Böyle böyle oldu, dur anlatıyorum

Kulaklığın icadıyla başladı

.

Keyifler neyi isterse o dinlendi

İnsanların yüzlerine bakmak,

Hikâyelerini öğrenmek anlamsızlaştı

Anlamsızlaşan bakışlar anlamsız ekranlara kayarken

Asıl değerini yitirdi yirmi birinci asrın insanı.

Duyulmak için ya rüküş kahkahalar atılmalı

Yahut büyük bir meydanda bir masum asılmalıydı

İnsanı insan kemirdi de bir an utandı hâlinden

Kutsal anıtlar inşa etti kalan kemiklerinden

.

Böyle böyle oldu, dur anlatıyorum

Kendini kandırmayla başladı

.

Üç yüz altmış dört gün taktı o kulaklıkları

Unuttu, küstü, sustu,

Büyük lokmalar yuttu ve çokça ayakta uyuttu.

Yılda bire indirildi her an mühim olanlar,

Ve ellerinde

Kasnağı anlık sıkılanmış alelade duyarlar

.

Böyle böyle oldu, anlattım işte

Kulaklığın icadıyla başladı modern duy’arsızlık

.

Yok yine durma sen yazmaya devam et,

Kemikten anıtlar için saygı duruşuna davet!

ESRA BUĞA

Kod yazmaktan evvel yazı yazmaya, makinelerle uğraşmaktan çok eşref-i mahlukatla muhatap olmaya hevesli bir mühendis.

Hayatını imana şahit kılmak için yaşama, yaşadıkça da sadrından taşan kelâmları yazma çabasında.

Şimdilerde yeni bir heyecanın kucağında, heyecan da onun kucağında kımıldanıyor. Zeyneb'in annesi olmakla nimetlendirilmiş, nasıl şükredeceğini şaşırmış aciz bir kul.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir