“Son derece sıradan, iyi huylu bir Malezyalı son içkisini içiyor. Orada donuk, umursamaz, bitkin bir vaziyette öylece oturmakta. Ve aniden ayağa fırlıyor, hançerini alıp sokağa koşuyor. Nereye gittiğini bilmeden dümdüz koşuyor. İnsan veya hayvan, yoluna çıkan her şeyi hançeriyle yere seriyor ve akan kan onu daha da hiddetlendiriyor. Ne sağa ne sola bakıyor, çığlıklar atarak elindeki kanlı hançerle o korkunç dosdoğruya koşuyor, koşuyor, koşuyor. Köylüler bir amok koşucusunu hiçbir şeyin durduramayacağını biliyor, o gelirken herkesi uyarmak için ‘Amok, amok!’ diye bağırıyorlar. Bunu duyan herkes kaçıyor. O ise hiçbir şey duymadan, görmeden koşuyor ve karşılaştığı her şeyi hançeriyle yere seriyor. Ta ki kuduz bir köpek gibi vurulana veya ağzından köpükler saçarak kendiliğinden yığılıp kalana kadar…’’* Siz de benim gibi bu satırları ilk okuduğunuzda yazılan her şeyin tamamen uydurma veya abartı olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ta ki gerçekten böyle bir hastalığın varlığını öğrenene kadar: Amok hastalığı.

Amok hastalığı, Orta Doğu ve Malezya’da daha çok görülen bir tür psikiyatrik hastalıktır. Tıp literatüründe endemik[1] hastalıklar kategorisinde yer almaktadır. Hastalık genellikle ani olarak gelişir ve bireyde istemsiz hareketler, şuur kaybı, bulunduğu yeri ve zamanı algılayamama, saldırgan tavırlar gibi durumlar ortaya çıkar ve kişi cinnet geçirir. Somut belirtiler hafif şekilde başlar ve tedavi edilmemesi hâlinde şiddetlenir. Kendini bir anda bu sendrom içerisinde bulabilen hastalar kendini ve çevresindekileri yaralamaya veya öldürmeye eğilim gösterir. Bu nedenle hastalar hem kendileri hem de çevresinde bulunan yakın ya da uzak herkes için risk oluşturur. Amok hastalığı, erkeklerde daha sık görülmekle birlikte kadınlarda da görülebilir.

Psikolojide “amok”, derin bir depresyon döneminin sonrasında ortaya çıkan şiddet ile sonuçlanan atakların görüldüğü dissosiyatif[2] bir ruh hâlidir.

Hastalığa tıbbi olarak “amok hastalığı” denilse de “mengamuk hastalığı” veya “running amok (amok koşucusu)” adı da verilmektedir.

Doğup büyüdüğü ve yetiştiği sosyal çevre ile kültürel ortam, bireyin psikolojisinde önemli bir rol oynar. Amok hastalığı; psikotik[3] bir durum öyküsü veya şiddet içeren tehditlerde bulunma, yakın zamanda kişisel kayıplar, şiddetli intihar girişimleri, kişilik bozuklukları veya olumsuz kültürel ortamda ve sosyal çevrede büyümüş ve yetişmiş olan bireyler için tehlike oluşturabilmektedir. Genel olarak depresif bozukluklar, antidepresanlar ve destekleyici psikoterapi ile tedavi edilebilir. Antidepresanlar, vakaların %85’inde depresif belirtilerin ve depresif bozuklukların hafifletilmesinde etkilidir ve hasta 6-8 hafta içinde semptom iyileşmesi açısından izlenmelidir ancak hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Tedaviler hastalığın belirtilerini hafifletmek amacıyla uygulanır. Amok hastalığında hastalığın nedeni de kesin olarak bilinemez.

Her ne kadar amok hastalığının endemik olduğu düşünülse de aslında hepimiz birer amok koşucusuyuz ve hedefimize ulaşana kadar karşımıza çıkan tüm engelleri iyi veya kötü şekilde önümüzden çekmekten geri kalmıyoruz.

*Stefan Zweig’in “Amok Koşucusu” adlı kitabından


[1] Sadece belirli bir bölgede görülen hastalıklar   

[2] Tıbbi bir rahatsızlık bulunmadığı hâlde kişinin bellek, kimlik, bilinç ya da algı bütünlüğünde bozulmalar olması

[3] Psikoz ile ilgili (Psikoz: Düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumunu tanımlamakta kullanılan genel bir psikiyatri terimi)

AYŞE FIRAT

2001 senesinde Konya’da doğdum. Şu an Erzurum’da tıp okumaktayım. İnsanlara hizmet etmeyi, öğrenmeyi ve öğretmeyi seven ama öğrenmekten çok öğretmekten keyif alan biriyim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir