Daha birkaç ay önce çiçek açışını heyecanla takip ettiğimiz, ilk meyvesini tüm aile bölüşüp yediğimiz salatalığın şimdilerde kurumasına, ezilmesine ve toprağa karışıp yok olmasına şahit oluyorum. Geçen gün acıyan​ ve üzüntülü gözlerle ona bakarken yakaladım kendimi. Sonra hemen oradan uzaklaşıp zihnimi başka şeylerle meşgul ettim. Çünkü bana ölümü hatırlattı.​ Aslında ölümü hatırlamak, yaşama, varlığa daha yakın, daha sıcak hissettirdi kendimi. Bir gün olmayacağım bu dünyada ama şu anda varım. Bir de şu var ki: Ölüm her şeyin sonu olmayacak. Ölümden sonra başlayacak yeni bir hayat da ölümün her şeyin sonu olmayacağının ispatı, insanın​ amel defterinin kapanmayıp sevap yazılmaya devam edeceği durumlar da ölümün her şeyin bitişi olmayacağının delili.

Yasin suresinin 12. ayetinde, “Şüphesiz biz ölüleri diriltiriz ve insanların dünyada yaptıklarını ve eserlerini kaydederiz.” buyuruyor Rabbimiz.

Tefsirler ayetteki​ “eserlerini kaydederiz” kısmının açıklamasında, “İslam’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığır da yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.” ve “Ademoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden salih evlat.” hadisi şerifini almışlar.[1]

​Senin dokunuşunla değişen bir hayat,​ senin yürüyüpte açtığın yolda giden insanlar, senin bir hedefi göstermenle o hedefe yüzünü çevirenler bu dünya üzerinde bıraktığın eserlerindir.

Sen dünyada varlığını​ devam ettirsendeettirmesende onlar senin varlığına delil olur.

Tıpkı​ bir sanatkârın bıraktığı eserin, onun bedeni toprağa karışsa yok olsa bile onun varlığını haber verdiği gibi.​ Nitekim eser kelimesinin sözlük anlamında, “bir nesnenin mevcudiyetine delalet edecek bir şeyin husule gelmesi, ortaya çıkması” yazıyor.[2]

​İnsan ömrünün doğum-ölüm yılları arasıyla sınırlı kalıp kalmaması yine fâni insanın elinde.

Şayet bu âleme davudi bir seda bırakırsa bu kubbe onu bakiliğe taşıyabilir.

Kendisi dahi fâni olan dünya mı taşır? Aynı ayetin tefsirinde sebeb-i nüzul olarak bir​ olaydan bahsedilir.(1) Evleri mescide uzak olan kimseler mescidin yakınına taşınmak isterler, bu haber Efendimiz’e (a.s) ulaşınca onlara der ki: “Yerinizde kalın, adımlarınız(ın sevabı) yazılsın. Yerinizde kalın, adamlarınız(ın sevabı) yazılsın.”

Adımlarınız diye tercüme edilen kelime, aynen ayette geçen kelime; asaraküm. Yani eser kelimesinin çoğulu.​

Üzerinde adım attıkları toprağın, o toprağı taşıyan dünyanın bile yok olduğu günde o dünyaya bıraktıkları izler, onları ebedî rahat yurduna taşıyacak amel olarak gelecek demek ki.

​Eser kökünden türeyen kelimelerden birinin de, “tercih etmek” olduğu yazar sözlüklerde (îsâr kavramından hatırlayalım).[3]

Burada bir etimoloji okuması yapacak olursak; eserlerimiz, yaptığımız tercihlerin neticesidir ve tercihlerimiz ardımızda bırakacağımız eserlerimizdir, diyebiliriz sanırım.

Temennimiz: En yakınlarımızın bile bizi tanımadığı günde peşimizden gelip sağ kefemize konsun tüm eserlerimiz ve tercihlerimiz. Sol kefeye değil.


[1] VehbeZuhayli, Tefsirü’l Münir

[2] Rağıp el-İsfehani, Müfredat, أثر maddesi

[3] Rağıp el-İsfehani, Müfredat, أثر maddesi

AYŞE ACAR

1998 yılında Konya'da dünyaya geldi. Hocacihan Imam Hatip Lisesinde başladığı lise hayatını Mahmut Samii Ramazanoglu Imam Hatip Lisesinde tamamladıktan sonra üç  yıl Arapça kursuna devam etti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir