Mescid-i Aksâ Hakkında Oryantalist Bir İddianın Değerlendirilmesi

Oryantalizm en genel anlamıyla; din, dil, bilim, düşünce, sanat, tarih vb. alanlarda Doğu dünyasını inceleyip Doğu hakkında yargılar üreten Batı kaynaklı kurumsal faaliyet olarak tanımlanmaktadır. Doğu ile ilgili araştırmalarda uzmanlaşan kişiye de oryantalist denir. Oryantalistlerin çalışmaları ağırlıklı olarak İslamiyet üzerine olmakla birlikte gelinen noktada Doğu medeniyetleri, kültürleri, dilleri ile daha pek çok unsur çalışma alanları içinde yer almaktadır. Oryantalizmin başlangıcı için 8. ve 12. yüzyıllar zikredilmekle birlikte kökleri çok daha öncelere de götürülmektedir. Ancak akademik bir disiplin hâlini alması 19. yüzyıla tekabül etmektedir.[1]

Farklı alan, ekol ve dönemlere ayrılmakla birlikte 19. yüzyıl ile şekli, boyutları ve niteliği değişen oryantalizm,  Batı için Doğu’nun tanımlanıp şekil verileceği bir alan hâline gelmiştir. Bu yüzyılın başlarında, söz konusu tanıma ve tanımlama için Avrupa’ya çeyrek milyon yazma eserin taşındığı zikredilmektedir. İlerleyen tarihlerde bu eserlerin sayısı da artmıştır. Oryantalistler yoğun mesailer harcayarak İslam ve İslam’a ait birçok hususta bilgi sahibi olmuşlardır. Yine ekol, dönem ve kişilere göre farklılık arz etmekle birlikte genelde bu bilgilerin; bağlamından koparılarak, saptırılarak ya da mesnetsiz bir şekilde sunulduğu vakidir. 

Oryantalistler, bazı konularda Müslümanların dikkatini başka yere çekme gayreti içinde olmuşlardır. Bu konulardan biri de  Mescid-i Aksâ’dır. Üç mübarek mescidin üçüncüsü olan bu mescid  ile ilgili ayet ve hadislerin farklı şekillerde yorumlandığı ya da inkâr edildiği görülmektedir. Söz gelimi, İsrâ suresi’nin ilk ayetinde zikredilen Mescid-i Aksâ’nın Kudüs’te değil de Mekke civarındaki Cirâne bölgesinde yer aldığı iddiası bunlardan sadece biridir.[2]

Bu çalışmanın amacı Mescid-i Aksâ ile ilgili Hz. Peygamber’in (s) buyurduğu: “Binekler yalnızca üç mescid için yüklenir (Sadece üç mescide yolculuk yapılır): Mescid-i Harâm, benim şu mescidim (Mescid-i Nebî) ve Mescid-i Aksâ.[3] hadisinin asılsız ve uydurma olduğu şeklindeki iddianın mesnetsizliğini ortaya koyabilmektir.

Müslümanlarca üç kutsal mescid, üç harem olarak anılan “Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ” diğer beldelerdeki mescidlerden ayrı bir öneme sahiptir. Bu önem, Allah Teâlâ’nın onlara kutsiyet atfetmesinden ileri gelmektedir. Zira Allah ve Rasulü neye kutsal demişse, kutsal odur.

Müslümanların ilk kıblesi ve Hz. Peygamber’in (s) isrâ yolculuğunda, mi’râctan önceki varış noktası olan Mescid-i Aksâ, peygamberler şehri olan Kudüs’te yer almakta ve Kur’ân’da bu isimle anılmaktadır. Allah Teâlâ, Rasulünü pekâlâ Mescid-i Harâm’dan mi’râc’a yükseltebilirdi. Ancak, bu yolculuğa Mescid-i Aksâ’nın da dâhil olmasını murad etmiş ve böylece katında bu mekânın önemli bir yere sahip olduğunu Müslümanlara göstermiştir.         

Hz. Peygamber (s) şöyle buyurmuştur: “Binekler yalnızca üç mescid için yüklenir (Sadece üç mescide yolculuk yapılır): Mescid-i Harâm, benim şu mescidim (Mescid-i Nebî) ve Mescid-i Aksâ.[4]

Rivayet Sahihayn’dan önceki kaynaklarda,  Sahihayn’da ve birçok kitapta muhtelif ravilerden nakledilmiştir.

Bu rivayet ile ilgili ortaya atılan iddia hakkında kısaca bilgi verilip âlimlerin konuyla ilgili görüşleri zikredilecektir:

Yahudi asıllı bir oryantalist olan Goldziher (1921), Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın (86/705) Abdullah b. Zübeyr’in (73/692) Kâbe’ye hâkim olup halifeliğini ilan ettiği dönemde Kâbe’ye gelecek hacılardan biat almasını engellemek için, Kâbe yerine tavaf edilmesi maksadıyla Kubbetü’s-Sahrâ’yı inşa ettirdiğini söylemiştir. Ayrıca insanların dikkatini buraya çekmek amacıyla İbn Şihâb ez-Zührî’den hadis uydurmasını istediğini İbn Şihâb’ın da bu “üç mescid” hadisini uydurduğunu iddia etmiştir.[5]

Goldziher, iddiasını Şii tarihçi Yakûbî’ye (292/905) dayandırır. Yakûbî konuyla ilgili şunları zikretmiştir: “Abdülmelik Mekke’ye gidilmesine engel olunca insanlar bu duruma razı olmadılar. Abdülmelik de onlara: ‘Bakın İbn Şihâb Rasulullah’ın (s): Binekler yalnızca üç mescid için yüklenir: Mescid-i Harâm, benim şu mescidim (Mescid-i Nebî) ve Mescid-i Aksâ dediğini söylüyor.’ demiştir. Sonrasında Kâbe’ye alternatif Kubbetü’s-Sahrâ’yı yaptırdı. Böylece insanlar Kâbe’yi tavaf ettikleri gibi onu tavaf etmeye başladılar.”[6]

Bu iddia birçok açıdan tenkit edilmiştir:

1. Zehebî’nin (748/1348) bildirdiğine göre Abdülmelik ile İbn Şihâb’ın karşılaşması h. 80’li yıllara tekâbül etmektedir.[7]  Abdullah b. Zübeyr h. 73 yılında öldürülmüş, dolayısıyla hac yolu açılmış, insanların Mekke’ye gitmelerine mani bir durum olmadığı gibi, hadis uydurulması için de bir sebep kalmamıştır.[8]

2. A’zamî (2017), Abdülmelik’in Kubbetü’s-Sahrâ’nın inşasına h. 69 yılında başladığını, bu tarihlerde İbn Şihâb’ın en fazla on sekiz yaşında olduğunu ve bu yaşlardaki bir gencin Allah’ın hac emrini değiştirecek iktidar ve şöhrete sahip olduğunun düşünülemeyeceğinden söz etmiştir.[9]

Şunu ifade etmek gerekir ki, ilimle münasebeti olan Abdülmelik (ya da her kim olursa olsun), hem ilim hem iktidar gücünü kullanarak böyle bir şey yapmaya kalksaydı, sahabe başta olmak üzere Müslüman halk tarafından kâfir ilan edilir,  durumunu tehlikeye sokardı.[10] Dolayısıyla hangi yaş ve konumda olursa olsun bir kişinin Allah’ın hac emrini başka bir alternatifle değiştirme cüretkârlığı içinde olması düşünülemez. Zira böyle bir durumun gerçekleşmesi büyük bir infiale sebep olur.

3. Yakûbî’nin zikrettiği bilgiler içerisinde, dikkat edilirse Abdülmelik’in İbn Şihâb’dan hadis rivayet ettiği zikredilmekte, Goldziher’in iddia ettiği gibi Abdülmelik’in zorlamasıyla Zührî tarafından hadis uydurulduğuna dair bir bilgi yer almamaktadır. Bu husus, Müslümanların hadislere olan güvenlerini sarsmak için Goldziher tarafından taammüden ortaya atılan iddialardan sadece biridir.[11]

4. Yakûbî her ne kadar Abdülmelik’in İbn Şihâb’ı hadis uydurmaya zorladığına dair bir iddiada bulunmamış olsa da, halifenin haccı Mekke’den Kudüs’e döndürmesiyle haccın Emevîler devri boyunca Kudüs’te gerçekleştirildiğinden söz etmiştir. Oysa eserinin başka bir yerinde h. 72 senesinden itibaren Emeviler döneminde hac farizasının ifasından bahsedip Abdülmelik’in h. 75’te hac için Mekke’ye gidişini anlatarak âdeta kendini tekzip etmiştir.[12]

5. İbn Şihâb ez-Zührî, Saîd b. Müseyyeb’in (94/713) talebesi, Malik’in (179/795) ise hocasıdır. Hadis münekkitleri, cerh etmek bir yana ondan hep övgüyle söz etmişlerdir. Ayrıca İbn Şihâb bu hadisi hocası Saîd’den nakletmiştir. Şayet hadis uydurması söz konusu olsaydı, o dönemde hayatta olan hocası buna itiraz ederdi.[13]

6. Bu hadis İbn Şihâb tarikiyle sahih olmakla birlikte sadece ondan gelmemiştir. Bu hadisin mütâbî ve şahitlerinden (başka isnadları) bir kısmı şöyledir:

● Ali→Süfyan→İbn Şihâb ez-Zührî→Saîd b. Müseyyeb→Ebu Hureyre[14]

● Harun b. Saîd→İbn Vehb→Abdülhamîd b. Câfer→İmrân b. Ebî Enes→Selmân el-Eğar→Ebu Hureyre [15]

● Ebu’l-Velîd→Şu‘be→Abdülmelik b. Umeyr→Kaza’a→Ebu Sâid el-Hudrî[16]

Hişâm b. Ammâr→Muhammed b. Şuayb→Yezîd b. Ebî Meryem→Kaza’a→Ebu Saîd el-Hudrî ve Abdullah b. Amr b.el-As[17]

● Kuteybe→Bekr b. Muzar→İbnü’l-Hedâ→Muhammed b. İbrahim →Ebu Seleme b. Abdurrahman→Ebu HureyreEbû Basra el-Gıfârî[18]

İbn Uyeyne→Amr b. Dînâr→Arfece→İbn Ömer[19]

● Muhammed b. Abdullah→Saîd b. Amr→Abser b. el-Kâsım→Muhammed b. Amr→ Ubeyde b. Süfyan→Ebû Câ‘d ed-Damrî[20]

İnceleme sonucunda bu hadisin hem İbn Şihâb tarikiyle hem de altı farklı sahabiden gelen tariklerle sahih bir hadis olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca hadis aynı sahabilerden farklı tâbilerce rivayet edilmiştir.[21] Hadis bir de Hz. Ömer[22] ve Hz. Ali’den[23] gelmektedir. Ancak o tariklerden biri hatalı, diğeri zayıftır. 

Sonuç olarak, rivayet İbn Şihâb varyantıyla sahih bir hadistir. Ayrıca hadisin mütâbî ve şahitleri olup sahih isnadlarla altı farklı sahabiden gelmiştir. Goldziher, delillerine kaynak olarak Yakûbî’yi göstermişse de sözünü ettiği bazı iddialar orada yer almamaktadır. Yakûbî, Emevî karşıtlığını ileri safhaya taşıyarak olaylara tassupla yaklaşmıştır. Dolayısıyla zikredilen görüşlerin asılsız olduğu tespit edilmiştir.


[1] Yücel Bulut, “Oryantalizm”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi  (İstanbul: TDV Yayınları, 2007), 33:  428-437; Şevket Yıldız, Oryantalizm ve İslam Tarihine Oryantalist Yaklaşımlar (Bursa: Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2002), 15-34.

[2] Ayrıntılı bilgi için bkz. İsmail Altun,  “Müsteşrik Alfred Guillaume’nin Mescid-i Aksâ’nın Yerine Dair Görüşlerine Eleştirel Bir Yaklaşım” = A Critical Approach to the Views of Orientalist Alfred Guillame Regarding the Location of al-Masjid al-Aqsa, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İlahiyat Tetkikleri Dergisi (İLTED) 52/2 (2019), 287-309 (Bu konuda İslam alimleri arasında farklı görüş belirtenler olsa da bu görüşler ferdi bir yaklaşımdan öteye geçememiştir. )

[3] Buhârî, “Fazlu’s-Salât”, 1, “Cezâu’s-Sayd”, 24; Müslim, “Hac”, 415, 511, 513.

[4] Hasan el-Basrî (110/728), Fezâilü Mekke, thk. Sami Mekkî, Mektebetü’l-Fellâh, Kuveyt, ty.22; Süfyan es-Sevrî (161/778), Hadîsü Süfyan, thk. Âmir Hasan Sabri, Dâru’l- Beşâiri’l-İslâmiyye, yy. 2004, 141; Ebu Yusuf, Yakub b. İbrahim (182/798), Kitâbü’l-Âsâr, thk. Ebu’l-Vefâ, dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye Beyrut ty. I, 20; Şeybânî, Muhammed b. Hasan (189/805), el-Âsâr, thk. Ebu’l-Vefâ el-Afgânî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, ty., 382; Muvatta, “Cuma”, 463; Buhârî, “Fazlu’s-Salât”, 1, “Cezâu’s-Sayd”, 24; Müslim, “Hac”, 415, 511, 513.

[5] Ignaz Goldziher, Muslim Studies, (Almanca dan çev. S.M. Stern, C. R Barber), State University of New York 1971 s.44-45; Talat Koçyiğit, “I. Goldziher’in Hadisle İlgili Bazı Görüşlerinin Tahlil ve Tenkidi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 15, (1967): 49.

[6] Yakûbî, Ahmed b. Ebî Yakub (292/905), Târîhu’l-Yakûbî, I-II, Matbaatü Berîl, Leiden 1883, II, 311.

[7] Zehebî, Tezkiratü’l-Huffâz, I, 83.

[8] Koçyiğit, Talat, “I. Goldziher’in Hadisle İlgili Bazı Görüşlerinin Tahlil ve Tenkidi”, s.52.

[9] A‘zamî, Muhammed Mustafa, İlk Devir Hadis Edebiyatı, çev. Hulûsi Yavuz, İz yayıncılık (1993), 262.

[10] Abdullah el-Khatip, “Kur’an’da Kudüs”, çev: Ramazan Işık, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 9/1( 2004), 119.

[11] Talat Koçyiğit,  “I. Goldziher’in Hadisle İlgili Bazı Görüşlerinin Tahlil ve Tenkidi”, 47.

[12] A‘zamî, İlk Devir Hadis Edebiyatı, 262.

[13] el-Khatip, Abdullah, “Kur’an’da Kudüs”,  113.

[14] Buhârî, “Fazlu’s-Salât”, 1; Müslim, “Hac”, 511.

[15] Müslim, “Hac”, 513 (3. mescid Mescid-i İlya olarak zikredilmiştir. Kastedilen Mescid-i Aksâ’dır).

[16] Buhârî, “Fazlu’s-Salât”, 6; Müslim, “Hac” 415.

[17] İbn Mâce, “İkâmetü’s-Salât”, 191.

[18] Nesâî, “Cuma”, 45; Muvattâ, “Cuma”, 105.

[19] Abdürrezzâk, el- Musannef, V, 134.

[20] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr,  V, 367.

[21] Hande Nuran Alparslan, Üç Mescid ile İlgili Rivayetler ve Değerlendirilmesi, (İstanbul: Sabahattin Zaim Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2019), 131.

[22] Bezzâr, el-Müsned, I, 291 (Bezzâr bu rivayetin isnadının hatalı olduğunu zikretmiştir).

[23] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat, IV, 71. Heysemî, İbrahim b. İsmail b.Yahya’nın zayıf olduğunu söylemiştir(Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid,  IV, 3).

ZEYNEP SENA YILMAZ

Kul. Başı ve sonu olan bu yolculukta güzellikleri görüp geçmek yerine durup seyretme, o güzellikleri kendinin bir parçası hâline getirme gayesiyle yürür. Gayesi bu ama ne kadar yaklaşır bilinmez. Bir duası var: “Küçük çocukları koruduğun gibi beni de koru ya Rabbi! Düştüğüm yerde bırakma beni. Faydalı ilim ver. Doğru düşünmeyi, doğru davranmayı, doğru anlamayı, doğru anlatmayı, doğru yaşamayı nasip et.” Şükredecek, öğrenecek, soracak, anlatacak, okuyacak, yazacak, koşacak, umutlanacak, gülecek, tefekkür edecek... birçok şey var, doğru. Ben ne kadarını yapacağım peki? Ne kadarına talip isem, bana ne kadarı yazılmışsa.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir