Derinlere uzanan kirpiklerin kıvrımında

Saklanan kum taneleri

Usulca çare arayan sözler var uzaklarda

Ne bir adım öteye ne bir kavuşma beriye kaldı şimdi

Islanan avuçlarda sert kayalar birikince anladım

Doldurdukça tükenmeyen hazineler

Göz bebeğinde alevlendi

Kıvılcıma hasret düzlük yanı başında

Elini tutmak sıcacık kar tanesi

Üşüyerek ama özlemle bekliyorum dolunayın gizemini

Sonradan olmanın son olmaya üstünlüğü

Delişmen bir tay edasıyla süzüldü kollarından

Sıyrılıp en zirve pınarların başından biraz

Kana kana içtiğin yalnızlık ertesi, üç hece

Titreşimli çağrıların omzunda ağır bir hüzün

Uzun soluklu maraton koşucusu, tebrikler bir daha!

Kederle buğulanan saatlerde kanıyor yarası

Sessizliği kaldı, fırtınanın ardından

Bıraktı işte burada, bir başıma.

BÜŞRA ÖZTÜRK

Kıymetli üstadım İbrahim Tenekeci der ki: “Birini örnek alıp da yola çıkanlar, yolun sonunda kendilerini bulamıyorlarsa, onların vay haline. Mesela ben, İsmet Özel olmak için yola çıkmıştım, İbrahim Tenekeci oldum.” Beyin kıvrımlarımda bir şimşek çaktırdı şahit olduğum cümle. İşte bundan sonra başladı benim hikayem. Her kelimenin harfleri, harflerin ise hissettirdikleri arasında gezinirken bismillah dedim ve niyet ettim İbrahim Tenekeci olmaya. Bakalım maceramın sonu nereye varacak?
Yolculuğumda dilimdeki duam:
“Allahım!
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra
Allahım!
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum
Allahım!
Nasıl pırıl pırılsa
Güzelse sevdiğin kulların
Öyle güzel kıl beni…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir