“Bin sekiz yüzlerin sonu ya da seksenler değil. Uçsuz bucaksız bir çölde ya da kundaklanmış bir evde de değiliz.

Etrafımızda kovboylar yok, takım elbiseli müfettişler, ak sakallı dedeler, gözleri görmeyen kâhinler de.

Zaten bir rüyanın nasıl başladığını asla hatırlayamazmışsın.

Ve en uzun rüyalar bile yedi saniyeden fazla sürmezmiş. Öyle derler.

Akıp giden, başı sonu belli olan bir hikâye gibi değil; bir görünüp bir kaybolan, hareketsiz, donuk görüntüler, belki yüz ifadeleri.

Bir tabloyu izler gibi izliyorum:

Gitar çalıp şarkı söyleyen fötr şapkalı, kirli sakallı bir adam.

Sevgilisini tavan arasında unutan bir kadın. (Bunu hatırlıyorum.)

Büyük bir savaşın gebe olduğu hikâyeler.

Büyük bir savaşın arkasında bıraktığı hikâyeler.

Bir trenin kompartımanında donarak ölen çocuk.

Stinea’da, bir resmin içinde kaybolup giden bir adam. (Bunu da.)

Islak, soğuk, pis bir günde kaldırılan bir cenaze.

Ya da onun gibi bir şey…

Sadece izliyorum.

Rüyadayken eğer bir rüyada olduğunu fark edersen onu yönlendirebilir, yönetebilirmişsin. Öyle derler.

Ya da onun gibi bir şey.”

Metni art arda, birkaç kez okuyorsun. Güzel, akan bir el yazısı. Hiç yorum yapmadan, kâğıdı iki kez katlayıp cebine koyuyorsun. (Zaten o da yorum yapmanı beklemiyor.) Güneş batmak üzere. Gökyüzünün kırmızısı denize yansıyor. Güzel, sakin bir ilkbahar akşamı oluyor. Yürüyorsun. Ellerin ceplerinde. Sahilden, ilçenin ara sokaklarından, parklarından geçip en büyük ve en kalabalık sokağına geliyorsun. O, yanında, kim bilir neler düşünüyor. Fötr şapkalı bir adam, yol kenarında şarkı söylüyor. Elinde gitar.

ENES SÜSLÜ

24 yaşında. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi. Kısa öykü, eleştiri, batı düşüncesi ve sinemayla az çok ilgilenir. Birbirinin aynı öyküler yazar. Sait Faik’e, Ferit Edgü’ye, Mehmet Günsür’e ve daha birçoğuna kendini borçlu hisseder.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir