“Çok bayram göörr!” Hazır mıyız elini öptüğümüz her büyükten bu sözü duymaya?

Biz Müslümanların iki bayramından birisi olan Ramazan Bayramındayız. Bayram sözcüğü İranca Pati; geri, tekrar, önek ile Rama; sükûn, barış, mutluluk sözcüklerinin birleşiminden oluşur. Kaşgarlı Mahmut’un tespitine göre ise kelimenin aslı bezram (بذرام), “sevinç ve eğlence günü” demektir. Bayram/Beyrem telaffuzu Oğuzlara aittir.

Arapça’da Ramazan Bayramı “eid ul-fitr” olarak geçer. Tam Türkçesi ise “iftar bayramı” demektir. Fıtır sadakası olarak bildiğimiz fitre, Ramazan ayı içerisinde verilmediyse bayram günü en geç Bayram namazdan önce verilmesi gerekir. Bundan dolayı Fıtr Bayramı olarak da geçmektedir. Arap ülkelerinde Ramazan Bayramı İftar Bayramı olarak kutlanır. Bunun sebeplerinden birisi de 30 günlük oruç tutma sürecinden sonra son iftar yapacak olmalarıdır. Zamanla şükür bayramına dönüştüğü için de Türkçeye “şeker” olarak geçmiş ve Şeker Bayramı olarak kutlanmaya başlamıştır. Ramazan Bayramı’na Şeker Bayramı denmesinin bir diğer sebebi ise Osmanlı Dönemi’nde Ramazan’ın ilk 15 gününden sonra askerlere tepsilerce tatlı gönderilirmiş. Böylece Ramazan Bayramlarında halk da tatlılar yapmaya başlamış, hatta çocuklara para yerine şeker dağıtılmaya başlanmış. Biz küçükken iple çekerdik Şeker Bayramını. Bayramın ilk günü elimize çantamızı, torbamızı alır şeker toplamaya çıkardık. Hiç tanımadığımız kapılara uğrar, hiç tanımadığımız insanlarla bayramlaşırdık. Gün sonunda herkes kendi topladığı şekerleri yerdi. Ee tabii yenilen o kadar şeker vücutlarımıza da bayram ettirir, o gece soluğu acilde alırdık. 😊

Kısacası Ramazan Bayramı’na Şeker Bayramı denmesinin nedeni tamamen etkileşimden ve gelenekten kaynaklanıyor.

Bayramlar, toplumların hayatında görülen olağanüstü günlerdir. Müslümanların hayatları gibi bayramları da oldukça hareketli geçer. Peki ya diğer toplumlarda? Cahiliye Devri Arapları’nda çeşitli kabileler tarafından ortaklaşa kutlandığı söylenebilecek tek bayram, Hicaz bölgesinin ve özellikle Mekke’nin en büyük bayramı olan hacdır.

Mekke yakınlarında yılda bir defa kutlanan bir bayram da Zâtü Envât Bayramı idi. Zâtü Envât büyük, yeşil bir ağaçtı; Araplar her yıl gelirler, kılıçlarını dallarına asarlar, çevresinde tapınırlar ve kurban keserlerdi.   

Yılın belirli zamanlarında kutlanan Yahudi Bayramları da üçü daha büyük olmak üzere yedi tanedir. Pesah (hamursuz) bayramların en büyüğü olup o gün Mısır esaretinden kurtuluşun yıl dönümü canlandırılmaktadır. Yahudi takviminin ilk ayının on dördüncü günü kutlanmaya başlar ve kutlamalar sekiz gün sürer. O gece Mısır’dan gizlice ve aceleyle yola çıkışın hatırasını canlandırmak üzere mayasız, tuzsuz ve yarı pişmiş ekmek yapılıp bir kuzu veya oğlak kesilerek elde asa bir süre beklenir. Tevrat okuyarak ve dua ederek oturulan bayram sofrasında tuzsuz ekmekle acı otlar yenir, dört bardak şarap içilir ve buna sekiz gün devam edilir. Şavuot (Haftalar Bayramı), Roş-ha-şanah (Yılbaşı), Yom Kipur (Kefaret Günü), Hag-ha-sukkot (Çardak Bayramı), Purim (Kurtuluş Günü), Hanukkah (Işıklar Bayramı) olmak üzere yedi tane bayramları bulunmaktadır. Yahudi bayramlarının genel karakteri, tarihte yaşanmış önemli olayların her yıl canlandırılması, hatıralarla kin ve intikam duygularının daima canlı tutulmasına çalışılmasıdır.

Hristiyan bayramlarının başlıcaları ise şunlardır: Noel Bayramı, Paskalya Yortusu, Transfigürasyon (tecelli), Meryem Ana Günü, Haç Yortusu. Hristiyan bayramları da Yahudilerinki gibi Müslüman bayramlarından farklı olarak birinci planda Allah’a yaklaşmayı ve mağfiret dilemeyi hedef almayan, daha çok yaşanmış hatıraları canlandırmaya yönelik kutlamalardır ve putperestlik dönemlerinin birçok izlerini taşımaktadır. 

Müslümanlar içinse bayramların yeri ayrıdır. Bir nevi mükâfattır. Efendimiz Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sözleri ile sözlerimi sonlandırayım.  

Hazret-i Ebu Bekir radıyallahu anh, kızı Aişe validemizin evine gidince, iki cariyenin def çalıp oynadığını gördü. Ensâr-ı Kirâm’ın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir radıyallahu anh, Rasulullah’ın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek susmalarını söyledi. Düğünlerde ve bayramlarda kadınların def çalmaları caiz olduğu için Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e:  “Onlara mâni olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir.” buyurdu. (Buhârî)

AZİME SELİN EKİCİ

2001 yılı mayıs ayında bol yağmurlu bir günde doğmuşum. Bir rivayete göre de ben doğduktan sonra yağmur başlamış. Bu durum ismime de ilham olmuş. Ereğli Fen Lisesi'nden 2019'da mezun oldum. Yoğun iki yıllık sınav sürecinden sonra da şimdiki bölümüm, matematik öğretmenliğinde okuyorum. Hayatı sınavlarla geçmiş, hâlâ da geçmekte olan bir yeraltı orkidesiyim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.