Gösteriliyor: 1 - 10 of 27 Sonuçlar

Gedik

Toprağı elleriyle süpürdüler, sivri taşları haşhaş tarlalarına doğru fırlattılar. Tek bir bulutun dahi gezintiye çıkmadığı bir gecede, kurumuş toprağın üzerine sırt üstü uzandılar. Gecenin sessizliğini yalnızca ağustos böcekleri ve elli metre ötedeki çadırdan gelen kap kacak sesleri parçaladı. Yıldızlara baktılar, ufak bir arayışın ardından her biri kendisi için seçtiği yıldızı buldu.

Işığımı Bulacağım

Gökteki yıldızlar birbirine çarpacak kadar yakın, nefesler birbirine dolanmayacak kadar uzak bir geceydi. Şehrin karmaşık ışıkları uğramamıştı bu köye, her yer kaldırım taşlarıyla döşenmemişti. Sıcak bir rüzgâr önce zeytin ağacının dallarını avutuyor sonra da nar ağacının meyvelerini sarıp sarmalıyordu. Hiç yoktu buralarda kin, nefret ve de kıskançlık…

Bir Metro İstasyonunda

Çalar saate uyanıyorsun. Bir kez erteliyorsun, iki, üç. Bilmem kaç yıldır aynı sabah. Kahvaltı etmeden çıkıyorsun evden. Güneş yeni doğmuş. Bir üşüme geliyor. Mart. Bereni çıkarıyorsun çantandan. Ceketinin fermuarını sonuna kadar çekiyorsun. Ellerin ceplerinde. Bilmem kaç yıldır aynı yolu yürüyorsun. Durağa yaklaştıkça insanlar, adımlar, esnemeler sıklaşıyor. Yürüyen merdivenlere geliyorsun…

Düşüyorum Öyleyse Sayın

Bazen kafamda bir ateş mi yoksa bir ur mu olduğunu düşünüyor, öyle yürüyorum sokaklarda. Yürürken düşünüyorum. Cadde köşelerinde, market önlerinde, cami avlularında ve muhtelif insanla dolup insanla boşalan yerlerde, acımı, ağrımı, ateşimi düşünüyorum. Ne garip, düşünürken bir şey olmuyor. Düşünürken bu dünyada olmuyorum sanki. Düşünürken dünya olmuyor sanki…