Başına destek olan ellerinin uyuştuğunu fark etmedi. İçindeki huzursuzluğun kaynağını düşündükçe ruhunun derinlerine indiğini hissediyordu. İzlediği bir filmden sahneler geldi gözünün önüne. Kadın elindeki deri bavulla taksiden iner. Taksi hareket eder ve önünde çatallanan birçok yolun karşısında nereye gideceğini bilmeyen kadının bavulu elinden düşer. Arkadan gelen anons sesleri ve evine giden insanlar arasında kadın, dünyaya atılmış Âdem gibidir. İşte huzursuzluğun sebebini anlamıştı. “Atılmak”, dünyaya atılmak hissi. Buraya ait olamayış ve evinde bile evinde olma hissinden uzak olması onu bu denli etkiliyordu. Aidiyet duygusunun önemi hakkında izlediği derslerin etkisindeydi şüphesiz. İnsan hep ait olmak istiyordu. Özellikle bazı yaşlarda. Dile gelen şeylerin büyüdüğünü ve kendini aştığını biliyordu ama bugün susamıyordu işte:

-Hayat ile geçinebilmenin tek yolu, o ne derse ‘evet’ demek sanırım. Ama olmuyor işte. Kabullenmek istemiyorum. Ah, bu ne olsa mutlu olamayacağımı düşünmem beni hepten bitiriyor! Şu anı yakalayamadıktan sonra kalan bütün anları size veririm zaten.

Çay üçüncü kez buz kesiyor masada. Her birini ayrı bardağa doldurduğunu çok sonra fark ediyor. İçini ısıtmak için ne yaptıysa işe yaramamış. Pinokyo gibi hissediyor. Görünmez iplerle onu kontrol eden bir güç var. Teslim olmuş o iplere, kalkıp çay doldurması için harekete geçmesi gerekince öyle yapıyor. Annesi varken daha az böyle hissettiğini hatırlıyor.

-Artık beni kim öyle koşulsuz sevecek? Bu yüzden ait hissetmiyorum hiçbir yere. Köksüzlüğüm. Keşke bir mumya gibi sarsalar beni belki daha az canım acırdı. Böyle her an boğuluyor gibi olmaktansa. Ne güzel böreklerdi onlar! Patatesli, ıspanaklı… Ben peynirli sevmezdim diye ondan yapmazdı. Sabah o güzel kokulara uyanmak… O zaman evimde miydim demek? Ya ben de anne olsaydım, değişir miydi her şey? Ben de börekler yapar mıydım? Çocuklarımdan ayrılmamak için daha çok kalmak ister miydim burada? Bilmem ki? Nereye gidildiğini de bilmiyorum zaten. Annem “senin aklın hiç büyümedi”derken haklıydı belki de.

Çaydanlık simsiyah olmuştu. Kulpu erimiş ve evi ağır bir plastik kokusu almıştı. Ancak kokuyu duyduğunda irkilerek mutfağa gitmeyi akıl edebildi. Hemen soğuk suyun altına tutup bir anda akan suyun nasıl buharlaştığına şaşırdı. Hâlâ her şeye şaşırabilen biri büyümemiştir. Kapı çaldı. Suyu açık bırakıp kapıya yöneldi. Üst komşu, dumanı üstünde sıcak patatesli börekleri eline verdiğinde biraz duraksayıp teşekkür etti. Kapıyı kapattığında su sesini duydu. Mutfağa koşup çeşmeyi kapattı. Islanan halıyı kendi hâline bıraktı. Masaya oturdu. Bir anda ağlamaya başladı. Hiç durmayacak, hiç susmayacak gibi, içine kaçan bütün sesi bırakarak saatlerce ağladı. Patatesli böreğe kızarak bakıyordu. Kendisini böyle ağlatan hain patatesli böreklere… Hem de üzeri nar gibi kızarmış, belli ki lezzetli olan böreklere… Düşündüğü her ayrıntıyla tekrar hıçkırıklara boğuluyordu. Annesinin vefatının üzerinden geçen iki ay içinde ilk defa bu kadar özgürce ağlayabiliyordu. Annesi varken hiç fark etmediği şeyler yakasını bırakmıyordu. Birden kirlenen ocak, renkleri birbirine karışan çamaşırlar, evdeki bütün tencereler yanıktı artık. Börekleri güzelce peçeteye sarıp çantasına koydu. Yolda ev sahibini arayıp kısa zaman içinde evden ayrılacağını söyledi.

-İşte geldim bak. Sana da börek getirdim. Birlikte oturalım istedim. Huzursuzluk gitti anne, ne tuhaf! Her yerinde yaşam olan koca dünyada, ben yalnızca ölülerin yanında evimde gibi hissettim. Sen hep derdin değil mi bana “Sen bir acayipsin kızım.” diye. Sen gittiğinden beri daha acayibim anne. Çaydanlıklar sürekli yanıyor.

Boğazındaki düğümleri yumuşatsın diye ısırdığı böreğin lezzeti onu kendine getirmişti. Ne kadar güzel yapıldığını düşünmeye başladı. Hayatının son birkaç saatini unutmuş gibi bir hâli vardı.

BEYZA YILDIZ

Cevapları değil, soruları sever. Hayretle âlemi seyrettiği zamanları keyifle yazıya döker. İnsanın arka odalarını ganimet bildiğinden bazen hikâyelerinde soğuk rüzgârlar esse de kalem yemini etmiş olan yazar, kendini bulmaya vesile kıldığı kelimeleri hep boynunda nişane olarak taşımaktadır.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir