Başlangıcını yaptığımız bu yazının birazdan sonu da gelecek. Son demişken, biraz ‘the end’ edebiyatı yapmaya ne dersiniz? Ben başladım bile affınıza sığınarak. Belki şuan kıymetli gününüz son demlerini yaşıyor, güzelce demlenmiş bir çay eşliğinde. Çayınız da bitmek üzere belki. Hadi yeniden dolduralım bardağımızı. Yeniden ısınsın ince belli cam bardağımız/fincanımız. Yeniden tadalım tavşan kanı çayımızı. Bir yudum. Bugün bu yazı denk geldi çayınıza eşlik etmek için. Dün belki ana haber bülteni, bazen de eş dost. Bir yudum daha. Her günümüz de böyle ısınıyor sabahın ilk ışıklarıyla, ve can veriyor; renk, heyecan katıyor yaşantımıza. İçinde bizi hayvanlardan ayıran o akıl melekesini kullandığımız (genellikle), alet edevat yapıp bir şeylerin peşinde koştuğumuz zamana gün diyoruz insanoğlu olarak. Aydınlığın, gelişmişliğin, özgürlüğün, ilmin ve ilerlemenin sembolü olarak kullanıyoruz günü, gündüzü, ışığı. Bir yudum daha. Artık gün bitiyor. Güneşe sırtımızı dönüyoruz. Hava soğuyor ve kararıyor. Bunun en az bizim kadar farkında olan vücudumuz da melatonin hormonu salgılayarak yavaş yavaş bizi mayıştırıyor. Bu arada gününüz umarım güzel geçmiştir ve amaçlarınıza ulaşmışsınızdır. Sahi amaç demişken, günümüzü akşamın olması, mesaimizi bitirmek için mi yaşadık, yoksa bu sırada başka bir amaç bizi dürtükleyip durdu mu?
Öyle olmalı diye demiyorum elbette huzur, güven önemli duygulardır. Günlerimiz hepimizin yakındığı gibi hızlıca geçiyor ve tükeniyor, bitmez denilen süreler sonlanıyor. Bu yüzden daha geniş bir perspektifte aylarımız nasıl da geçiveriyor ki bir bakmışız yıllar geçmiş. Dünya dönüyor (şaka değil), soğuyor, ve ısınıyor. Aynı sevgili çay bardağımız gibi. Arada sırada yıkıyoruz bu bardağı tekrar kullanmak için. Neden severek içtiğimiz çayımızın kalan tortusunu sevmiyoruz? Çünkü bardak dediğin doldurmaya ve boşaltmaya yarar. Bu yüzden ilk hali gibi, ilk masumiyeti gibi kalsın
istiyoruz. Aslında günlerimiz, haftalarımız, aylarımız, yıllarımız da böyle bir döngü içinde anlatmaya çalıştığım üzere. Ve biz, çay bardağımızı her kullanışımızda temizleyip ilk ve saf haline getiriyor muyuz? Bir yudum daha. Allah siz okuyucuma daima nasip etsin; tasasız uyumak ne büyük bir zenginliktir. Gerçi dert sahibi olmak da lazım diye düşünürsek tartışmalı bir konu sanki, tamam susuyorum. Yalnız bugünün biteceğinden eminiz değil mi? Bugün bitmek üzere belki de. yarın da aynı şekilde bitecek, ve bir gün artık yarınımız olmayacak kendi adımıza. ‘Derin’ bir nefes alıp realize etmeye çalışalım; bir gün bu nefesi alamayacağız.
Evet ölüm hak falan filan, artık bunun da edebiyatını yapmayacağım merak etmeyin.
Peki ölmek istiyor muyuz? Neden ölmek isteyelim ki? Temel bedeni yaşam
amaçlarımızı gerçekleştirmiş olsak bile ölümü isteyemiyoruz, ancak aynı zamanda
alın yazımız. Sonsuzluk isteğimiz her zaman var olageldi tarih boyunca. Neden
sonsuzluk istiyoruz diye sorduğumda ezeli ve ebedi Allah’ın bize ruhundan
üflemesinden başka yanıt gelmiyor aklıma. Bir yudum daha.
💡 Bu arada başlığımız havada kalmasın sevgili okur. Eskatoloji, kökenini
Yunanda bulan bir kelime. Son demek. Dini bir terimdir. Evrenin yaratılışı
bakımından lineer bir anlayışla sonlanışını ifade eder. Yazımızda edebiyat
yapmayı bırakabilirsem daha geniş açıklamalar yapacağım.
Akıldan ve alet edevat yapmaktan bahsetmiştik. İşlerimizi kolaylaştırmak ve daha
büyük işler yapmak için üretiyoruz. Daha güzel bir hayat, ve bu hayale yönelik
ütopyalar yazıyoruz. Korunma ve güvenlik ihtiyacımızdan dolayı ideal bir devlet
tasarlıyoruz kafamızda. Zulüm görmüş halklar da ideal bir devlet peşindedirler.
Örneğin Hz. Musa ve İsrail oğulları. Savaşın, zulmün, haksızlığın olmadığı, aydınlığın
hüküm sürdüğü bir dünya hayali. Hz. Süleyman’ınki gibi bir barış devleti. Bir Mesih
arzusu. İdeal devleti/toplumu kuracak bir Mehdi. Bireyler olarak her zaman daha iyi
için çalışıyoruz, en azından gördüğümüzden eksik kalmamak için. Cenneti tasavvur
ediyoruz. Nihai varış noktası olarak cennet bizim en büyük amacımız değil mi?
Cennetin olmadığını düşünelim bir an. Ölmek ne kadar da moral bozucu değil mi?
Bu yüzden bir cennet tasavvuru insan için karşı konulmaz bir ihtiyaç olabilir. Ütopya
da aslında böyle bir arayış olabilir. Dinlerin öncelikli teklifi ölümün olmadığı bir
ahiret fikrinde temellenir. Zira ölüm bir son bulmaysa ve ölüm sonrası bir ahiret
yoksa dünyevi hayatın tamamı anlamsızlaşır; öncelikler değişir, tüm değerler
değersizleşir; ahlâk, onur, erdem gibi vasıflar anlamını ve önemini yitirir. (İzzet Erş)
Bu minvalde söylenebiliriz ki Ahiret inancımızla biz, aslında bugünümüzü yani
dünyamızı şekillendiriyoruz. Dünya’nın sonu yahut kıyamet derken bir sondan mı
bahsediyoruz? Bir bitişten değil de bir amaçtan bahsediyorsak dünya hayatımız
anlam kazanıyor. Erdemler, ahlak, iyilik; olması gerektiği konuma ulaşabiliyor.
Hıristiyanların eskatolojiye yaklaşımı oldukça anlamlıdır. Yahudiliğin bir dünya
cenneti tasavvuruna karşı Hristiyanlığın öte dünya cenneti tasavvuru da bunda etkili
olabilir. Barış dini İslam ise hem dünyayı hem ahireti dengeye oturtmaya
çalışmaktadır. Bir yudum daha.
Doğrusu bütün toplumlarda bir son düşüncesi bulunmaktadır. Kıyamet alametleri
bizim için, Ragnarök İskandinav milletleri için, Kalgançı Çak eski Türkler için,
eskatolojik mitleri ifade etmektedir. Kalgançı Çak içinde bir örnek olarak; “Kalgançı
Çak geldiği zaman gök demir, yer sarı bakır olur. Hanlar hanlara saldırır, uluslar
birbirine kötülük düşünür, katı taşlar ufalır, sert ağaçlar kırılır. Kişi bir dirsek (arşın)
kadar küçük olur. Başparmak kadar erkek olur. Erlerin dizgini kısa olur [güçlülerin
elinde oyuncak olurlar]. Ayak takımı bey olur. Baba çocuğunu, çocuk babasını
tanımaz (saymaz). Yaban soğanı pahalı olur. At başı kadar altına bir kap yemek
verilmez. Ayakaltında altın bulunur onu alacak kimse bulunmaz.”
Nuh tufanı insanlığın sonunu getirmiştir adeta ve Hz. Nuh İkinci Adem olarak
isimlendirilmiştir. Nuh tufanı eskatolojik bir anlatımdır. (Avengers Endgame peki?).
Tarih boyunca sıkıntıdan ve adaletsizlikten uzak bir hayat hayal edilmiştir daima.
Böylelikle belki de hayata tutunduk ve bugünlere geldik. Ancak bugün geldiğimiz
noktada geleneklerimiz tarihi ve kültürel bir bilgiden daha öteye geçebiliyor mu
sizce? Modern toplum için gelenek var mıdır?
Sonuç olarak eskatoloji dini terimi dünyanın ve imtihanın son bulmasına dair bir
kavramdır. Westminster İnanç Açıklaması ve Kısa İlmihalinin ilk sorusuna
baktığımızda “İnsanın varlığının en baş amacı nedir?” sorusunu görürüz. Buradaki
amacı kelimesi yerine İngilizce’de Son kelimesi kullanılmaktadır. Bugünü geçirdik,
yarını geçirdik, on yıllar geçti ve biz hedeflerimize ulaştık. Sonra kendimize yeni
hedefler koyduk ve hepsinde başarılı olduk. Bu amaçları şimdiden hayal
edebildiğimizi varsayarak dünyadaki son günümüzü hayal edelim. Amacımız nedir?
İşte bu soruya vereceğimiz cevap nihai sonu ve nihai amacımızı ifade edebilir sanki.
Yani diyoruz ki “her şeyi geçtik azizim, son gün geldiğinde ne yapacağız?”.
Eskatoloji kelimesinin, sonu ‘izm’ ile biten bir kelime olmadığı aşikar. Peki köşemize
neden taşıdık bu kelimeyi? İlk yazımızda belirttiğimiz gibi bu kelimeler bir şeyleri
arayan fikri akımları ifade ediyor. İdeoloji, akide, dogma isimleri de kullanılıyor. Bu
bakımdan aslında bütün bir bilinmezliği, ve bu çerçevede dogmaları ifade eden ahir
zaman, kıyamet, ve öte dünyayı inceleme konusu yapan eskatoloji terimini köşemize
taşımakta beis görmedik.
Sağlıcakla, çayımızı soğutmadan…

HİKMET CAN DAMAR

Ben Hikmet Can Damar.
Çocukluğun o düzenli, eğlenceli, saf ve uzun zamanlarını tecrübe ettiğim ilkokul ve benlik farkındalığını bana kazandıran lise eğitimimi, doğup büyüdüğüm Konya’da tamamladım. Ardından yepyeni ufuklar açan ve hukuk nosyonunu en iyi şekilde veren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Şu an stajyer avukatım ve daima öğrenmeye devam etmek isteyen biri olarak, araştırdığım konular hakkında naçizane yazılarımı, bu güzide oluşum içinde paylaşıyorum.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir