“Beş bilyeli çocuk” elini cebine attı. Bütün sermayesi avucunun içindeydi. Beş küçük bilye sırt sırta vermişler, onun yüzüne bakmışlardı. Başını kaldırdı, emin ama minik adımlarla, bilyelerini gururla sayan iki çocuğun yanı başına ulaştı. Avcunu uzattı, açtı. “Dört bilyem var. Şununla da atçam.” dedi bilyelerden birini işaret ederek. Toprağı elleriyle süpürdüler, çocuklardan biri parmağıyla düz bir hat çizdi. Ardından dörder bilye yerleştirdiler küçük aralıklarla, düz hat boyunca yan yana. “Oyunu biliyon di mi? Aha şu ağacın oradan atacaz bilyeleri. Ama önce kim ilk atacak onu şey yapacaz. Şimdi sen gel yanıma.” diyerek kolundan tutup yanına çekti beş bilyeli çocuğu. “Bilyeleri aynı anda atacaz şimdi buradan. Ağaca en yakın kiminse o ebe olur. Tamam mı?” Başıyla onayladı çocuk. “Üçe kadar sayacam, üç diyince atacak herkes bilyeleri. Hadi. Biir, ikii, üç!” Üç çocuğun başparmakları yay gibi fırlattı bilyeleri yerinden. Ağaca en yakın duranı, beş bilyeli çocuğun bilyesi oldu. Gülerek koştu, aldı bilyesini eline. Çocuk devam etti, “Sağ baştan mı, sol baştan mı diye soracaz şimdi sana. Sen seçecen. Mesela solu seçtin ya, biz vurmaya çalışcaz bilyeleri ağacın oradan. Şunu vurursam mesela…” diyerek bilyelerden birini gösterdi, “bunun sağındakilerin hepsini üterim. Sonra Hilmi atar. O da vurduğunun sağındakileri üter. Geriye kalanlar da senin olur yani. Anladın mı? Soldakiler senin olur yani.” Beş bilyeli çocuk anlamıştı elbet. Diğer iki çocuk ağacın yanına atışlarını yapmak için giderlerken, o da bilyelerin sıralı olduğu çizginin yanında yerini aldı. Her iki çocuk da önce çöktüler dizlerinin üstüne, kıstılar sonra gözlerini. Başparmaklar tam boşalacakken yerlerinden, beş bilyeli çocuk bakamıyordu bu sahneye. Sonra birden bağırdı aceleyle: “Durun bi. Atmayın sakın!” Başını kaldırdı hemen, minareye baktı. “Allaam lütfen ben kazanayım bilyeleri. Âmin.” dedi. “Hah tamam. Atın şimdi.” 

Yatağına girdi, annesinin öğütlediği gibi sağ tarafına yattı ve sağ elini de yanağının altına yerleştirdi. Yorganını boynuna kadar çekti. Perdenin, penceresini kapatmaya yetmediği o incecik aralıktan ulu minareye bir bakış attı. Yastığının köşesine bıraktığı bilye poşetinin ağzını açmak için ani bir hareketle sol tarafına döndü. Poşetin bağını çözdü. Elini poşetin içine usulca daldırdı. Avucuna doldurduğu bir avuç bilye, parmakları arasında gıcırdıyordu. Avucunu her açtığında bilyeler yuvarlanıyor ve poşetteki yuvalarını buluyordu. Kırmızı renkte bir çillinin, beyaz üstüne turunculu bir kemik bilyenin bulunduğu on sekiz bilye ütmüştü bugün. Bütün atışlarını da babasıyla aldıkları o uğurlu çimen yeşili gafliğiyle yapmıştı. Ne bereketli bilyeydi ama bu gaflik! Sonra başını çevirip minareye yeniden baktı. Şerefesi yeşil ışıklı minareye. Dedi ki, “Teşekkür ederim. Sen çok iyi bi Allah’sın Allaam.”

ALAADDİN GÖÇER

Merhabalar. Ben Alaaddin Göçer. Dört çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak 1996 yılında dünyaya geldim. Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesinden 2015 senesinde mezun olmamın ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde eğitimime başladım. Buradaki eğitimimi tamamladıktan sonra bu dönem itibarıyla Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi alanında yüksek lisans yapmaktayım.

İlk göz ağrımız olan Paydos dergisinde ben de sizlerle birlikteydim. Şimdi ise arkadaşlarım ile hoş bir heyecan içerisinde “bimesele” platformunu oluşturduk. İnşallah bundan böyle bu mecrada sizlerle olacağız.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir