İtaat kelimesi Arapça طعو kökünden türemiştir ve “baş eğmek, emredileni yerine getirmek, söz dinlemek” manasına gelir. Aynı zamanda ferdin, bir dış otoritenin emir ve isteklerini hiç tereddütsüz yerine getirmesi anlamına da gelir. Bu nedenle itaat kavramını günlük hayatta çok sık kullanmamıza rağmen, çoğunun aslında ifade ettiği mananın ciddiyetiyle kullanılmadığını söyleyebiliriz. 

İtaat fiili, kaçınılmaz bir davranış olmakla beraber, insanoğlu, kime itaat edeceği veya etmeyeceği konusunda serbesttir. Gerek dünya üzerinde gerekse ülkemizde bulunan farklı din, kültür, sosyal gruplar vb. değişkenleri, bu serbestliğin sonuçlarından birkaçı olarak gösterebiliriz.

Ortalama bir toplum olarak nerelerde itaat ettiğimize bakacak olursak, sonuçları bakımından öncelikle, inancımız kaynaklı itaatlerimizi görürüz. Bu itaatlerimiz Kur-ân’ı Kerimʼde sırasıyla; Allah’a, Resûlüne, ulü’l-emr’e ve anne-babayadır. Ardından içinde bulunduğumuz sosyal hayatın getirdiği birtakım itaatlerimizi de sayabiliriz. Bunları hukuk kuralları, görgü kuralları gibi toplumun tümünü ilgilendirenler ve iş yeri kuralları gibi bireyler arası farklılık gösterenler olarak gruplandırabiliriz.

“Peki insanoğlu neden itaat eder?” sorusuna çoğumuzun ortalama cevabı; itaatin karşılığında ödüle ulaşmak veya cezadan kaçmak -aslında bu da bir ödüldür- olur. Öyleyse otorite tarafından istenilen bir yaptırımı istediğiniz zaman bırakabileceğinizi ve vaat edilen karşılığı her hâlükârda alabileceğinizi söylesek sizce itaat oranınız ne olur?

Bunun için ikinci basamak, itaat gruplarında yer alan bir otorite figürü düşünelim. Sizden, sadece çoktan seçmeli sorulara yanlış cevap verdiği için, birine 350 voltluk elektroşok vermeniz istenseydi cevabınız ne olurdu? Neredeyse herkesin “Tabii ki de itaat etmeyiz!” diyeceğini tahmin etmek pek de zor değil. Bu soruyu ilk defa üniversitede bir hocamız bize yönlendirdiğinde sınıfımdaki 120 kadar kişi de aynı cevabı vermişti. Peki reelde de aynı sonuca ulaşabilir miydik? Bunu daha önce gerçekleştirilmiş bir deney ile öğrenelim.

Yaklaşık 60 yıl önce Yale Üniversitesi’nden Stanley Miligram’ın “sırf başkaları emretti diye insanların diğerlerine zarar vermeye nasıl meyilli olduğunu bilimsel olarak inceleme tutkusu” sonucu gerçekleştirilen bu deney, sosyal psikoloji alanında hatırı sayılı deneylerden en çok ses getirenler arasına girmiştir.

Miligram’ın deneydeki en büyük başarısı, deneyin laboratuvar ortamında gerçekleşmesine rağmen deneğin her şeyi gerçekçi olarak algılaması ve arka planda da hiç kimseye zarar gelmemesi oldu. Bu amaçla, oldukça korkunç görünümlü bir elektroşok cihazı tasarlamıştır. Cihazın üzerinde 30 volttan başlayıp 15’er volt artarak 350 volta kadar düğmeler yer almakta ve düğmeler hafif şoktan şiddetli şoka kadar etiketlenmektedir.

Araştırmanın katılımcıları, gazeteye verilen ücretli gönüllü ilanlarla ve doğrudan mail yoluyla belirlenmiş, toplamda 40 (erkek) kişiden oluşmaktadır. Her katılımcı, araştırmaya bireysel olarak katılmış ve her birine 4,50 dolar verilmiştir. Paranın yalnızca laboratuvara geldikleri için verildiği ve her ne olursa olsun onlarda kalacağı açıkça belirtilmiştir. Bu sayede katılımcıların paralarını almama endişesiyle hareket etmelerinin önüne geçilmiştir.

Gönüllü katılımcılardan ayrı, başka bir katılımcıymış gibi davranan bir iş birlikçi ve deneyci rolü oynayan resmî görünümlü bir aktör de çalışmanın parçasıdır.

Çalışmaya başlamadan önce araştırmanın gerçek konusu yerine -gerçek konu, katılımcıların davranışlarını değiştireceği için- “öğrenmede ceza” olduğuna dair bir hikâye anlatılmıştır. Ardından kura çekilerek kimin öğretmen kimin öğrenci olduğu belirlenmiş ve kura, her zaman asıl katılımcının (denek) öğretmen ve iş birlikçinin de öğrenci olacağı şeklinde hileli olarak ayarlanmıştır.

Ardından öğrenci (iş birlikçi) yan odaya alınmış ve öğretmen (asıl katılımcı) izlerken; öğrenci, yanık önleyici elektrot jeli sürülmüş olan elektrotlara sadece a, b, c, d şıklarına ulaşabileceği şekilde bağlanmıştır.

Araştırma görevi, öğrenciye ve öğretmene ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Görev, öğrencinin belirli kelime çiftleri arasındaki bağlantıyı hatırlamasıdır.  Liste oldukça uzun olduğu için, bu zor bir bellek görevidir. Öğrencinin vereceği yanlış ve doğru cevaplar, bütün katılımcılar için aynıdır.

Öğretmen (denek), öğrencinin (iş birlikçi) belleğini kelime listesini okuyarak test eder. Öğrenci her yanlış cevap verdiğinde deneyci, öğretmenden elektroşok vermesini istemiştir. Ayrıca deneyci, her yanlış cevapta bunun 15 volt arttırılmasını da söylemiştir. Her yanlış cevapta artan voltaj sonucu yan odadaki öğrenci, duyduğu rahatsızlığı belirtmiştir. Bu rahatsızlık belirtilerini içeren cümle ve bağırmalar önceden ayarlanarak kaydedilmiştir. Voltaj 300’e ulaştığında öğrenci duvarları yumruklayarak çıkmak istediğini belirtir, bu voltajdan sonra ise soruları cevaplamayı reddeder. Bu kısımda deneyci öğretmene cevaplanmayan soruları da yanlış saymasını söyler.

Deney esnasında katılımcılardan çoğu deneyciye dönerek şoka devam edip etmeyecekleri konusunda öncülük etmelerini istemiştir. Bu durumlarda deneyci sırasıyla 4 emir cümlesi yönelterek devam etmelerini söyler:

Emir 1: Lütfen devam edin.

Emir 2: Deneye devam etmeniz gerekmektedir.

Emir 3: Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.

Emir 4: Başka seçeneğiniz yok. Devam etmelisiniz.

Deney sonunda itaat oranının ölçümü her bir katılımcının şoka devam etmeyi reddettiğindeki şok miktarına göre yapılmıştır. Jeneratörde 30 düğme olduğu için katılımcıların puanı 0 ile 30 arasındadır. 30 puan alan katılımcılar “itaatkâr denekler”, daha alt bir aşamada şok vermeyi reddedenler ise “karşı koyan denekler” olarak adlandırılmıştır.

Araştırma sonuçlarına bakacak olursak; Miligram’ın, sonuçları açıklamadan önce aldığı tahminlerde, en üst seviyede (450 volt) elektroşok verenlerin ortalama oranı %1,2’dir. Miligram’ın ulaştığı sonuçta ise bu oran %65’tir, yani 40 katılımcıdan 14’ü emirlere uymayarak yarıda bırakmış, geri kalan 26 kişi ise 450 voltu vermiştir. Araştırma sonucunda katılımcılara deneyin gerçek konusu açıklanarak kimseye zarar vermedikleri söylenmiştir. Araştırmaya en çok eleştiri de bu kısımda gelmiştir. Her şeyin kurmaca olduğunu öğrenseler dahi katılımcılar birine zarar vermiş olmanın hissettirdiği stresten oldukça etkilenmiştir.

Araştırma sonuçlarına bakacak olursak; Miligram’ın, sonuçları açıklamadan önce aldığı tahminlerde, en üst seviyede (450 volt) elektroşok verenlerin ortalama oranı %1,2’dir. Miligram’ın ulaştığı sonuçta ise bu oran %65’tir, yani 40 katılımcıdan 14’ü emirlere uymayarak yarıda bırakmış, geri kalan 26 kişi ise 450 voltu vermiştir. Araştırma sonucunda katılımcılara deneyin gerçek konusu açıklanarak kimseye zarar vermedikleri söylenmiştir. Araştırmaya en çok eleştiri de bu kısımda gelmiştir. Her şeyin kurmaca olduğunu öğrenseler dahi katılımcılar birine zarar vermiş olmanın hissettirdiği stresten oldukça etkilenmiştir.

Bu araştırmanın sonucunda, çok büyük yaptırımları olmamasına rağmen itaat etme gücümüzün ne derece kötü sonuçlara sebep olabileceğini görmüş olduk. Daha önce insanoğlunun tabiatı gereği itaat eylemine mecbur olduğunu fakat itaat objesini seçmekte özgür bırakıldığını belirtmiştik. Bu bağlamda, itaat etme evresine geçmeden önce seçimlerimize daha fazla itina göstermemiz gerekiyor. Aksi takdirde kendi ahlaki değerlerimize uymayan bir emre itaat etmeye başlayınca en yüksek elektroşoku veren 26 kişi gibi ipin ucunu kaçırmamız an meselesi ki tarih bunun acı sonuçlarını 2. Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler vb. komutanlara koşulsuz itaat eden askerler ve daha birçoğunda bize göstermiştir. Hele ki her şeyin ışık hızıyla değiştiği şu zamanlarda, onaylamadığımız eylemleri yapıyor hâle gelmeden Miligram’ın deneyini ve itaat etme meylimizi sık sık hatırlamalıyız.  

MERYEM FAZİLET İNCE

Hayallerimin çoğunu çocuklar için kurdum ve ilk adım olarak psikolojiye yöneldim. Birinci adımın çok uzun olduğunu biraz geç fark ettim. Hâlâ bu aşama da yol almaya çalışıyorum.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir