Cumhuriyet döneminde Müslüman kadının toplum içinde olması, inkılaplara karşı çok büyük bir tehdit olarak görüldü. Müslüman bir hanıma reva görülen yer ancak evi oldu. Toplum, Müslüman kadınlara kapatıldı, her türlü eğitim olanağı ellerinden alındı. Çünkü Müslüman kadının şahsiyeti onlara durmadan ders veriyordu, onları rahatsız ediyordu. Şule Yüksel Şenler Hanımefendi bu duruma ilk dur diyen isim olmuştur. O, hayatını yeni bir çığır açmaya adamıştı. Artık birilerini rahatsız ediyor diye Müslüman hanımlar toplumdan koparılamayacak, bunun için mücadele edeceklerdi.

1938 yılında Kayseri’de doğan Şule Yüksel Şenler aslen Kıbrıslıdır. Küçük yaşta İstanbul’a taşınmışlardır. Ailesi son derece asri bir ailedir. Batılı tarzda bir hayat yaşamaktadırlar. Dindar değillerdir. Annesinin rahatsızlanmasıyla orta ikinci sınıfta çok sevdiği okulundan ayrılsa da okuma aşkı hiç dinmez. Babasına “ayaklı kütüphanem” dedirtecek kadar sevmektedir okumayı. Okumanın sonu yazmaktır. O da daha 14 yaşında Yelpaze dergisinde hikâyeler yazmaya başlar. Asıl adı sadece Yüksel olmasına karşın kadın olduğunu vurgulamak için hikâyelerini Şule Yüksel diye yayınlar.

Demiştik ya, ailesi çağdaş bir aileydi, dindar değildi diye. Şule Hanım da gençliğinde giyinişiyle, konuşmasıyla, arkadaşlarıyla tam bir modern İstanbul hanımefendisiydi. Fakat bir gün kendisinin de şaşkınlıkla ailesine haber vereceği bir manzarayla karşı karşıyaydı. Abisi evde namaz kılıyordu. Bu durumu ev halkı çok garip karşıladı. Böyle bir şeyi hiç beklemiyorlardı. Anne baba, oğullarının geleceği hakkında endişe duyuyor, onu bu durumdan vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Ancak üniversitede İslam’ın çağrısını yakalayan ağabeyi çok kararlıydı. Evdeki herkese dili döndüğünce İslam’ı anlatıyordu. Şule Hanım ise o günlerde ev halkının ağabeyini küçümsemesi ve baskılarda bulunmasıyla ağabeyinin evi terk ettiğini, bu durumun onu derinden yaraladığını söylüyor.

21 yaşına geldiğinde artık yazma işini düzenli hâle getirdi. Gelen teklif üzerine kardeşiyle beraber Kadın gazetesinde Duyuşlar başlığı altında köşe yazmaya başladı. Ancak bir süre sonra kendi ifadesiyle “yazdıkları abisinin onlara anlattığı fikirler doğrultusunda değişmeye” başlamıştı. Hatta gazete editörü kendilerini çağdaş görüntü ve fikirleri sebebiyle davet ettiğini ancak şimdi yazdıklarının gerici fikirler olduğunu söylemesine yol açmıştı. Ancak artan gazete tirajından dolayı onları da gazeteden atamıyordu. Zaten daha sonra Şule Hanım kendi isteğiyle gazeteden ayrıldı.

Abisinin fikirlerinden etkilenmesinin yanında onunla birlikte toplantılara da katılmaya başladı. Gittiği toplantıların manevi havasından son derece etkileniyordu. Daha sonraları bir röportaj esnasında, gittiği bu toplantılarda asri kıyafetlerinden dolayı duyduğu utancını da anlatacaktı. Bu durum bir müddet daha devam etti fakat uzun sürmedi. Şule Yüksel Şenler, artık tesettürlüydü. Sadece elbise olarak değil, hayat olarak Müslüman kadının simgesi olacaktı.

Artık Şule Yüksel, inandığı dava uğruna yaşayacaktı. Hayatını davasına adayanlardandı o. Tesettüre öyle bir inanmıştı ki 1967 yılında yeni çıkmaya başlayan Bugün gazetesinde “İslam Kadınına Hitap” adlı bir yazı yayınladı. Yazı manşetten verilmişti ve çok büyük ses getirmişti. Bundan sonra, eskiden içinde bulunduğu sözde özgürlükçü kesim tarafından birçok baskıya maruz kalacak, bir sürü davayla yüz yüze gelecekti. O, Cumhuriyet’in o güne kadar bastırdığı İslam kadınının sesi olmuştu. Bu temsiliyet ise çok meşakkatli bir görevdi. Bedeller ödedi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı, Papa ziyaretinden dolayı eleştirdiği yazısından dolayı dokuz ay on gün hapis cezasına çarptırıldı. Sanki yeni bir doğumun müjdecisi gibiydi bu hapislik hayatı. İki ay sonra Cumhurbaşkanı özel af yetkisini kullansa da bunu asla kabul etmeyeceğini, Cumhurbaşkanı’nın gelip kendisinden af dilemesi gerektiğini söyledi. İşte Müslüman kadına, hayır hayır tüm Müslümanlara, İslam şahsiyetini yeniden öğretiyordu.

Bu dokuz ay on gün gerçekten de yeni bir doğuma vesile oldu. Okuyan ve yazan Şule Hanım artık konuşmaya da başlamıştı. Anadolu’da birçok konferanslar yapmaya başladı. Bir çığır açmıştı. Gittiği her yerde Müslüman hanımlar nezdinde büyük teveccühle karşılanıyor, konferansları coşkuyla dinleniyordu. Anadolu’yu hayatı boyunca neredeyse dört kez baştanbaşa dolaştığını ifade ediyor. Hatta Üstat Necip Fazıl’ın kendisine her beldeye gitmesi hâlinde yorulacağını söylemesi üzerine elinde olsa değil her beldeyi, her evi tek tek dolaşsa da içindeki yangını dindiremeyeceğini söylemişti. Bu konferanslarla tesettürlü gençler toplumun her alanında büyük bir artış gösteriyor, birçok ilk, onun sayesinde oluyor, üniversitedeki ilk başörtü mücadelesi başlıyordu. Bu durum Cumhurbaşkanı’nı bile kızdırmış, bu hareketin öncülerinin hesap vereceği şeklinde açıklama yapmıştı. Ama davasını cesaretiyle parlatan Şule Yüksel Şenler, Cumhurbaşkanı’nı milletten ve Allah’tan özür dilemeye çağırmıştı gazete köşesinde. Hapse atılışındaki bir sebep de bu yazıdır. Azim ve kararlılığı o seviyededir ki her an tutuklanabilirim diye valizini hazır tutmaktadır.

O, Müslümanlar arasında da birçok ilke imza attı. O zamanları anlatan birçok kişi onun herkes için yeni çığırlar açtığını söylüyorlar. Tüm bu mücadelesini zarafet ve nezaketinden hiçbir şey kaybetmeden yapmaktaydı mesela. Gençliğinde yaptığı terzilikle birlikte birçok türban tasarımı oldu. Gazete ve dergilerde yeni tesettür modelleri yayınladı. Türbanı ilk defa o kullanmıştı. Bunun yanında ilk defa İslami bir mesajı olan roman yayınlanmıştı yine onun kaleminden. O dönemde yok satan, okuyan herkeste derin izler bırakan “Huzur Sokağı” romanından bahsediyorum. Aynı şekilde romandan uyarlanan yine o dönem için bir ilk olan film “Birleşen Yollar”. Bunlar Müslüman Anadolu halkı için ulaşılamaz, hayal edilemez yeniliklerdi.

O dönemde ve günümüzde Şule Hanım’ın imza attığı bu yeniliklere eleştiriler getirilip İslam’ı sekülerleştirdiği iddia edilse de Şule Yüksel Şenler günümüzün mimarlarından birisidir. Şule Yüksel Şenler ismi, CumhuriyetDönemi İslami şahsiyetlerde bir köşe taşı minvalindedir. Ömrünün şu son on yılından fazlasını hastalıklarla geçirmesine rağmen elinden geldiğince bu ümmetin derdiyle dertlenmiştir. Son olarak birkaç hafta önce yine durumunun ciddileştiğini öğrenmiştik. Rabbimden acil şifalar dileriz. Şanslıyız ki Şule Yüksel Şenler’in hayatı elhamdülillah daha hayattayken ondan birebir dinlenilerek yazıldı. Demet Tezcan Hanım’ın yazdığı “Bir Çığır Öyküsü, Şule Yüksel Şenler” kitabı çok önemli bir şahitliği yerine getirmiştir.

“Sizler benim hayalimin süsüyken bugün hayallerimin gerçeği olarak karşımdasınız elhamdülillah. Sizlerin doğuşu için katlanılan her çile ve doğum sancısına eş çekilen sancılar helal olsun. Bana bugünleri gösterdiği için kurbanı olduğum Yüce Yaradanıma şükür secdesi olarak başımı secdeden kaldırmasam yeridir. Siz evlatlarıma duam odur ki Allah sayılarınızı, imanınızı, gücünüzü ve kutsi hizmetlerinizdeki muvaffakiyetlerinizi artırsın.” Âmin.

*Paydos, Mart 2018 sayısında yayınlanmıştır.

https://www.aa.com.tr/tr/info/infografik/15303
https://www.aa.com.tr/tr/info/infografik/19916

MUHAMMED URAL

"Felsefeyi seviyorum, bu kadar. Hoşuma gidiyor yani. Öyle felsefeye ulvi
amaçlar yüklemeye de gerek görmüyorum. Ama gerçekten düşündüğümüzden çok
daha içimizde olduğunu da anlamamız gerekiyor. Felsefeyi bizden
uzaklaştıran şeylere karşı onu ne kadar yaklaştırabilirsem, o kadar
mutlu olacağım."

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir