“Son nefesimi verirken `Keşke şunu da yapsaydım.ʼ dediğim bir şey kalsın istemiyorum.” Bu sözler bir yarışma programında katılımcının, “Yarışmaya neden katıldınız?” sorusuna verdiği cevap olarak çalınmıştı kulağıma çok önceleri. Ama bende rahatsız edici bir etkisi oldu ve zaman zaman kafama çarpıp uzaklaştı bu cümlenin kelimeleri. Hayat, bir kuş sütü eksik sofraydı da her şeyden azıcık tadarak eksik bir zevk bırakmamalı mıydık gerimizde? O yüzden mi her anımızı dolu dolu geçirmemiz tembihleniyordu bize dört bir tarafımızdan?

Dolu, doluluk! Bir boşluk var demek ki ortada. Neyin boşluğu bu? İlk baştaki söze dönersek; nefes verirken, bir an önce doldurmak üzere, göğüs kafeslerimizde açtığımız boşluk mu? İçimizin boşluğu? Suları, tekrar yağmamak üzere, göğe buharlaşmış bir nehrin boşluğunu suyla; bir marangoza teslim edilmek üzere kökünden sökülen ağacın boşluğunu toprakla doldurabiliriz. Ya içimizinkini? Hayatımızı bir adımlık yer kalmayacak şekilde etkinliklerle doldurarak mı? Böylelikle boş bir anımız kalmayacağından ne canımız sıkılır ne de son nefeste pişman oluruz yapamadıklarımıza mı? Öyle olsa; can sıkıntısı, ömrünün her saniyesine yetecek etkinlik bulabilen çağımızın insanının sorunu olmazdı bence sevgili okur. Annelerimizden duymamız gerekirdi “Canım sıkılıyor benim.” cümlesini daha çok. Elinden internet imkânı alınsa sudan çıkmış balığa dönecek bizden değil.

Hayatlarımızı öylesine etrafımızdaki oyalayıcı şeylere mıhlamışız ki, onlar çekilse kendi hâlimize kalacağız ama ortada bir “kendimiz” olmayınca can çekişmeye başlayacağız sanki. Kendimiz olmayınca derken; mesela hayatımızdan ekranı, interneti, televizyonu, parayı, AVM’yi vesaire çıkarınca biz de tuzla buz olup ortadan kaybolacağız demek istemediğim aşikârdır herhâlde. İzin verin, hazır dağıtmaya başlamışken biraz daha dağıtayım ortalığı ve ne demek istediğimi “kendi” kelimesine dair birkaç tanımla anlatayım.

Kendiliğinden: Dış etkilerin zorlaması olmadan, iç sebeplerle oluşan süreçlerin gerçekleşme niteliği.*

Kendiliğindenlik: Dıştan bir belirleme ile değil, kendi kendine gerçekleşen etkinlik.*

Kendi: Bir işte başkalarının etkisinin bulunmadığını anlatır.*

Şimdi de hafiften toparlayayım o zaman:

Yani; sürekli dışarıdan beslenen ve dışarıyı doyurmaya çalışan bir nesneye dönüşmüş olarak yaşamak hayatı, kendimizle kalmayı beceremediğimiz zaman ortaya çıkan sonuç. Bu hâlde de bir içten söz etmek mümkün elbette ama bakılmamış ve dağ olmuş bir iç o ve bağa gitmeye tercih etmez kişi onu.

Dış dünya, onun bağı; iç dünyası ise harabesi, dağı olmuştur. Yine de, bağının üzümleri sulu ve canlı olduğu hâlde plastik gibi olduğundan mıdır bilinmez; anlamsızlık, huzursuzluk, mutsuzluk düşmemiştir bir türlü yakasından, kendiyle kalmayı beceremeyen, hep tüketmek isteyen, soluksuz kalıncaya kadar heyecanın, eğlencenin peşinde koşan insanın.

Yanlış toprağa yanlış tohumu ekiyordur, ne yapsa beyhude.

Şair diyor ya: “Demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş.”

*Türk Dil Kurumu, Büyük Türkçe Sözlük

AYŞE ACAR

1998 yılında Konya'da dünyaya geldi. Hocacihan Imam Hatip Lisesinde başladığı lise hayatını Mahmut Samii Ramazanoglu Imam Hatip Lisesinde tamamladıktan sonra üç  yıl Arapça kursuna devam etti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir