Genç çocuk elindeki sulama kabını yere düşürünce bir anda her yer ıslanmıştı. Dükkân sahibi hızla yere eğilip kaldırmasa, kaptan çıkan su hâlâ akmaya devam edecekti. Yalandan bir sinirle çocuğun kafasına hafifçe vurdu. Bir yandan da tebessümünü gizlemeye çalışıyordu. Göz ucuyla sokağa baktı dükkân sahibi. Hoş, bakmasa da kimin geçtiğini artık ezbere biliyordu.

“Oğlum, Vera sokağa çıktı mı dükkândan uzak dur sen. Bir gün, elinde ne varsa düşürüyorsun; bir gün, önüne bakmadan çiçekleri devirerek cama koşuyorsun. Batarız bu gidişle biz.”

Dükkân sahibi, karşısında yanakları al al olmuş bu gence baktı özlemle. Duyguları, kalbi, hissettikleri hâlâ çok saftı. Tertemizce yaşıyordu ne yaşıyorsa. Onu daha fazla utandırmadan kasaya doğru gitti dükkân sahibi. Arkasından baktığında, genç çocuk boynunu bükmüş hâlâ boş sokağı seyretmekteydi. Her gün Vera gitse bile dakikalarca seyrederdi bu yolu. Dükkân sahibi dayanamayıp sordu:

“Vera’nın yüzüne bile bakamıyorsun ama o gidince boş sokağı dakikalarca niye seyrediyorsun?”

Genç çocuğun bakışları kendisine dönünce gördüklerine şaşırdı adam. Az önce heyecandan ve utançtan kıpır kıpır olan bakışları, şimdi acının eşiğindeydi. Çocukça bir heves zannederdi onun hislerini hep ama bu derin bakışlar ne kadar yanlış düşündüğünü göstermişti ona.

“Yüzüne nasıl bakarım ki, bir kere baksam bin yıl çıkamam etkisinden. Hissettiklerimi anlar diye ödüm kopuyor üstelik. O mükemmel bir sevgiyi hak ediyor. Benim gibi birinin kırıklarla dolu sevgisini değil. Sokağı neden mi seyrediyorum? Herhangi bir sokak değil ki bu sokak. Vera’m geçti. Bak şuradaki köpeği görüyor musun? Onun başını okşar her sabah, ona değer elleri. Kaldırım kenarındaki çiçeklerde gezinir parmakları. Ayakları basar bu taşlara. Benim ayaklarımın altında cam kırıkları birikir o yürüdükçe.”

Dükkân sahibinin hayreti daha da artmıştı. Küçük bir kalp nasıl bu kadar dolabilirdi? Kirlenmiş, bencilliklerle dolmuş bir dünyada hâlâ ince düşünceliler gerçekten kalmış mıydı? Ona hiçbir şey diyemedi, dolan gözlerini gördüğü için üstelemedi belki de. Her sabah önce Vera’yı seyreder, o uzaklaşınca da kendisi de çıkardı yola, okula gitmek için. Aynı sınıftalardı oysa, köşe bucak saklardı ama kendisini. Dükkân sahibi şimdi çiçeklerin arasından kendisi seyrediyordu çocuğu. Omuzları çökmüştü, adımları rastgeleydi. Köşe başına gelince birkaç dakika boyunca o köpeği seyretti. Biraz yaklaşıp elini uzatınca, dükkân sahibi tıpkı Vera gibi onun da köpeğin başını okşayacağını zannetti. Ama öylece bekledi çocuk, elini biraz daha uzatıp köpeğe iyice yaklaşınca ellerinin titremeye başladığını gördü dükkân sahibi. Genç çocuk sonrasında elini yumruk yapıp yere indirdi. Ellerini ceketinin cebine koyup yürümeye devam etti. Dükkân sahibi arkasından bakakalmıştı. Buraya ilk geldiğinde küçücüktü. Her gün mutlaka dükkânın önüne gelir, akşama kadar çiçekleri seyrederdi. Yaşıtları sabahtan akşam ezanlarına kadar top oynayıp koşuştururken o gelir hevesle çiçeklere bakardı. Okumayı öğrendikten sonra da gelip çiçeklerin önünde saatlerce kitap okurdu. Ta o zamanlar dikkatini çekmişti kişiliği. Bu devirden, bu sahte kişiliklerden, yalandan dolandan uzaktı, çok uzaktı. Zaten nasılsa her gün geliyor diye biraz da bu değişik çocuğu merak ettiğinden, ailesinden izin almıştı burada çalışması için. Sabah dükkân sahibinden bile önce gelir, açardı dükkânı. O gelene kadar çiçekleri sular, her gün bıkmadan usanmadan bütün çiçekleri tek tek koklardı. Dükkân sahibi geldikten sonra da okuluna gider, okul dönüşü yine koşar adımlarla buraya gelirdi. Ailesinin, özellikle de babasının bu duruma çok kızdığını biliyordu ama ne yaparlarsa yapsınlar bu küçük kalbe söz geçirememişlerdi.

Dükkân sahibi, dalıp gittiği anılardan kapının açılma sesiyle çıktı. Bildiği tek bir şey vardı. Büyümüştü küçük çocuk. Kalbine sığdırdıkları arttıkça büyümüştü. Çiçekleri, şiiri ve Vera’yı çok seviyordu.

Devamı Yakında…

HÜDA NUR YILDIRIM

Ben Hüdanur. Ama yakın çevremdekiler Hüda demeyi tercih eder. 2001 yılının harika bir bahar ayında Konyalı bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Ne şanslıyım ki babam mükemmel bir öğretmen annem de dünyanın en iyi kalpli annesi. Babamın görevi gereği pek çok şehir ve kasabada geçti hayatım. Köylerin o serin havasını, şehir hayatının insanı sıkan yanlarını yazılarımda sıkça görebilirsiniz bu yüzden.
Osman Nuri Hekimoğlu Anadolu Lisesi mezunuyum. Eğitim hayatıma Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak devam ediyorum. "Muhayyile" isimli ilk öykü kitabımı yayınladım. Yazmak ve anlamaya çalışmak, benim hayatım bundan ibaret.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir