“Bütün bunlar bu yıl oldu,” diyor. Uzun süredir görüşmüyorduk. Evlenip boşanmış. İşinden atılmış. Çok sevdiği bir arkadaşını kaybetmiş. Sonra da babasını. Yağmurlu bir eylül günü gömülmüş cenazesi. Eski karısı köpeklerden korktuğu için gelememiş. Mezarlıklarda çok köpek olurmuş. Çok yanlış kararlar almış. Borçlarından bir türlü kurtulamamış. Evine haciz gelmiş. Şimdilerde bir lokantada çalışıyormuş. O anlatıyor, ben dinliyorum. Kötü geçen o yılı anlattıktan sonra lise anılarımızdan, daha sonra gelecek planlarından, en son yine pişmanlıklarından bahsediyor.

(İnsan doğar, büyür, pişman olur ve ölür, evet. Yanlış kararlar verir, bir şeyleri beceremez, yeni şeylere heves eder, başka bir yaşam ister ve en sonunda mutlaka pişman olur. Pişman olur ve yanında onu yargılamadan teselli edecek birini arar. Bu böyledir.)

Anlattığı şeye göre ses tonu ve mimikleri de değişkenlik gösteriyor. Gelecek planlarını anlatırken hızlı cümleler kuruyor, ellerini çok kullanıyor, arada heyecanlanıyor. Aldığı yanlış kararlardan, pişmanlıklarından bahsederken ise yavaşlıyor, cümleler arasında uzun uzun bekliyor, arada dalıp gidiyor, elindeki sigarasını dahi içmeyi unutuyor. Ben de onun karşısında, ona göre şekil alıyorum.

Bu yıl benim için de pek iç açıcı değildi. Her gün aynı sabaha uyandım, aynı şeyleri tekrar ettim, günü aynı bitirdim. Koca yıl tek bir gün gibi geçti. Farklı olan tek şey, bazen yeni insanlarla tanışmam oluyordu. On katlı bir apartmanın üst üste konumlanmış on odasını, o evde yaşayan kişiyle beraber fotoğraflayan adamla da o zaman tanışmıştım, elli yedi yıldır hamallık yapan altmış yedi yaşındaki adamla da. Ama beni en çok etkileyen kişi henüz on bir yaşındaki Zeynep olmuştu.

(İnsan öyledir ki hem sadece on bir yaşında hem de çok yorgun olabilir, evet. Eğer sorunları olan bir ailede yaşıyorsan, annen sen dokuz yaşındayken hastalanıp yatağa düştüyse, baban da işten bir türlü gelmiyorsa, üstelik o yaşta annelik yapmak zorunda olduğun üç yaşında bir de kız kardeşin varsa, yorulursun. Bu yorgunluk uyuyunca geçecek türden de değildir hem.)

İki çay daha söylüyoruz. Konuşmaya devam ediyoruz. Taşradaki hayattan söz ediyoruz. Ülke gündeminden, Beşiktaş’tan, kaybettiğimiz şeylerden, hayatla insanın aynılığından falan… Sonra konu yine geçmiş yıllara ve keşkelere geliyor. “Şunu iyice anladım,” diyor bir ara ama susuyor sonra, devamını getirmiyor.

ENES SÜSLÜ

24 yaşında. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi. Kısa öykü, eleştiri, batı düşüncesi ve sinemayla az çok ilgilenir. Birbirinin aynı öyküler yazar. Sait Faik’e, Ferit Edgü’ye, Mehmet Günsür’e ve daha birçoğuna kendini borçlu hisseder.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir