Algılamak, bir anlamlandırma sürecidir. Bu sürecin yönetimi, beklentiyle doğrudan ilişkilidir. Beklentilerimiz karşılandığı müddetçe algıladıklarımızdan ve kendimizden şüphe etmeyiz. Bir alışkanlığa dönüşür yaşamak. Ne zaman ki beklentilerimiz ve karşılaştıklarımız, elde ettiğimiz veriler çelişir; o hâlde bir sorgulama süreci de başlar. Acı çekmek böyledir mesela. Birden bire ne oluyor, der insan, neden benim canım yanıyor? 

Acı durdurur.

Düşündürür. 

Acı, fark etmek zorunda kılar.

Tökezlemese insan, dizinin yerini bilebilir mi hiç? Asla kaybetmesek, kazanmak anlamlı mıdır? 

İnsanın hep sahip olduğu ve öylece algıladığı her şey böyledir. Elbette vardır ama pek anlaşılmamış ve fark edilmemiştir. Mesela doğuştan gören sağlıklı birisi için görmek olağandır, işleyen mekanizmayı anlamaya imkân yoktur. Ancak yıllarca sürmüş bir körlüğün ardından ameliyatla görme yetisini kazanmış hastalardan bildiğimiz üzere, bu zahmetli bir süreçtir. Çünkü hasta, görmeyi öğrenmek zorundadır (Eagleman, 2017). Bu süreçte göz, tüm çıktıları yorumlamak, değerlendirmek zorundadır. Bizler de gözlerimizin gerçek dünya hakkında bize söylediklerine inanmaya başlarız. Fiziksel koşullar çerçevesinde algılar, varsayarız. Doğuştan beri gören insanlar için bunun bir inşa meselesi olduğunu anlamak hiç de kolay değildir (Eagleman, 2017). Ne var ki illüzyonlar her zaman sihirbazların işi olmadığı gibi, halüsinasyonlar ve hezeyanlar da sadece psikolojik hastalıklarla ilgili olmayabilir. Gölge ve ışık oyunlarını düşünün; bir tümsek aslında bir çukur da olabilir, öylece duran bir cisim hareketli de algılanabilir. Bu, ciddi boyutlara da varabilir hatta. Çünkü beyin ve göz arasındaki iyi bir iş birliği, bizi kolayca yanıltabilir. Tıpkı Anton sendromunda olduğu gibi.

Beynin fazla kanlanmasına bağlı körlüğün geliştiği Anton sendromunda, hasta göremediğini inkar eder. David Eagleman’ın Incognito kitabından hareketle:

“Ellerinizle 5 parmağınızı gösterseniz ve kaç parmak olduğunu sorsanız emin bir şekilde 3 diyecektir. Üzerinizdeki pembe tişörtü sorsanız beyaz diyecektir. Tüm bu cevaplar eksik olmakla beraber, tam olarak yalan değildir. Hasta görmediğini inkâr eder, çünkü gerçekten bir görme deneyimi yaşamaktadır. Fakat bu görüntüleri içeride üretmektedir. Bu sendromda en büyük problem, hastanın beynindeki aşırı kanlanma sonucu hastaneye başvurmamasıdır. Çünkü kör olduklarının farkında değillerdir. Bir şeylerin ters gittiğini anlayana kadar epeyce eşyaya çarpmaları gerekir.’’ 

Yani dışarıdaki gerçeğe çarpa çarpa, acı sayesinde farkına varabilirler. Aksi takdirde ne teşhis ne de düzelme mümkün olacaktır. Tüm bunlara neden olan, beyin ve göz arasındaki sessiz anlaşma yani iç modellemedir. Bu tasarım yeni bir gerçeklik tasarımı oluşturur, ta ki aslolana çarpana dek. İlk başta kulağa garip gelse de sosyal hayat da böyledir. Beklentilerimiz, ön yargılarımız, grup içi hemfikirliklerimiz bir tür içsel modellemedir. Mesela:

Hiç görmediğiniz birinden nefret ettiniz mi? Aslında edebiliyoruz.

Hiç aşina olmadığınız bir geleneği, kültürü yargıladınız mı? Aslında sıklıkla yaparız.

Bizler de tıpkı gözlerimiz gibi, sadece anlamlandırmaya çalışırız. Birinin hem iyi hem kötü özellikleri olduğunda, hangisi parçayı bütünleştirmede faydalıysa onu seçebiliriz. Sosyal hayata dair öngörülerimiz, ön yargılarımız, beklentilerimiz vardır. Bunlar da inşa edilirler. Bunların gerçekliğinden şüphe etmeden yaşamak, algılamaya devam etmek pekâlâ mümkündür. Fakat bir gün tüm bunların kaynağını merak edip karşılaşmak isterseniz ön yargılarınız sizi şaşırtabilir, gerçekler canınızı yakabilir. Endişelenmeyin, işte şimdi fark ediyorsunuz…

CEYDA ÖZKAN

Benim için önce düşünmek gelir. Oldukça dağınık bir zihnim vardır. Eğer düşünmek istediğim şeyler söz konusuysa fiziksel dünyayı sıfırlayabilirim. Bu yüzden kaybettiğim anahtarların, sınavlarda cevaplamayı unuttuğum soruların haddi hesabı yoktur. Anlamlı bulduğum şeylerin peşinden giderken de bir o kadar kararlı hatta inatçı olabilirim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir