Elimden tut! Seninle güzel bir film izleyelim şu kayaların üzerinde.

Siyah-beyaz.

….

“En parlak olan, bak orada, parmağımın ucuna bak! Çam ağacının üzerindeki… Gördün mü ufaklık?”
Sevimli beyaz elinin dört parmağını yumruk yapıp heyecanla yukarı kaldırıyor ve minik işaret parmağıyla doğru yeri göstererek “Bu mu?” diye soruyor. Onun heyecanı, benim heyecanımı da artırıyor.

Evet o işte, çoban yıldızı! Gerçek ismini büyüyünce öğreteceğim, bir kez daha şaşırmanı görebilmek için.
Bir yıldız ve bir gezegeni ayırt edebilmek çok şeydir, bilir misin? Şu bilgiler dünyasının insanında eksik kalmış en mühim bilgidir. Bunu bilirsen, büyüyüp de göz yoran, baş ağrıtan, görüşünü sınırlayan sarı, beyaz ışıklar içinde kaldığın zamanlarda, tek bir yıldız bile olsa görünecektir sana, bu bilgin hatırına. Bir yanıp bir sönecek, aranızdaki sırrı bilerek göz kırpacaktır.

Yıldızlar ölünce karadelik olurmuş. Öyle diyorlar.

Hayır, onlar içlerinde hep bir karadelik’lik taşırlar aslında. Birkaç saniye bakarsan kendine çeker seni, uzayın karanlıklarına uçarsın sonra.
Yıldızın küçük görüntüsünden büyük gerçekliğine giderken
Uzaklığı, yakın olurken
Sen hangi sıfatın hangi kavrama denk geldiğini şaşırırsın.

Büyüyen çocuk,
günden güne unuttuğunda gökyüzüne bakmayı, kocaman adam olduğunda bir gün,
balkona çıkıp tesadüfen bu yıldızı gördüğünde en büyük heyecanını yaşayacaksın. Kavrayışın ve bilginin artmasına karşılık, parlak bir noktacığın seni nasıl bu denli heyecanlandırdığına şaşıracaksın. Hâlâ şaşırabiliyor oluşuna şükredeceksin. Yıldızın ve yıldıza dair hislerinin değişmeyişi seni mutlu edecek, şu değişimler ve değişimlerin fark edilmeyişleri dünyasında.

Beni bir yıldızla hatırlamanı istiyorum. Sana basit, parlak bir noktayı bırakıyorum. Sen ona bakınca çok şey bil, çok şey hisset diye.

Evreni, içindeki dünyayı, içindeki seni ve senin içindeki âlemi, seni âlem yapanın bu bakışın ve akledişin olduğunu, sen içinde varsın diye de âlemin âlem olduğunu bil diye.

Vazgeçtim, beni hatırlamasan da olur.

Bu bilme’ler yetecektir: isimsiz bir ‘varoluş’ dumanının asılı kalmasına, şu soluduğum zamanın ve mekânın zerrelerinde. Sonsuza dek.

Siyah-beyaz bu filmle, renkli hatıralar biriktirmemiş olsan da, ruhun bir renk kazandı, bir boyayla daha boyandı.

Zaten benim umudum nedir, biliyor musun?

Yıldıza baktığın gün belki, eksikliğim “tamam” olur. O gün belki tamamlanır bu hayatta görevim, zihnine ve kalbine dokundurabildiğim bir fırça ile.

NEFİSE BEYZA ERDEM

Nefise Beyza Erdem.
Mahmut Sami Ramazanoğlu AİHL mezunu, Meram Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisiyim.
Esasen, kim olduğum sorusunun cevabı ise şudur: Varlığını ve varlığının sırrını, çocuklar ve yaşlıların yanında hissedebilen, çaldığı her kapının denizlere açılması umuduyla yaşayan; uzayın, gecenin ve dağların hayranı. İçindeki hasret yükünü, yazmak ve çizmekle bir nebze hafifletmeye çalışan bir kimse.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.