Tüm yazılarıHÜDA NUR YILDIRIM

Ben Hüdanur. Ama yakın çevremdekiler Hüda demeyi tercih eder. 2001 yılının harika bir bahar ayında Konyalı bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Ne şanslıyım ki babam mükemmel bir öğretmen annem de dünyanın en iyi kalpli annesi. Babamın görevi gereği pek çok şehir ve kasabada geçti hayatım. Köylerin o serin havasını, şehir hayatının insanı sıkan yanlarını yazılarımda sıkça görebilirsiniz bu yüzden.
Osman Nuri Hekimoğlu Anadolu Lisesi mezunuyum. Eğitim hayatıma Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak devam ediyorum. "Muhayyile" isimli ilk öykü kitabımı yayınladım. Yazmak ve anlamaya çalışmak, benim hayatım bundan ibaret.

Gösteriliyor: 1 - 10 of 10 Sonuçlar

Rose -2-

Hiç değmese elleri, hiç rastlaşmasa bakışları, aynı kitabın satırlarında gezinmese de kalemleri ve bunların gerçekleşmesinin hiçbir zaman mümkün olmadığını tüm gerçekliğiyle bilse de, kalbi hep Vera’ya ait kalacaktı. Bir gülün kokusunda, kaldırımlarda kendiliğinden çıkan çiçeklerin yapraklarında, semadaki bulutta, küçük bir kedinin patisinde ve bütün güzel şeylerde Vera’yı hatırlayacaktı bu kalbi.

Rose -1-

Dükkân sahibi, karşısında yanakları al al olmuş bu gence baktı özlemle. Duyguları, kalbi, hissettikleri hâlâ çok saftı. Tertemizce yaşıyordu ne yaşıyorsa. Onu daha fazla utandırmadan kasaya doğru gitti dükkân sahibi. Arkasından baktığında, genç çocuk boynunu bükmüş hâlâ boş sokağı seyretmekteydi. Her gün Vera gitse bile dakikalarca seyrederdi bu yolu. Dükkân sahibi dayanamayıp sordu:

Dumanı Tüten Kulübe

Yağmurun şarıl şarıl yağdığı bir gün, dağın öbür tarafındaki yolda arabası bozulan bir genç, sığınacak bir yer arıyordu kendisine. Aslında amacı yakınlarda bir yerde bir tamirci bulmaktı. Ama öyle çok yağmur yağıyordu ki önünü bile göremiyordu. Islanmış gözlüğünü temizlemek istese de kıyafetleri de ıslaktı, gözlüğünü silebileceği hiçbir şeyi yoktu. En sonunda ne bir tamirci bulabildi ne de arabasını bıraktığı yeri.

Hayat

‘’Ölüm, en büyük başlangıçtır evlat, en büyük ve en etkili başlangıç. Bir hikâyede biri ölünce, o hikâye hikâyelikten çıkar, destan olur. Ucu ateşe tutulmuş bir kağıt gibi yanar o sağ kalan. Yana yana kül olur. Başarabilirse yeniden kurar hikâyesini. Başaramazsa da kül olarak kalır, içten içe hâlâ yanmaya devam eder, söneceği günü bekler her zaman.