Batı, Verdiği Silahla Kendini Vurdurmaz

Bundan yaklaşık altmış yıl önce, Kanlı Noel olarak tarihe geçen bir günde Kıbrıs Rumları, Kıbrıs’taki Türk kardeşlerimize karşı bir katliam gerçekleştirdi. Tek kelimeyle kahredici bir olay! Batı’nın şımarık çocuğu kendi geçmişiyle yaşıyor ve yaşatıyor. Bu olay gerçekleşirken Türkiye müdahale etmek istedi. Bir de ne olsun! ABD Başkanı’nın mektubu geldi: “Aramızdaki ikili ilişkilerin bozulmaması için müdahale etmeyin.” Aslında bu cümle şu anlama geliyordu: “Size verdiğimiz silahları Kıbrıs’ta bize karşı kullanamazsınız.” Dedik ya, Batı verdiği silahla kendini vurdurmaz. Peki, soru şu: Batı’dan ithal ettiğimiz kavramlarla Batı’yı eleştirebilir miyiz?

Kavramların toplumsal yansıması mühim, hem de çok. Mesela şiddet, hak, demokrasi kavramları Batı’nın hegemonyasına hizmet etmekle beraber toplumumuzda bir afyon etkisi oluşturmakta ve mefhumların büyüsü zihinleri uyuşturmaktadır. Nasıl mı? “Kadına şiddete hayır.” diyoruz fakat katledilen binlerce erkeği görmezden geliyoruz. “Demokrasi” diyoruz, emperyalizme maden olan Afrika’yı göz ardı ediyoruz. “Kadın hakları” diyoruz; Suriye’de, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da tecavüze uğrayan, katledilen, her türlü gayriinsanî muameleye maruz kalan kadınları, çocukları, topyekûn insanları görmezden geliyoruz. Bunun tek bir sebebi olsa gerek. Batı, ürettiği kavramla kendini vurdurmaz. Çin’de işlenen zulmü eleştiren ABD’nin temel gerekçesi, elinde olan gücü muhafaza etme telaşıdır. Diğer türlü Vietnam’da, Hiroşima’da ve coğrafi keşifler adı altında yerli halka yaptıkları katliamları ve zulümleri neyle izah edeceğiz?

İthal edilen kavramların şatafatı toplum üzerinde bir vicdani uzlaşı temin etmekte. Lakin bu vicdani uzlaşı, hastanın kolunu, bacağını kesmek için verilen morfine benziyor. Evet, acı hissedilmiyor fakat acının hissedilmemesi en önemli azalarımızdan yoksun bırakıldığımız gerçeğini değiştirmiyor. Bu durumun benzerini toplum nezdinde yaşıyoruz. Morfin olarak aldığımız ithal kavramlar bizleri hissizleştirdi. Toplumumuzun en önemli azaları olan birey, aile gibi kavramların içi boşaltılıyor ve toplumsal karşılığı zahiren mutantan, bâtınen kof hâle getiriliyor. Özgürlük kavramının toplumumuzdaki yansımasına baktığımız vakit durumu anlamak daha netleşecektir. Mesela özgürlük adı altında “Onur(suz) Yürüyüşü” yapan insanlar, insanlık adına yürüdüklerini iddia ediyorlar. Yaptıkları şeyin insanlığın imhasına sebep olacağından habersiz. Oysaki toplumun dinamiklerini tarumar edecek bu sapkın yönelim, önce değerleri değiştirecek, değiştirdiği değerleri kendi istediği şekle göre tekrar kurgulayacak. Batı, sever bunu yapmayı. Özgürlük kavramıyla morfinini alan toplum, bireylerini teker teker kaybetmekte. Her kaybediş, bir canlı bomba olarak toplum içine tekrar dönmekte. Kendini imha ederken içinde bulunduğu toplumu da parçalamakta. Her ithal ettiğimiz kavramla kendimizi kaybediyoruz, farkında değiliz. Toplumsal cinsiyet kavramıyla toplumumuzu, özgürlük kavramıyla dinî değerlerimizi, kadın hakkı kavramıyla kadınımızı, hümanizmle insanlığımızı kaybediyoruz.

Velhasılıkelam: Batı nasıl verdiği silahın namlusunun kendine yönelmesine izin vermiyorsa, ihraç ettiği kavramların gücünün kendi aleyhine kullanılmasına müsaade etmez.

Oktay Öz

Bir yolcu. Yolculuğu alem-i ervahta başlayan; şu an için dar-ı imtihanda, yani dünya sefinesinde, yolculuğuna devam eden; bu yolculukta da Sezai Karakoç'un deyimiyle "Yitik Cenneti" arayan bir kul. "Oku" emrini kendine muhatap bilmiş, her okuduğunda yitik cenneti bulma telaşı olan; bulduğu her izi yazarak, bazen kelamıyla ifade etmeye gayret eden bir hâdim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.