Gündelik Hayatta Zamanı Deneyimleme Biçimleri: Gelenek ve Modernlik

Giriş

Bu çalışmada, zaman fenomeninin gündelik hayatta deneyimlenme biçimleri ele alınmıştır. “Zaman; elle tutulamayan, duygularla algılanamayan bir fenomenken sosyal bilimlerde bir ‘nesne’ olarak ele alınması zamanın deneyimlenme biçimlerine nasıl etki etmiştir?” sorusu üzerinden bir eleştiri geliştirilmiştir. Zaman, modern dönemde saat dediğimiz unsurla tanımlanan, belirlenmiş ve sistematik aralıklarla karşımıza çıkan, normlaştırılmış bir fenomendir. Geleneksel çağdan modern çağa gelinceye kadar zamanın aralıkları farklı şekillerde belirlenmiş ve insan hayatını da belirlendiği şekilde etkilemiştir. 

Sosyoloğun Zamanı

İnsan, varlığı itibarıyla zamandan bağımsız düşünülemez. İnsanlar için var olmak, zamanda var olmak ve zamanla yaşamak demektir; insan tabiatı gereği medeni ve toplumsal bir varlık olduğuna göre, zaman da toplumsal bir gerçekliktir. Toplum ancak zaman içinde, zamanla birlikte anlaşılabilir; zira zaman toplumun kurucu bir özelliğidir (Giddens, 2005: 380).  Bu bağlamda insanı toplumsal bir varlık olarak tanımlamak, onu “zamansal bir varlık” olarak tanımlamak olacaktır. Sosyoloğun insanı ve toplumları anlaması bir anlamda zamanı anlaması ile mümkündür. Çünkü insan, hayatını bir zaman dilimi içinde tecrübe eder ve yayıp ettiği her şey bir zamana bağlı olarak gerçekleşir. İnsanın zamanın dışında yaşaması mümkün değildir, bu nedenle insan kendine bir toplumsal zaman inşa eder. İnsan hayatı sonlandığında bile bu bir zaman dilimi içerisinde ifade edilir çünkü ölüm olgusu kişinin zamanının bitmesi anlamına gelir. Hayatın bir gerçeği olarak zamanın, olayların konumlarını, aralıkların sürelerini, değişimlerin hızını, olayların tarihsel durumlarını durmaksızın devam eden bir hareket seli içinde belirleyen insanların, kendi hareketlerini tayin etmeye çalışmalarının bir ifadesi olduğunu Ellias (2000:55) ifade etmiştir. Zamanı Ellias’ın bakış açısıyla ele alırsak, ona “olgu” dememiz, bu ifadeye netlik kazandıracaktır. “Her bir sosyal olayın başka bir sosyal olayla ilişkili olarak vuku bulduğu düşünülürse, sosyal olayların yatay ve dikey düzlemlerde zamansal olarak ilişki içinde oldukları, eş zamansal ve art zamansal  olarak zamanın içinde gerçekleştikleri anlaşılır (Okumuş, 2010:141).”

Zaman, sosyolog için toplumsal gerçeklikteki mevcudiyeti ve rolü bakımından bilinmesi gereken bir olgudur (Köktürk, 2017:245). Sosyoloji, zamanın daha çok kültürel ve toplumsal boyutu ile ilgilenir. Zaman sosyolojisi çalışmalarında; zamanın sosyal yönleri, toplumsal inşa sürecindeki yeri gibi konulara sıklıkla temas edilir.

Gündelik Hayat ve Zaman 

Sosyolojinin en önemli çalışma alanlarından birini “gündelik hayat sosyolojisi” oluşturur. Gündelik hayat, toplumsal alanın çok önemli bir boyutunu oluşturur. Gündelik hayatı zaman dışında düşünmemiz olanaksızdır. Gündelik ifadesi, kendi içerisinde bile bir zaman birimi ifade eder. Gündelik hayat sosyolojisi alanında en önemli isimlerden biri olan Lefebvre (2017), zamanı modern gündelik hayatın ritmi olarak değerlendirmektedir. Lefebvre, geliştirdiği ritimanaliz düşüncesinde toplumun ritmi, mekân ve zaman  arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak açıklanmaya çalışılır. Lefebvre’de (2010) gündelik hayatın eleştirisi, diyalektik ve canlı bir biçim kazanmıştır. Zamanı “asri zaman” ve “serseri zaman” olarak iki koldan inceler (s.18). Lefebvre (2010), zamanın değişken ve kendi içerisinde parçaları olduğunu da ifade etmiştir.

“Hiçbir şeyin olup bitmediği, devasa ve aptalca zaman kütleleri olduğu gibi, çok sayıda olağanüstü olayın yaşandığı mucizevi kısa anlar da vardır. Şu ana dek, hakikatin soyut zamana orantılı olduğunu, uzun zaman süren şeyin doğru olduğunu ve yalnızca bir an sürenin ise yanlış olduğunu kanıtlayan bir şey çıkmadı…” (s. 129)

Lefebvre’nin bu ifadesinden gündelik hayatta zamanın akış hızıyla alakalı bir yargıya vardığını söyleyebiliriz. Gündelik hayat, olayları ve olguları ile zamana bir akış da kazandırır. Sıkıcı bir konferansta geçen zamanla eğlenceli bir konserde geçen zaman, aynı birimde ölçülse dahi akışı aynı değildir. Zamanı, gündelik hayat ekseninde incelemek onu süreç bakımında değil, düzen bakımından da ele almayı gerektirir. Çünkü zaman, akışkanlığı içerisinde toplumun dinamiklerinde bir istikrar ve durağanlık sağlar.  Zamanın akışı modern dönemde bir düzenliliğin de göstergesidir. Örneğin; meslek gruplarının çalışma saati, belirli birimlerde incelenir.

Zaman ve Uzam: Gelenek ve Modernlik

Zaman kısaca ölçülebilir nicelik olarak düşünülen süre olarak tanımlanmıştır (Cevizci, 1999). Zamanı uzamsal boyutuyla ele alabilmek için onun nesnel ve öznel taraflarını da düşünmemiz gerekmektedir. Nesnel zamanı cisimlerin hareketi ile bilebiliriz. Öznel zaman ise aktif yaşantıyla doğrudan ve aracısız hissedilen zamandır. Öznel zaman yukarıda sözü geçen zaman akışı ile ifade edilir. Öznel zaman nicelik bakımından ifade edilemez çünkü akışı bireyseldir.

Uzam ise zaman içinde var olup fiziksel bir mekân elde etme olarak tanımlanmıştır (Cevizci, 1999:875). Uzam, zamanın mekânla olan ilişkiselliğinin ifade edilişidir. Elle tutulabilir, gözle görülebilir, bölünebilir, hareket ettirilebilir, şekli ve büyüklüğü bakımından maddenin yer kaplama özelliğidir.

Geleneksel ve modern dönemde gündelik hayatta zamanın deneyimlenme biçimini, zamanın uzam boyutu ile ele alacağız. Modernlik ile zaman ve uzamın dönüşümü arasında sıkı bir ilişki vardır.  Modernlik öncesi dünyada zaman-uzam ilişkisi farklılık göstermektedir.

Bütün kültürler zamanı hesaplama ihtiyacı hissetmişlerdir. Örneğin Mısırlılar Nil Nehri’nin taşma zamanını hesaplamak amacıyla çeşitli algoritmalar geliştirmişlerdir. “Fakat gündelik yaşamın, kuşkusuz toplumun çoğunluğu için temelini oluşturan zaman hesabı, zamanı daima uzama bağlar ve bu hesap kesinlikten uzak ve değişkendir (Giddens, 2016: 24).” Geleneksel toplumlarda “ne zaman”, daima “nerede” ile ilişkilendirilmiştir. Yaşanan bir olayın tarihi; yaşanan yer ve doğa olayları ile ilişkili olarak ifade edilmiştir. Mekanik saatin icadıyla beraber, zamanla uzam arasında bir kopukluk yaşanmıştır. Mekanik saatle ölçülebilir hâle gelinceye kadar zaman daima uzamsal boyutu ile ele alınmıştır.

“Modernlik öncesi toplumlarda uzam ve yöre yaygın olarak çakışır; çünkü insanların çoğu için toplumsal yaşamın uzamsal boyutları birçok açıdan ‘mevcudiyetle’ yani yerel etkinliklerde belirlenir.  Modernliğin ortaya çıkışı uzamı, herhangi bir yüz yüze etkileşim durumundan konum olarak uzak, ‘namevcut (absent)’ kişiler arasındaki ilişkileri geliştirerek yöre’den koparıp atar ( Giddens, 2016:25).”

Uzamın yerden ayrılması modern dönemde her bir zaman aralığının bir sistemin içine oturtulmasına sebep olmuştur.  Modern dönemde insanda olduğu gibi zaman da tek boyutlu bir hâl almıştır. Zamanın uzamdan ayrılması toplumsal etkinlik konularında bir değişikliğe de sebep olmuştur. İnsanların kendilerini kısıtlarken ve ayarlarken örnek aldıkları kalıplar ve bunların yapısı değişmiştir diyebiliriz. Çalışmamızda bu yapı değişimini zamanı deneyimlemek olarak adlandırmaktayız.

Zamanı Deneyimleme Biçimleri

Geçmiş, Gelecek Ve Şimdi Düşüncesi

İnsan; bir birey olarak yalnızca kendi ana babasının çocuğu değildir, aynı zamanda uzun bir zamanın ürünü olan öz kültür ve onun mirasının da bir ürünüdür (Topakkaya, 2017:362). Geçmiş zamana dair bütün toplumlarda geçmişe yönelik iki tavrın varlığından söz edebiliriz. İlki, geçmişe eleştirel yaklaşmak; ikincisi ise geçmişe yönelik yoğun duygular beslemek. Özellikle 19. yüzyıldan sonra toplumların geçmişle olan bağlarında bir kırılma görülmektedir. Geleneksel dönemde yaşayan bir insan, modern insan kadar geçmişi ile kavgalı değildir. Geleneksel dönemde geçmiş, seyir hâlinde ilerler ve bugünde yeniden kurgulanma imkânı vardır. Geleneksel dönemde bireyin kendisi ile geçmişi arasında bir benzerlik vardır. Ancak modern dönemde ayrım o kadar nettir ki, modern insan kendisini geçmişi ile tanımlamaz. Bu nedenle yaşlı insanlar geçmişlerini anlatırken daha sakin bir yapıdadırlar. Özellikle sosyoloji teorilerinin çıkmazlarından biri budur. Zamanı ve toplumları düalist bir tavırla ele alan ilk dönem sosyologları, zamanın akışında keskin sınırlar olmadığı gerçekliğini kaçırmışlardır. Bir mekânda geçmiş olarak yaşanan an, başka bir mekânın geleceği olabilir.

Şimdiki zaman, zamanın otuz milisaniyelik bir anını ifade eder. Şimdiki zamanın tanımlanması ve deneyimlenmesi, aslında geleceğin inşa edilmesi ile ilgilidir. “Fakat öngörülen gelecek; hakiki, otantik gelecek değil, olsa olsa geleceğin şimdisidir. Gelecek yakalanamayandır, başımıza gelen ve bizi ele geçirendir. Gelecek başkadır (Levinas, 2005:103). Modern insanın geleceği kontrol altına alma düşüncesine geleneksel dönemde rastlamak pek mümkün değildir. Gündelik hayatın doğa ile ritmik bir şekilde yaşandığı tarıma dayalı geleneksel dönemde “gelecek” ekilen tahılın hasat edileceği dönemi ifade eder. Ancak modern dönemde kendi ömrünün belki de iki katı kadar bir sürede  “gelecek” için ev almak standartlaşmıştır. 

Bu noktada, kategorize edilmiş zaman algısında bir nedensellikten söz edebiliriz. Daha az karmaşık sosyal yapıya sahip toplumlar, daha çok nedensel tarih anlayışına sahiptir (Topakkaya, 2017:368). Zaman algısı, geleneksel toplumlarda “şimdi” ve “şimdi değil” şeklinde ayrışır. Geçmiş ve gelecek zaman, şimdiki zamanın karşıtıdır. Ancak modern dönemde ucu açık “lineer” bir gelecek algısından söz edebiliriz. Böyle bir anlayışta zaman eşittir hız ve ilerleme olarak görülmektedir.

Doğum

Zamanın deneyimlenme meselesinde bir insan için, dünyaya gelişini ele almak gerekir. İnsan bir zaman diliminde doğar. Geleneksel dönemlerde doğum zamanı, önemsenmeyen sıradan bir hadisedir. Bir kişinin doğumu çok önemli bir olayla çakışırsa ancak hatırlanır. Hatırlanan şey ise doğum değil, aslında o olaydır. Bu olaylar da daha çok doğa ile ilişkilidir. Harman zamanı, kışın çok şiddetli geçtiği bir zaman gibi. Ancak modern insan doğduğu andan itibaren kayıt altına alınır ve aslında deneyimlediği zaman dahi bir otoritenin elindedir. Doğum, modern dönemde bir seremoni şeklinde kutlanan bir olgu hâline gelmiştir. Doğumun kutsanması, kişinin belirli bir zaman diliminde dünyaya gelmesi ve o dilimin yalnızca o kişiye ait görülmesinden kaynaklanır. Ancak dünyada aynı gün doğan binlerce insanın bulunduğu da vakidir.

Bekleyiş

Bekleme eylemi, üzerinde çok düşünülmese de zamanı deneyimleme biçimlerinin belki de en önemlisidir. Bekleme eylemi, insanın kendisini zamanın tam orta yerinde hissetmesidir. Zaman bekleme süresi içinde öngörülebilen bir faktördür. İnsanlar bu faktörü göz önünde bulundurarak ne kadar süre bekleyeceklerini öngörebilirler. Geleneksel dönemde bu öngörü zamanın uzamsallığı içerisine yayılmıştır. Geleneksel dönemde insanlar bekleme eylemini daha sakin deneyimlemektedirler. Geleneksel dönemde kültür, dinle doğrudan ilişkili olarak oluştuğundan beklemek, nihayetinde ölümü beklemektir. Bekleme eylemi geleneksel dönemde “can sıkıcı” olmaktan çıkar. Eylemin bizatihi kendisi bir anlamı içerisinde barındırır. Ancak modern dönemde bekleme eylemi, zaman akışından taşmış görünmektedir. Modern insan otobüs bekler, kuyrukta sıra bekler. Bütün bu bekleyişler modern toplumlarda bir nihai amaca erişmek içindir. Kuyrukta beklerken kişi, tüm kültürel ve toplumsal görüngüleri üzerinde taşır. Kuyrukta bekleyen kişi toplumuyla beraber beklemektedir. Sonunda sıra biter ve hedefine ulaşır. Ancak kuyrukta geçen zamanı deneyimlemek, ona göre değildir. Bekleme süresini başka eylemlerle doldurmak isteyecektir. Modern insan kuyrukta zamanını tüketir. Özellikle kapitalist toplumlarda harcamak için geçen süre dışındaki zaman aralıkları, harcamaya imkan tanıyacak şekilde zamanı deneyimlemekten ibarettir.

Geleneksel dönemde bekleyişin bir nihayete ermesi, beklemenin koşulu değildir. Bekleme eylemi, beklenilen şeyin zamanın içinde yeniden inşa edilmesi ile ilgilidir. Yol gözlemek, gelecek kişiyi beklemekten ziyade o kişiyi bekliyor olmanın bir tanımıdır.

Ölüm

İnsan vücudu, kendi zamanına yenik düşer. Ölüm olgusu, geleneksel dönemde daima göz önünde tutulur. Ancak modern dönem ölümü unutturmaya yönelik politikalar geliştirir. Çünkü ölümü düşünmek kişiyi yavaşlatacaktır. Yavaşlık, modernitenin korkulu rüyasıdır. İnsan kendi bedeninde ölümün izlerini görmek istemez. Modern dönemde estetik cerrahinin bu denli ön planda olması bununla ilişkili olarak okunabilir. Geleneksel dönemde zamanın izleri insan bedeninde de kendini gösterir. Zamanı, insan kendi nesnel yönüyle de deneyimler.

Sonuç

Her toplum zamanı farklı bir şekilde deneyimler. Zaman tipolojisi; kültürlere, toplumlara, coğrafyalara göre değişen bir fenomendir. Geleneksel dönemde zamanın deneyimlenmesi daha çok zamanın uzamsal boyutu ile ilgilidir. Geleneksel dönemde zaman, hız ve ilerleme üzerinden tanımlanır ve zamanın deneyimlenmesi nihai bir sonuca ulaşmak içindir.

KAYNAKÇA

CEVİZCİ, Ahmet, 1999, Felsefe Sözlüğü, İstanbul: Paradigma Yayınları.

ELİAS, Norbert, (2000). Zaman Üzerine, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

GIDDENS, Anthony, 2005, Sosyal Teorinin Temel Problemleri, İstanbul: Paradigma Yayınları.

GIDDENS, Anthony, 2016, Modernliğin Sonuçları, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

KÖKTÜRK, Milay, Zaman Üzerine Felsefi Soruşturma, İstanbul: Ötüken Yayınları.

LEFEBVRE, Henri, 2000, Gündelik Hayatın Eleştirisi I, İstanbul: Düşünsel Yayınları.

LEFEBVRE, Henri, 2017, Ritimanaliz, İstanbul: Sel Yayınları.

LEVİNAS, Emmanuel, 2005, Zaman ve Başka, İstanbul: Metis Yayınları.

OKUMUŞ, Ejder, 2010, Zaman Sosyolojisine Bir Giriş Denemesi, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, c. 10, sayı 2, s:121-74.

TOPAKKAYA, Arslan, 2017, Felsefe, Din ve Kültürde Zaman, İstanbul: Say Yayınları.

REYHAN ATABEY

“Hey koca dünya, nasıl avucumuzdasın.” dizesindeki “nasıl”ı soru kabul etmiş, kendini ve dünyayı anlamaya niyetlenmiş, neredeyse sosyolog. Anlamın sözle inşa edildiğini düşündüğünden edebiyatı, şiiri ve müziği sever. Arkadaşları arasında ‘gönül işleri bakanı’ olarak bilinir. Sevdikleri ve sosyolojiye dair durmadan öğrenme arzusu, tutunacak dalıdır.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir