3. SOSYAL YAŞAM 

a) Sarayda yaşam 

Hükümdar’ın resmî hayatı, onun taç, taht ve hil’at gibi maddi hâkimiyet sembolleriyle donanmış olduğu halde saray, hükûmet ve ordu erkânını, sosyal hayatta sivrilmiş kişileri ve raiyyeti belli bir merasim dâhilinde kabul ederek sürdürdüğü hayattır. Bunun dışında temaşa, içkive ilim meclisleri, av, çevgân gibi eğlenmeye, dinlenmeye ve öğrenmeye yönelik hareketleri de Sultan’ın özel hayatı olarak mütalaa edilebilir.

Sultan’ın meclis düzenlemesi bir nevi işlerin yolunda olduğunun göstergesiydi. Nitekim Sultan Mahmut’un ölümüyle Muhammed’in tahta çıkmasından sonra Mesud resmen tahta çıkıncaya kadar (altı ay kadar) meclisleri içkisiz olarak tertip etmiştir. Tahta oturduktan sonra ise devlet erkânının işlerin yoluna girdiğini ve artık meclis düzenlenebileceğini söylemeleri üzerine yeniden içki meclisleri düzenlenmeye başlanmıştır. 

Bir diğer sosyal faaliyette ise sultanın tahta çıkışı gelmektedir. Bir taraftan ölen sultan için ağlanırken, diğer taraftan da yeni sultanın tahta oturuşu muhteşem törenlerle kutlanırdı. Gazneliler’de de bütün çağdaşları gibi veliahtlık müessesesi olmakla beraber bunun tahta çıkış için her zaman etkili olmadığı anlaşılıyor. Çünkü sülâlenin on yedi hükümdarından sadece üç tanesi (III. Mesud, Hüsrevşah, Hüsrev Melik) sulh içinde tahta oturmuştur.

Tahta çıkışta belli bir kaidenin olmaması sebebiyle yeni hükümdarın kabulü ordu veya saraylılar eliyle oluyordu. Tahta çıkış umumi bir eğlence günü idi. Cülûs töreni sarayın büyük salonunda yapılır, sultan tahta oturur, huzura kabul izni verir, saray mensupları, ileri gelenler, sivil ve askeri erkân, kadılar, fakihler, âlimler gelip ölen sultan için taziyet, yeni sultan için de tebriklerini sunar ve yeni sultana biat ederlerdi. 

Bugünde halkın istekleri dinlenir, zindan kapıları açılarak mahkûmlar serbest bırakılırdı. Bu vesile ile şehirler, saraylar, bahçeler süslenir, şairler şiirler söyler, fakirlere bol miktarda sadakalar dağıtılır, kurbanlar kesilir, Kur’an okunur, sultana saçılar saçılırdı. Bilindiği gibi yeni bir hükümdarın tahta oturması aynı zamanda devletin yeniden yapılanması demekti. Yeni sultan, önceki sultanın devlet ricalini çeşitli bahanelerle görevden alır yerlerine yenilerini tayin ederdi. Saraylarının kapısında nevbet çalınırdı. Bu hükümdarlık sarayının kapısında veya çadırının önünde muayyen zamanlarda, ekseriya namaz vakitlerinde o zamanın devlet orkestrasının konser vermesi demektir. Gaznelilerin çağdaşı olan devletlerde müstakil hükümdarlar için beş vakit namaz vaktinde çalınıyordu. Bunun dışında yapılan tantanalı sünnet törenleri, karşılama ve uğurlama törenleri, bilhassa bayram kutlamaları gelenekler çerçevesinde belirli bir disiplin içerisinde gerçekleştirilirdi.

Gazneliler Kurban ve Ramazan Bayramı gibi Müslümanların dinî bayramları yanında, Farsların millî günleri olan Nevruz, Mihrigan, Sade bayramlarını da büyük törenlerle kutlamıştır. Bu kutlamalar için bir hafta önceden hazırlıklar başlar ve bayram günü sultan salonda tahta oturur, görevliler sarayın içinde ve dışında yerlerini alır, sultan huzura kabul için müsaade verir ve kutlamaları kabul ederdi. Kabul resmi bittikten sonra sultan özel sarayına gider, elbise değiştirip, özel meclisin yapıldığı yere gelirdi. Asıl kutlama merasiminin burada yapıldığı anlaşılıyor. Daha sonra gözün bir daha asla göremeyeceği şekilde donatılmış salonlarda yemekler yenir, şaraplar içilir, şairler şiir söyler, müzisyenler de sanatlarını icra ederlerdi.  

b. Halkın Yaşamı 

Zekeriya el-Kazvinî-Âsârü’l-Bilâdadlı eserinde o dönem insanlarının çarşı ve pazarda felsefe konuştuğunu ifade etmiştir.

c. Gazneliler de Giyim Kuşam Özellikleri

Karahanlı ve Gazneliler dönemine ait herhangi bir giyim kuşam örneği de ele geçmemiştir. Dolayısıyla kıyafet değerlendirmeleri, az da olsa mevcut figürlü süslemeler üzerinde yapılmıştır. İslamiyet’in etkisiyle olsa gerek, yapılarında ve gündelik eşyalarında figürlü süslemeleri çok az kullanan Gazneliler, birkaç örnek dışında insan figürünü hemen hemen hiç kullanmamışlardır. Kıyafet değerlendirmesinin yapıldığı malzemeler olan insan tasvirleri, Leşker-i Bazâr Sarayı’nda ve Sultan Mesut Sarayı’nda yer almaktadır. Ender olan bu iki Gazneli saray süsleme figürleri bizim için bir hareket noktası teşkil etmiştir.

Giysi tarihi için de önemli olan bu Güney Sarayı’nın taht salonunda Gazneli döneminin ender rastlanan duvar resimleri ile kaplandığı görülür. Dört eyvanlı avlunun kuzey duvarında yer alan bu resimler Uygur sanatındaki gibi temperra tekniği[1] ile gerçek insan boyutunda yapılmıştır. Burada yan yana dizilen figürlerin Sultan Mahmut’un hassa ordusundaki askerleri temsil ettiği söylenir. 44 adet asker figürünün yer aldığı bu sarayda figürlerin 70 civarında bir rivayete göre de 60 civarında olduğu söylenmektedir. Figürlerin başları silinmiş (tahrip edilmiş), sadece vücutları sağlam kalmıştır. Bedenleri üzerindeki kıyafetleri çeşitli motifler ve canlı renklerle tezyin edilmiştir. Pantolonlarda saçaklar, ayaklarında yumuşak çizmeler vardır. Bu fresklerdeki askerlerin kimler olduğu Cüzcani’nin Tabakat-ı Nâsırı adlı eserindeki şu satırlardan anlaşılıyor: “…Gazneli Sultan Mahmut’un 4000 kişilik bir muhafız kıtası vardı. Merasimlerde tahtın iki tarafında ikişer bin kişi olarak sıralanırdı. Sağdakiler dört sorguçlu kalpak ve altın yaldızlı gürz (saplı topuz) soldakiler iki sorguçlu kalpak ve gümüş yaldızlı gürz taşıyorlardı.” Freskler muhtemelen bu askerleri temsil ediyordu. Omuzlarına dayalı silahlar da gürzdür. Bunların ucundaki topuzlar başları ile birlikte tahrip edilmiştir. Beyhaki’ye göre bunlar tahta doğru rütbelerine göre sıralanıyordu. Rütbe alametleri çok belirgin idi. Değişik kaftanlar ve çeşitli mücevherlerle süslenmiş altın kemerler bu rütbelerin göstergesi idi. Klasik resim üslubunda yapılan bu resimler, Türk resim sanatının gelişimi açısından da önemlidir. Bu freskler 1980’li yıllara kadar Kabil müzesinde idi.

Fotoğrafların başta Îrânî olduğu düşünülse de sonradan erkek portresinden hareketle Gaznelilere ait olduğu ispatlanmıştır. Leşger-i Bazar’daki bu figürleri daha detaylı inceleyerek kıyafet tahlili yapmak uygun olacaktır. Beyaz kaftanlı bir asker tasvirinde kaftanının sağ tarafı, sol yanını üzerine kapanan ve etek boyu ayakların biraz üzerine kadar uzanan bir kaftan örneği görülür. Yakasının dışa doğru açılması, Göktürk kaftanlarının yaka biçimine benzemektedir. Uzun kollarının pazı kısmında asaleti ve soyluluğu belirten aynı zamanda makam ve mevki göstergesi olan itirazlar vardır.

Gazne Sarayı’ndan son örnek ve aynı zaman da Gazneliler devrine ait kadın figürünü gösteren tek kabartma, yan yana sıralanmış olan dans eden kadınlar kabartmasıdır. X-Xl. yy.lara tarihlendirilen bu alçak kabartma, mermer üzerine yapılmıştır. Saçları açık ve örgülü olan figürlerin detayları tam belli olmayan önden yırtmaçlı ve boyu ayaklara kadar uzanan birer kaftan giydikleri görülür. Herhangi bir süsleme bulunmayan giysilerin öndeki yırtmaçları pililer halinde düzenlenmiştir.

Göktürkler dönemiyle büyük benzerlikler gösteren Gazneli giysileri değerlendirildiğinde, Gazneli kıyafetlerinin Uygur kültüründen uzak olduğu, fakat Maniheist ve Budist kıyafetlerin dışında Uygur Türklerinin kullandıkları bazı kaftanlarla da benzerlikler gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu giyim geleneği, çağdaşı olan Karahanlı Türklerinde ve Selçuklularda da görülür.


[1]Orta Çağ’da tutkallı su ile boyanın, çoğu zaman yumurtanın akıyla karıştırılması suretiyle elde edilen boya türü.

EŞE FATMA ÜLKÜMEN

Selçuk Üniversitesi, Orta-çağ Tarihi Yüksek Lisans Öğrencisi olup arasıra yazar, arasıra çizer, arasıra kendim söyler kendim çalarım. "...her iyi bir kitap ile karşılaşmada derin bir teselli vardır." düsturuyla kendime iyi gelecek şeyler ile uğraşmayı ömrümün sokaklarındaki umut durakları gibi görürüm...

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir