“Konfor alanı içinde kalınca hayat rahat, dışarı çıktığın zaman belirsizlik başlayacak ve bu tehlikeli… Cesaret ister. Ama için biliyor ki heyecan da orada. İşte bu heyecan önemli, aksi hâlde bir ölüden farksızsın.”

Var Mısın?, Doğan CÜCELOĞLU

Herkesin yaşamında rutin olarak yaptığı birçok eylem vardır. İsteyerek ya da istemeyerek yaptığımız bu eylemlerin, yaşamımızın büyük bir çoğunluğunu kapladığını fark ettiğimizde artık bizim bir parçamız hâline geldiğini de düşünmemize sebep olur. Farklı bir evde yatıya kalınacağı zaman uykuya kolayca dalamamak, işe ya da okula devamlı aynı yoldan gitmek, aradığını bulamayacak derecede dağınık bir ortamda rahatsız olmadan barınabilmek, yıllık iznini sürekli aynı şehirde geçirmek, başladığı çoğu işi sonuçlandırmadan yarıda bırakmak… Daha nice örneklerle devam ettirebileceğimiz bu eylemleri sıklıkla tekrarladığımız, insan davranışlarını psikososyal ve ekonomik olarak etkileyen bir kavram olan “alışkanlıklar” adı altında açıklayabiliriz. Bu eylemler ya da davranışlar tekrarlandıkça otomatikleşir, zamanla bunları gerçekleştirirken de üzerinde daha az düşünürüz ve böylelikle beynimiz bu eylemleri gerçekleştirebilmek için yeni bağlantılar oluşturmaya gereksinim duymaz, bu bağlantılar tekrarlandıkça daha da güçlenir ve minimum bir enerji harcayarak eylemlerimiz gerçekleştirilmiş olur.

Minimum enerji harcayarak, rahat bir şekilde çerçeve içerisindeymiş gibi yaşamanın uluslararası literatürde “ComfortZone” olarak geçtiği bilinmektedir. Konfor alanı, bireyin kendisinde anksiyete oluşturacak veya strese yol açacak eylem, davranış ya da ortamlardan kaçınarak, her şeyi kontrol edebildiği yanılgısıyla kendisini güvende hissettiği bir psikolojik alandır. “Konfor Alanındaki Tehlike” adlı kitabı ile tanınan Judith Bardwick ise konfor alanı kavramını şu şekilde tanımlıyor: “Bireyin endişe duymadan hareket ettiği davranışsal ruh hâli.” Genel tanım akabinde bir açıklama yapmamız gerekirse, sınırlarımızı zorlamaya yeltenmediğimizde aslında gelişmekten ve büyümekten vazgeçmiş oluruz. Konfor alanından çıkmadan yaşamayı tercih eden bir bireyin monoton ve ruhsuz bir hayatı tercih etmiş olduğunu söyleyebiliriz. Britanya’nın ulusal şairi, “Avon’ un Ozanı” olarak bilinen William Shakespeare’in “Korkuyor” adlı şiirini de: “İnsanların çoğu, kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.” konfor alanında kalmayı tercih etmiş olanlara atfedebiliriz. Konfor alanı, aslında Sigmund Freud’un psikoloji literatürüne kazandırdığı, bireyin gündelik yaşamında yaşayabileceği sıkıntılara karşı kullandığı Savunma Mekanizmaları’nın genel bir kavramı olarak da düşünülebilir. Farklı alıntılarla açıkladığımız bu konfor alanının üç ayrı evresi vardır:

  1. Konfor Alanı: Güvende olma durumu, maksimum rahatlık ve minimum stresin hâkim olduğu evre.
  2. Sihirli Alan (Optimum Performans Alanı): Yeterli derece stres sonucunda bireyin harekete geçerek performansının arttığı ve hayatına heyecan kattığı evre.
  3. Tehlikeli Alan (Felç Alanı): Maksimum düzeyde stres veya endişenin olduğu, bireyin gündelik işlevselliğini bir nebze sekteye uğrattığı, kararsızlığın açığa çıktığı evre.

Konfor alanının dışına çıkmak denildiği zaman korkutucu, zarar göreceğimiz ve savunmasız kalacağımız akıllara gelebilir. Fakat bir insan, düşmeden nasıl kalkabilir? Ya da yorulmadan nasıl dinlenebilir? Birey, konfor alanının dışına çıkmadan önce kendisine nerede güvende hissedeceğini sorarak sınırlarını keşfedebilir ve böylelikle sınırlarının bilincine vardıktan sonra da sınırsızlığın o eşsiz tadına varabilir. Mesela mutlu değilseniz ve bu nedenle sürekli yorgun hissettiğiniz için uyumaktan vazgeçemiyorsanızuyumak sizin konfor alanınızdır diyebiliriz.

Bireylerin spesifik konfor alanları olmasın demek doğru olmaz fakat üretkenliğini sürdürebilmek, hayatına farklı bakış açıları katabilmek ve gelişmek için olabildiğince bu alanın dışına çıkılması tavsiye edilir. Rahat ve güvendeyken bu alandan nasıl çıkılacak sorusuna da konfor alanınızın dışında sizi bekleyen şeyleri düşünüp listelediğinizde harekete geçmek için kendinizi daha motive hissetmekle başlayabilirsiniz. Bunu başarmanın yolları kişiden kişiye değişse de öncelikle hayatımızda bizimle bütünleşmiş bir alışkanlığımızı değiştirmek istiyorsak bu konuda kararlı olmamız ilk şart olarak sunulabilir. Akabinde cesaretli olarak, yeni bir adım atmaktan korkmadan bu değişim için çaba sarf etmek ve bu çabayı sürdürebilmek diğer önemli iki unsur olarak açıklanabilir. Unutmamak gerekir ki hiçbir değişim, anında dönüşüm olarak gerçekleşmez.

KAYNAKLAR:

-Harvard Business Review Türkiye, “Beynimiz ve Konfor Alanı Psikolojisi”

– Orhan, R. (2017). Alışkanlık. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 7 (2), 302-313

BETÜL AYGÜN

Ruh Bilimi alanında lisans eğitimini tamamlamış olup halihazırda uzmanlığını alabilmek için çalışmalar yürüten, farklı kültürlerin kahvelerini ve insanlarını tanıma uğruna kilometreler katetmiş, okuyarak gezen, gezdikçe düşünen, düşündükçe yazan ve bunları bir şekilde insanlara aktarmaya çalışan biri.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir