Bilimsel bilgiyi, bilimsel ilerleme açısından şu anda bizden çok daha önde olan Batı medeniyetinden alıyoruz. Ancak sadece bilgi almıyoruz. O bilgiyi nasıl anlayacağımızdan, yorumlayacağımızdan tutun da nasıl elde etmek “zorunda” olduğumuza kadar uzanan çok geniş yelpazeye sahip bir metodolojiyi de beraberinde bize sunuyor Batı. Rasyonel olan her şeyi neden-sonuç ilişkisi içerisinde anlamak zorunda bırakılıyoruz. “Nasıl?” sorusunu soruyoruz fakat “Niçin?” sorusunu sorduğumuzda bilim otörleri tarafından susturuluyoruz. Bilimsel bir bilgiyi teferruatlı şekilde bilsek dahi o bilgi hakkında “niçin” sorusunu sormak, bizi çağın gerisinde bırakabiliyor her nasıl oluyorsa. Her şeye rağmen sabırla “nasıl” sorusunun yanına “niçin” sorusunu da eklememiz gerektiğini düşünüyorum. Alışageldiğimiz şu kâinatı anlamayı sadece bir neden-sonuç ilişkisine hapsetmek yerine, bilginin arkasındakini de tefekkür etmek gerekiyor.

Evrendeki bilinen her şey atomlardan oluşuyor. Bir de atomlardan oluşmasa da atomların enerji değişimlerinden oluşan şeyler var, ışık gibi. Bu atomlar bilindiği üzere cansız varlıklar. Herhangi bir bilinçleri yok. Tüm hareketleri ve etkileri bilimin, fizik kanunları olarak adlandırdığı bir dizi neden-sonuç ilişkisine dayanıyor. Örneğin yer çekimi kanunu. Uzayda kütlesi olan her maddenin bir çekim gücü vardır. Niçin vardır onu bilmiyoruz ama vardır. Çünkü hep böyleydi. Biz hep böyle gördük. Her sebebi, neden olduğu sonuçla ilişkilendirdik. Dolayısıyla bir düzen var ama niçin, bunu sorma. Var işte. Her neyse, atomlara dönelim. Canlı ya da cansız tüm varlıkları işte bu atomlar oluşturuyor. Farklı atom kombinasyonlarının bir araya gelmesiyle çeşitli moleküller oluşuyor. Hangi atom kombinasyonundan oluşursa oluşsun, sonuç olarak atomların bir bilinci olmadığına göre, oluşan maddenin canlı ya da cansız olmasını ne belirliyor? Kendine ait bir bilinci olmayan ve laboratuvar ortamında canlılık belirtisi göstermeyen moleküllerin bir araya gelmesiyle ve “niçin” olduğu anlaşılmayan bir ilişki içerisine girmesiyle, mükemmel bir bilince sahip, oldukça kompleks bir organizma nasıl oluşabiliyor? Düşünsenize, adenin ya da guanin moleküllerinin bir bilinci var mı? Yok. Bu moleküller nasıl kafalarına göre bir zincir oluşturuyorlar?

Mesela yüz adenin, yüz timin, yüz guanin ve yüz sitozinden oluşan farklı kombinasyonlara sahip iki gen dizilimi nasıl farklı özellikleri belirleyebiliyor? Bunlar bir bilinci olmayan atomların oluşturduğu, bir bilinci olmayan moleküller ve onların dizilimi. Onları okuyan ribozomlar, bilinçsiz moleküllerden oluşan birer organel. Sadece durun ve bir anlığına düşünün. Gerçekten özelliklerimizi genlerimiz mi belirliyor yani? Cevap, evet ve hayır. Evet, farklı nükleotid dizilimlerinden oluşan genler kendilerine has evrensel bir ya da birkaç özelliği kontrol ediyor. Ve hayır, genlerin bir bilinci yok. Bu şekilde dizilmeleri ya da bu dizilimin belirli bir mekanizmayı kontrol etmesi, o genlerin marifeti değil.

Daha çok canlılık belirtisi gösteren maddelerden bahsedelim. Örneğin bir insan hücresi. Ana rahmine ilk düştüğünde bir insan yumurtası hızlıca bölünmeye başlıyor. Bu bölünmenin niçin normalden hızlı olduğunu, hücrelerin niçin bir arada kaldığını, niçin belirli bir boyuta ulaşınca bu bölünmenin durduğunu bilmiyoruz. Bize okullarda sadece zigotun nasıl embriyo olduğu anlatılıyor. Evet, bilimle ve bu bilgilerle yani neden sonuç ilişkisini biliyor olmakla biz birçok olumsuzluğa müdahale edebiliyoruz. Ne kadar müdahale edebiliyoruz, burası tartışılır elbet fakat düşünmemiz gerekenler bunun çok daha ötesinde değil mi? Allah aşkına biri bana açıklasın; niçin bir bilinci olmayan insan embriyosu hücreleri niçin kafalarına göre bölünüp, göç edip, yer değiştirip, farklı ve daha çok işleve sahip hücrelere dönüşüyorlar? Niçin hepsinde aynı genetik kod bulunan zigot hücrelerinden bazıları mikromer bazıları makromer oluşturuyor? Ya da bazıları ektoderme dönüşürken niçin bazıları endoderme dönüşüyor? Ya da soruyorum, farklı rahimlerde niçin hep aynı olay gerçekleşiyor? Dışında bir kalıp bulunmayan bu hücreler niçin her seferinde aynı surette oluşuyor? Genler mi? Onlar bilinci olmayan atom kümeleri sadece.

Bu düzeni başından beri görüyor olmamız, ona alışmış olmamız, hayret etmemizi ve hayatın anlamını düşünmemizi engelliyor. Biz anı bilinçsizce yaşarken geri planda milyonlarca yaratma, oluşma hâli meydana geliyor. Bize dayatılan “bilimsel yöntemi” sorgulayabilmek ve kâinata dış pencereden bakabilmek duasıyla…

MUZAFFER FIRAT

Biraz yazar biraz çizer. Kendini, Akif'in “Bana sor sevgili kâri” şiiri ile tanıtabilecek mertebeye ulaşmayı, şehirden uzakta bir gökyüzünün yıldızlarına dokunmakla bir görür. Yazmak ve çizmek, bir dostuyla oturup sükût içinde, batan bir güneşi seyretmek gibidir onun için.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir