İç yüzünü bildiğimiz bir duruma çok şaşıran birine “Ne sanmıştın?” diye imalı bir soru sorarız hani. Sanki bu soru bazı kelimelerin yüklendiği manada da gizli gibi geliyor bana. Mesela; dünya bela yeridir, diye bilir ve söyleriz. Bela kelimesinin anlamı ise “elbise veya bez parçasının yıpranmasını eskimesini” ifade ediyor.* İşte biz de sürekli bir şeylerle baş etmek zorunda olmaktan, kaygılarımızdan,  dertlerimizden, acılarımızdan şikâyetçi olunca bu kelime bize “Ne sanmıştın?” der gibi bakıyor olmalı. Ne sanmıştın? Bu dünyayı vazifem olmadan, ağrı, acı nedir bilmeden yaşarım mı? Ne yazık ki dünyaya  gelmiş olmakla tüm bu temennilerini boşa çıkarmış oldun. Gelmemeyi tercih etmeliydin. Ama sanırım her şey için çok geç.

Bir ara tarlalara, güneşin alnına serilmiş bakmaya kıyamayacağınız kadar güzel el dokuması halılar görmüştüm bir haberde. Neden yapmış olabilirler bunu diye merak edip araştırınca, halıların güneşte renklerinin pastelleşmesi ve mikroplarından, bakterilerinden arınması için serildiğini ve bu şekilde çok daha kıymetli olduklarını öğrendim. Ah dünya! Bizi toza toprağa bulayan o çorak tarlamız sen olabilir misin acaba? Rengimizi solduran, bizi eskiten bunları yaparken de kıymetimizi artıran belalarımız da o yakıp kavuran güneş ışınlarına benzemiyor mu? Ama her halı farklı, kendine özel. Güneş ışınları da hepsine  aynı şekilde ve şartlarda değmiyor. Boya ve ip kalitesine göre güneş altında kalma süresi  değişiyormuş mesela halıların. İnsanın imtihanı da mertebesine göredir ya, işte o hesap. Halılarla ilgilenen kişi diyor ki: “Halı güneşte bekleyince kendine geliyor.” İnsan mihnette belli olur, demişler.

Bela kelimesinin anlamına tekrar dönecek olursak “Filan kişi bir şeyi denedi, imtihan etti” (ابتلي فلان كذا) demekle iyiliğinin kötülüğünün ortaya çıkması kastedilirmiş.*

Kelimenin kök anlamında olduğu gibi bizi eskitip yıpratacak pek çok şey yaşasak da onlar bizi eskitmek için değil aslında. Bizi kendimize getirmek,  boyalarımızı dökmek, kıymetimizi yükseltmek ve bizi bir yere layık kılmak için. Evet, bu belalara düçar olduğumuz zaman dikenli bir çalı gibi görünüyor olabiliriz ama sabredenin baharda görünüşü güldalı olacaktır.

Bir büyükten destek alarak kapanışı yapalım

Belâ zımnında râhat olduğun izhâr eder halka
Felek bî-hûde hâr-ı huşkden gül-berg-i ter vermez
Fuzûlî

(Bela esasen rahatlığın habercisidir. Kuru dikenin vakti gelince taze gül yaprağı açması boşuna değildir.)

*Rağıb el-İsfehanî, Müfredat, بلى maddesi

AYŞE ACAR

1998 yılında Konya'da dünyaya geldi. Hocacihan Imam Hatip Lisesinde başladığı lise hayatını Mahmut Samii Ramazanoglu Imam Hatip Lisesinde tamamladıktan sonra üç  yıl Arapça kursuna devam etti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir