Sizlere filmlerde, dizilerde, animasyonlarda ve günlük hayatta hep karşımıza çıkan ancak ne anlama geldiğini belki de hiç merak etmediğimiz -en azından kendi adıma- bir sembolden, daha doğrusu bu sembolle yakından ilişkili, vücudumuzdaki en önemli bezlerden biri olan pineal bezden bahsedeceğim.

Epifiz bezi (pineal bez); hipofiz bezinin hemen arkasında, beyin yarım küreleri arasında bulunur. Konumu, gözlerle aynı düzlemdedir. Beynin geometrik olarak tam orta kısmında yer alan küçük bir bezdir. Kırmızı-gri renkte ve 5-8 mm uzunluğundadır. Bu bezelye büyüklüğünde ve çam kozalağı şeklindeki organ -ismi de zaten Latince çam anlamına gelen “pine” kelimesinden gelir- geçmişten günümüze pek çok uygarlık tarafından farklı bir yerde tutulmuştur çünkü birçok antik ve modern kaynağa göre epifiz bezi, psişik farkındalığı ve ilahi gücü elinde tutar. Ruhani uyanışı gerçekleştirir, başka boyutları da algılamayı sağlar. Bu yüzden epifiz bezi aynı zamanda “aydınlanmanın can alıcı noktası”, “ruhun bedendeki evi” veya “üçüncü göz” olarak adlandırılır. Üçüncü göze, iki kaşın arasındaki bölge ile bağlantısından dolayı ajna çakra da denmektedir. Peki tarih boyunca bu bez hangi sembollerle ve nerelerde karşımıza çıkmaktadır? Çam kozalağı sembolü Sümer, Yunan ve Roma geleneklerinden Vatikan’daki Çam Kozalağı Çeşmesi’ne ve papanın asasına kadar antik dünyanın her yerinde görülüyor. Epifiz bezi, ayrıca, Amerikan dolarının arka yüzünde “her şeyi gören göz” şeklinde temsil edilir. Beynin haritası ile birebir eşleşen Horus’un gözü de epifiz bezine çok benzemektedir. Bunların yanında Hindistan’ın yoga metinleri ve çağlar boyunca mistik gelenekleri epifizden “sezginin gözü” ve “üçüncü göz” olarak bahsetmiştir.

Epifiz bezi, ışığa karşı hassas bir mekanizmayla melatonin hormonunu salgılar. Melatonin, biyolojik saati ve uyku döngüsünü düzenler. Melatonin hormonu, karanlıkta salgılanır ve iyi bir şekilde salgılanabilmesi için ortamda hiçbir şekilde ışık olmaması gerekir. Uyku ritminin düzenlenmesinin yanı sıra bağışıklık sisteminin güçlenmesi, vücut ısısının ayarlanması ve hücre yenilenmesi gibi biyolojik ve fizyolojik süreçlerde önemli bir rol oynar. Melatonin, bilinen en güçlü antioksidandır. Pineal bez, seratonin adı verilen bir hormon daha salgılar. Seratonin hormonu, halk arasında da yaygın olarak bilinen mutluluk hormonudur.

Epifiz bezindeki hücreler, çubuk yapıları ve ışığa hassasiyeti ile retinamızdakilerle aynı özelliktedir ve aynı gözümüz gibi optik sinirleri de alır. Üçüncü göz denmesinin en önemli sebeplerinden biri de gözümüze bu kadar benzer oluşudur. Pineal bez, hipofiz bezi ile birlikte böbrekten sonra en zengin kan dolaşımına sahiptir. Bilgisayar monitorlerinden, mikrodalga fırınlarından, cep telefonlarından, yüksek gerilim hatlarından çıkan elektromanyetik dalgalara duyarlı bir organdır. Kireçlenmiş durumda olduğundan beyin röntgenlerinde gözükür. Epifiz bezi 23.00-05.00 saatleri arasında en iyi şekilde çalışır ve deniz seviyesine göre yüksek yerlerde daha iyi salgılama yapar. Yani ibadethanelerin yükseğe yapılmasının sebebinin matematiksel olarak tanrıya yakın olmak değil,bu hormonun da yardımıyla üst bilinçlerle daha fazla iletişimde bulunmak olduğu söylenmektedir.

Pineal bez ile ilgili konuşacağımız asıl konu pineal bezin ürettiği dimetiltriptamin yani DMT molekülü. DMT, halüsinasyon görmeye neden olan, bilinen en güçlü maddelerden biridir ve Descartes’in tanımıyla ruh molekülü -Descartes epifiz bezi için de ruh ve beden arasında geçiş kapısı demiştir- olarak da adlandırılır. DMT, özellikle doğumda ve ölümde çok salgılanır. Doğumda anne ile bebek arasındaki bağlantıyı güçlendirdiği söylenmektedir ve DMT’yi hem anne hem bebek çokça salgılar. Ölümde ise ruhun bedenden ayrılmasını sağladığı düşünülmektedir. Rüyalarımızı ortaya çıkarır, bilincimizi artırarak asıl gerçekliği görmemizi sağlar, hayal gücümüzü geliştirir. Ancak epifiz bezi 1-2 yaşlarına kadar büyüdükten sonra gelişmesi durmaktadır ve DMT salgılanması da azalmaktadır (Bu noktadan sonra epifiz bezi ile ilgili söyleyeceğimiz her şey, DMT için de geçerlidir.)

“Yaşam Çiçeğinin Unutulmuş Sırrı” isimli kitapta; “Antik zamanlarda epifiz bezi çok fazla kullanılıyordu ve bu sebepten şimdiki boyutuna göre çok daha büyüktü. Ancak yıllar geçtikçe, epifiz bezinin nasıl kullanıldığı unutuldu ve artık kullanılmamaya başlandı. Bu nedenle de şimdiki boyutuna kadar evrimleşti.” denmiştir. Yani geçmiş yüzyıllarda epifiz bezi aktif bir bezken evrimleşerek aktifliğini yitirdiği söylenmektedir. Epifiz bezinin aktifliğini yitirmesinin sebeplerine bakacak olursak günümüzde bunun en büyük sebebi “sodyum florür”dür. Epifiz bezi, vücutta florürü en çok soğuran organlardan biridir ve florürü soğurdukça kireçlenir. Diş macunlarında ve sularda çok miktarda florür bulunur hatta bu durum ölümcül bile olabilir. Fare ve hamam böceği zehirlerinin de başlıca maddesidir. Aşırı miktarda klor ve kalsiyum da epifiz bezine zarar verir. Nazi ve Rusya kamplarında insanların otoriteye boyun eğmesi için içme sularına özellikle florür katılmıştır. Epifiz bezinin kireçlenmesi birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirir: Kafa karışıklığı, kararsızlık, kaygı, ergenliğe erken giriş, bazı zihinsel problemler, düşük IQ’lu çocukların doğması ve beyin hasarına neden olur. Ayrıca hayvanlarda üreme sistemi zarar görür. İnsanlarda da, florürlü su tüketen erkeklerde düşük testosteron tespit edilmiştir. Kişinin epifiz bezini yeterince aktifleştirdiğinde astral seyahat de yapabileceği öne sürülmektedir. Epifiz bezinin iyi çalışması kişiyi daha mutlu, daha kararlı, uyku düzeni oturmuş ve bilinci açık bir birey yapar.

İslamiyetteki bazı söylemler de epifiz bezi ile bağdaştırılmıştır. Uyku hâlindeyken insanın, rüyaları kalp veya gönül gözü ile gördüğü söylenmektedir. Ruhun görmesi olarak anlayabileceğimiz bu durumu epifiz bezine bağlamak mümkündür. Bazı araştırmacılar, İslam geleneğinde “teheccüt” olarak adlandırılan gece namazının vaktinin epifiz bezinin aktif olduğu saatlerle örtüştüğüne dikkati çekmektedir. Buna göre ruhsal âlem ile bağ kurmaya en uygun ibadet ve dua vakitleri epifiz bezinin aktif olduğu saatler olmaktadır. Ayrıca, bazı insanlarda altıncı hissin daha güçlü olmasının, Müslüman kültürde de yer alan “kalp gözü açık”, “içindeki ses” gibi ifadelerin yine epifiz bezi ile ilgisi olabileceği düşünülmektedir. İsa aleyhimesselâmın bir sözü var: “Karanlıkta oturanlar gerçek ışığı görürler.” diye. Bunun yine beyin epifizine atfedildiği düşünülmekte.

Söylenenlerin bir kısmının bilimsel kanıtları olmasa da epifiz bezinin hâlâ gizemini koruduğu çok açık bir gerçektir. Son olarak Chuang Tzu’nun şu sözleriyle yazıma noktayı koymak istiyorum: “Rüyamda bir kelebek olduğumu gördüm. Rüyasında kelebek olduğunu gören bir insan mıyım, yoksa şu an insan olduğunu düşleyen bir kelebek miyim, bilmiyorum.”

KAYNAKÇA

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1153879

https://plato.stanford.edu/entries/pineal-gland/

https://www.bilimvetekno.com/epifiz-bezi-ve-ozellikleri/

http://okyanusum.com/makale/epifiz-bezinin-tam-olarak-3-goz-oldugunun-kaniti/

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/epdf/10.1111/j.1442-9071.1987.tb00092.x

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/25458

https://www.youtube.com/watch?v=iSFU9se9c1A&list=WL&index=9

https://www.youtube.com/watch?v=BPFDtL2MKVM&list=WL&index=8

https://www.youtube.com/watch?v=F7HmZV18Mm4&list=WL&index=15

Türk Fizyolojik Bilimler Derneği ‘İnsan Fizyolojisi’ kitabı sf 913-922

AYŞE FIRAT

2001 senesinde Konya’da doğdum. Şu an Erzurum’da tıp okumaktayım. İnsanlara hizmet etmeyi, öğrenmeyi ve öğretmeyi seven ama öğrenmekten çok öğretmekten keyif alan biriyim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir