“Kendimi bir belgeselci olarak gördüm hep, tıpkı bir yolcu olarak gördüğüm kadar. Aslında bu ikisi aynı şey benim için. Bir yolculuğu belgesele çevirdim ömrümün son on yılında. Şimdi de fiilen bir yolculuğu belgesele çevirmek, bir ülkeyle yol arkadaşlığı yaparak onu belgelemek üzere uzun bir yola çıktım.”

Kendisi ile daha önce bu mecrada Afganistan’daki olayları analiz ettiğimiz kıymetli yazar ve şair Bülent Tokgöz’ü uzun bir Afganistan yolculuğu sonrası yine bu mecrada sizlerle buluşturmanın mutluluğu içerisindeyiz. Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinden kısa bir süre sonra belgesel çekimleri için bölgeye giden Bülent Tokgöz ile bu kez bölgede gördükleri ve yaşadıklarını konuşmaya çalıştık. Öncelikle kendisine teşekkür ediyor ve faydalı olacağını düşündüğümüz röportajımızla sizleri baş başa bırakıyoruz…

I. BÖLÜM

Uzunca bir yolculuk yaptınız. Merak edilen soruyla röportajımıza başlayalım. Afganistan’a yaptığınız bu uzun yolculuğun amacı neydi?

Kendimi bir yolcu olarak görüyorum hiçbir yerciğe gitmediğim zamanlarda da. Senelerdir son derece sabit ve dingin bir hayat yaşıyorum ama bir yolcu olduğum gerçeğine bir an olsun bigâne kalamıyorum. Seyyahlığa çok methiyeler diziliyor, seyahat etmenin o kadar övülesi nesi var, emin olamıyorum. Yolcu olmak apayrı bir şey. Yolda olmak çünkü, bir yol tutmak, bir emel sahibi, bir ufuk sahibi olmak demek. Oradan oraya giderek bir seyyah olabilirsiniz ama yol gitmek ayrı bir şey. Belki başka zaman şerhi müyesser olur bunun.

Dönüm noktalarına tanık olmak eski bir sevdam. Söz konusu yer Afganistan’da bir dönüm noktası ise bu karşı konmaz bir heves sebebi olacaktı tabiî olarak. Cenab-ı Hakk takdir buyurdu, Ahmet Albayrak vesile oldu, bir belgesel çekme projesinin başında buldum kendimi. Olan bitenin ne kadar dönüm noktası olduğuna, ülkenin ne yana döneceğine tanıklıkta bulunmaktı amacım. Kendimi bir belgeselci olarak gördüm hep, tıpkı bir yolcu olarak gördüğüm kadar. Aslında bu ikisi aynı şey benim için. Bir yolculuğu belgesele çevirdim ömrümün son on yılında. Şimdi de fiilen bir yolculuğu belgesele çevirmek, bir ülkeyle yol arkadaşlığı yaparak onu belgelemek üzere uzun bir yola çıktım.

Taliban yönetiminden birçok isim ile görüşmeler yaptınız. Sizde oluşan intibayı merak ediyoruz. Sizce Afganistan’ın geleceği için umut olabilecekler mi?

Afganistan’ın en çok ihtiyaç duyduğu şey umut. Taliban bunu anlayacak kadar gerçeklerle ve halkla temasını koruyor. Doğrusu başarmak için elinden geleni yapıyor. Ne var ki elinde sihirli değnek yok. Kaleşnikof ve ganimet Amerikan tüfekleri var. Yeni dönem için ne kadar uygun araçlar, Taliplerin kendileri de şüpheli. İntibak etmeye çalışıyorlar. Sokakta ayakları sağlam basıp bu geçiş dönemini en az hasarla atlatmak istiyorlar. Yaralı bir halkın yaralarını sarmak istiyorlar. Ki bu yaraların bir kısmını da kendileri açtı son 20 senede. Dile kolay, bunca senelik bir iç savaşın tarafı olduğunuz ülkede yara sarmak öyle kolay iş değil. Zor olduğunun farkındalar en azından. Ciddiler. Umut için en büyük tutamaklardan biri de bu zaten.

Taliban sonrası ekonomik durumdan biraz bahseder misiniz? Halk gündelik yaşamında bu durumdan etkilendi mi yoksa hâli hazırda normal yaşantısına devam mı ediyor?

Afganistan’da normal bir hayat olmadı ki hiç. Rus işgalinden bu yana, kırk küsur yıldır savaşlarla cebelleşiyor. Biri bitip biri başlıyor savaşların. Taliban’ın zaferiyle ilk defa savaşı bitiren savaşı yaşadığını sanıp umutlanıyor fakat ülkenin bitik olduğu gerçeği kaskatı duruyor orta yerde. Sefaletin dibini boylamış durumda nüfusun ekseriyeti. Normal yaşantı toz toprak içinde sürünme şeklinde cereyan ediyor çoğunluk için.

Taliban yönetimi ile halkın arası nasıl peki? Gözlemleriniz neler?

Çok iyi görünüyor. Gülücükler dağıtıyorlar. Yirmi senedir iç savaşta taraf olmuş özneler, nesneler gibi görünmüyorlar fakat görüntü yanıltıcıdır, hassaten Afganistan’da. En kötüsünden bir diplomasi mantığı sokağa hâkim. Yarın Taliban’ı devirip sokakları zapt edecek bir güç çıkacak olsa Afganistan’da ona da gülümseyecek bir nüfus birikmiş vaziyette. Belki de o nüfus hep vardı. Zemin kaygan aslında yani ve Taliban bunu çok iyi biliyor. Gülümserken ciddiyetini de koruyor. Biraz Irak halkı gibi; yeterince sert olunmazsa sevilmeyeceğine dair bir bilgiyle hareket ediyor Taliban. Afganistan gerçeği sopayı elden bırakmamayı öğütlüyor siyaset geleneği olarak. Umudun limitleri var, gülücüklerin de.

Taliban yönetimi ele geçirdiğinde medyada en çok konuşulan konulardan biri de kadınların durumuydu. Afgan kızların eğitiminden dışlanması basında sürekli yer alıyor. Siz Taliban yönetimindeki Afgan kadınlarının durumuna dair neler gördünüz?

Sandığımdan daha rahat ve hür. Eşarplı genç kızlar İran sokaklarında olduğum intibaını veriyordu. Burka kentlerde bile ana kıyafet olmayı sürdürüyor, modernleştirme furyası bile bir yere kadar tesir edebilmiş. Yine de az bir tesir değil bu. Taliban yirmi sene önceki Afgan halkıyla muhatap değil. Dönüşümün idraki içinde. Sopa çekerek sokağı kontrol etmek de eskisi kadar kolay değil. Sopasız mümkün olmadığı kadar. Dengeyi, ayarı tutturmak kolay olmayacak Taliban için. Şeriatı uygulamak ama bunu ikrah ettirmeden yapmak için yeni bir yol arıyor. Bulup bulamayacağını bakanlar görecek.

“Afganistan’da açlığın pençesinde kalan aileler kızlarını satılığa çıkardı” haberine “biz de buna tanığız” demiştiniz. Biraz bahsetmek ister misiniz?

Kâbil’de eroin bağımlısı bir kadın çocuğunu satıyordu. Eski bir eroin bağımlısı kadın. Elden çıkarıyor. Çünkü bakamıyor. Çünkü bari o yaşasın istiyor. Gelen parayla da ben yaşayayım diyor. Çocuğundan ayrı kalmanın acısını göze alıyor. Çocuğunun yaşayacağı tüm acıları göze alıyor. Belki organ mafyasının eline düşecek, belki zalim bir ebeveynin, belki bir sapığın, belki de büyük ihtimalle bir dilenci çetesinin. Biliyor ve satıyor canının parçasını. Anneliğin de en sefil noktası bu. Ülkenin sefaleti anneliği bile sefalete sürüklüyor.

Eğitimde son durum nedir acaba? Yaptığınız ziyaretlerde devletin resmi okullarında ve medreselerdeki duruma dair gözlemleriniz nelerdir?

Üniversiteleri ve medreseleri dolaşma imkânımız oldu fakat dolaşmakla sadece fikir edinilebilir. Evet bir bina var, içinde kitaplar, müfredatlar, çalışmalar var ama tam olarak kaliteyi tespit edebilmek için çok vakit geçirmek gerek. Kız muallim mektebine gittik mesela. Bir yoksunluk havası hakimdi tüm sınıflara. Afganistan’ın en büyük medresesini dolaştık, orada daha bakımlı ve iyi teşrif edilmişti fakat derece farkıyla. Ülkenin eğitime daha fazla bütçe ayırıp yepyeni bir atılım yapmasını beklemek ham hayal.

Röportajımızın 2. bölümü yarın www.bimesele.com ‘da

İbrahim Okuyan

Paydos Dergisi ve www.bimesele.com 'da yayın yönetmeni...

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir