Kadın daha çok seviyor. Bütün vücuduyla adama dönmüş, adamsa masaya bakıyor.

Kadın elini elinin içine almış süreğen bir heyecanla yeni şeyler anlatıyor, en çok o gülüyor. Gülerken bile güzel görünmeye çalışıyor, adam bu sırada kola şişesini kafasına dikiyor.

Hep o, adama doğru gidiyor. Gizlice yanıma çağırıp şey demek istiyorum: “Bu hayvan seni çok üzer kızım.” Belki üç çocuktan sonra şiddetli bir kavgada aklının başına geldiği o saniyede hatırlar söylediklerimi. Parktaki kadın bile ilk gördüğünde anlamıştı seni der, ben nasıl anlayamadım onca yıldır ah eşek kafam! Dövünür.

Hayır, erkeklerden nefret etmiyorum. Atilla İlhan da bir erkekti. Ben Sana Mecburum’u yazdı. “Adını mıh gibi aklımda tutuyorum.” dedi. Ondan nasıl nefret ederim?

Frank Sinatra’dan Killing My Softly’yi açıyorum. Onlara akıl almaz bir jest yapıyorum. Benim aklım alır, onlarınki almaz. Bugün en çok ben. Şarkım ile onları öldürüyorum. Fark etmiyorlar. Bitirmem için dua etmiyorlar. Bütün parmaklarımı kalplerinin içine hunharca daldırıp deştikçe deşiyorum. Kendilerinin bile göremediklerini görüyorum. Ben Tanrı gibi hissediyorum, onlar bir şey hissetmiyorlar. Öyle aptal bir gülümsemeyle yüzüme bakıyorlar. Tanrı da hep bizim aptal olduğumuzu mu düşünür? Ama o bizi yarattı, ben önümdeki bu iki gülümsemeyi yaratmadım. Özgürüm. Bugün en az başkaları.

Kadın daha çok seviyor ve bunu biliyor. Bazı anlarda, az sevilmenin acı kıvrımları hızlıca yüzünden geçiyor. Sancı duyuyor. Kahkaha atarken incecik çizgilerle “Korkuyorum.” yazıyor havaya. “Ya bir gün nefret edersem senden. Erkenden aşındırırsam sevgimi.[1] Hep önde olmaktan yorulursam. Arkamdan gelmezsen ve ben de artık arkama bakmaktan vazgeçersem?”  Adam boş bakıyor.

Kadın daha çok seviyor ve artık içinde ölen tarafları oluyor. Ölen taraflarını artık duyuyor. Şimdilik onları sessizce gömüyor. Şimdilik.

“Sevmek bazen rezilce korkmaktır.” Ben Atilla İlhan’dan nasıl nefret ederim?


[1] Erdem Bayazıt

ESMA ŞAFAK

1996 yılının anneciğime göre en soğuk gününde, dört kız evlada sahip olacak bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Ağaç dallarında piknik yapan ve öğlenleri arkadaşlarıyla azık karışan neslin sonunu süpürenlerdenim.
Gündüzleri öğretmen, akşamları öğrenci, uyuyamadığım gecelerde de kelime avcısı olarak hayatıma devam etmekteyim.
Çocuk edebiyatını, insan psikolojisini, farklı manzaraları, iyi öyküleri, ağaçlara tırmanmayı ve en çok da piyanoyu seviyorum. Güzel olan her şeye heves etmek gibi bir karakterden mustaribim. Şifa beklerim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir