“Üzerinde uzandığım anne emeği kırkpare örtünün bir ucunu katlayarak üşüyen ayaklarıma yettiği kadar örttüm. İçimdeki ‘Keşke daha büyük bir örtü, bir de yastık getirseydin.’ diye mızıldanan sesi kulak ardı edip başımı yeniden geri yasladım; elimi örtünün kenarından fışkıran, serinliğiyle ıslak hissettiren otlara, gözümü de berraklığıyla parıldayan karanlık göğe uzattım…” demek isterdim ancak bu sayfada ne bir öykü ne de hayaller olacak. Size biraz, geçtiğimiz yılın güzelleşmiş gerçekliğinden ve naçizane tecrübelerimden bahsetmeye çalışacağım.

Her birimizin bizzat yaşayıp bildiği üzere 1441 yılının Ramazan’ı bir yönüyle buruk, bir yönüyle olması gerektiği gibiydi. Birçoğumuz evlerimizde, kalabalıktan ve nispeten hayatın kuru telaşından uzakta idik. Bu hâlin benim için güzelliğe dönüştüğü noktalardan birisi, aklıma gelip fırsat bulduğum her an balkona çıkıp başımı göğe çevirmemdi.

Yaklaşık 4 500 000 000 yıllık ömrü boyunca üzerine kim bilir kaç çocuğun, kaç gözlemcinin, kaç dertlinin göz izi düşmüş Ay’a, benim bizzat ve esas şahitliğim ise işte bu vesileyle 1441 Ramazan’ında oldu. O zamana dek başımı kaldırmış, Ay’ı görmüşsem bakmış, görmemişsem indirmişim. O Ramazan ben, Ay’ı aradım. Neredeyse her gün sahurların ardından Güneş’in doğuşunu, iftardan evvel Güneş’in batışını, göğün alacalı renkleriyle boyanan bulutları, geceleyin yıldızları ve Ay’ı izledim.

Ramazan’ın başında Ay’la ilk karşılaşmam ikindi vaktinde; o, batı ufkundaykendi. Baharda, akşama yakın bir vakitte okuldan çıkarız, hava henüz aydınlıkken ve günün yorgunluğuyla otobüs beklerken başımızı kaldırırız, berrak mavi gökyüzünde ilk hilali biraz geçmiş bir Ay’la karşılaşırız ya hani, ondan bahsediyorum.

Günler geçtikçe, o gördüğüm Ay’ın akşamları daha geç battığını ve elbette toparlaklaştığını fark ettim. Hicri bir ayın tam ortasında Ay’ın on dördünü parlarken gördüğümüzü bilmeyen yoktur sanıyorum ki. Tostoparlak o işte, dolunay. Sarısı, beyazı, mavisi, kızılı, kanlısı ile efsanelere konu olan dolunay.

Dolunaydan sonraki günlerde yaşadığım farkındalıksa şu oldu. Ayın sonlarına yaklaşırken Ay; Güneş battıktan, hava iyice karardıktan hatta yatsı namazından sonra doğuyor, belirli bir eksen üzerinde hareket edip sahurda hâlâ gökyüzünde oluyordu ve tabii günler geçip Ramazan sona yaklaşırken, Ay da kavuşuma yaklaşıyordu.

Ramazan’ın ardından Şevval’de ve diğer hicri aylarda bu tecrübelerimi doğruladım, gökyüzüne dair başka şeyler de öğrendim. Artık başımı kaldırdığımda Ay’ı nerede arayacağımı biliyor ve Ay’ı gördüğümdeyse ayın neresinde olduğumuzu tahmin edebiliyorum.

Kendi kendimin çırağı ve ustası olarak, şehir ışıklarından pek de uzakta olmayan evimizin balkonundan yaptığım amatör gözlemlerimin sonucunu kısaca özetleyeyim:

  1. Her bir kamerî ayın son gününde Ay, yeniay dediğimiz kavuşum evresindedir. Güneş ile Dünya’nın tam ortasına denk düştüğünden hiçbir yeri aydınlanmaz ve biz o gün, Dünya’nın hiçbir yerinden Ay’ı göremeyiz. Kamerî ayın, örneğin Ramazan’ın, ilk gününde Ay hilalleşir ve hilal, o ayın başlangıcının müjdesidir. Ramazan boyunca Ay; hilal, ilk dördün, dolunay, son dördün ve son hilal olarak evrelerini tamamlar ve kavuşum gerçekleşir. (Evreler)
  2. Bu süreç boyunca Ay’ın doğuş ve batış saati hep ileriye kayar. Bu yüzden, kamerî ay başında sabah saatlerinde doğmuş olan Ay’ı gün boyunca Güneş ışınları dolayısıyla göremezken, ancak Ay’ın batışına şahit olabiliriz. Ay ortalarında akşam saatlerinde hem doğuşuna hem batışına şahit olabilirken; ay sonunda, gece doğan Ay’ı Güneş doğduktan sonra göremez oluruz. (Doğum-Batım)
  3. Hem Güneş hem bizim ilk bakışta yıldız sandığımız gezegenler hem de Ay, doğduktan sonra gökyüzünde doğu-güney-batı ekseninde benzer bir yay çizip batarlar. (Eksen)

Yazı boyunca bahsettiğim her şey zihinlerinizde muhtemelen bulanık bir bilgi olarak yer edindi. Bu bilgiyi kesinleştirmek, daha fazlasını keşfetmek ve gerçeğinizi güzelleştirmek size bağlı, göğü gözlemek için ekipman şart değil. Bakın yeter. Benim tavsiyem şudur ki; Ramazan boyunca Ay’ın her hâlini görmek için muhtelif vakitlerde gözünüz doğu-güney-batı ekseninde olsun, dilerseniz gökyüzü haritası özelliğindeki telefon uygulamaları ya da web sitelerini de kullanın. Görüp keşfettiklerinizi seveceğinizi garanti edebilirim.

Ramazanlarımız mübarek olsun.

AYŞE RÜMEYSA ÖZDEN

Merhabalar, ben Ayşe Rümeysa. Bu küçük tanıtım yazısını yazmaya “çalışırken” fark ettim ki sanırım ben, hayatta hep “try to do” usulüyle iş yapıyorum. Kendimi Paydos ve Bi’ Mesele özelinde tanıtacak olursam şöyle derim: Okulunun hakkını vermeye “çalışan” bir tıbbiyeliyim. Mikro, makro ve elbette içinde yaşadığımız normo-âlemi seviyorum. Bunun gereği olarak bakmaya, görmeye, anlamaya ve gördüğümü/hissettiğimi anlatabilmek ümidiyle yazmaya “çalışıyorum”. Eskilerden gelen bir özellik olarak zaman zaman çizmeye “çalışıyorum”. Bunun haricinde 3 yıllık Paydos maceramız boyunca elimden ne iş gelirse oradaydım. Şimdi de Bi’ Meselenin “bilim” ve “çizim” başlıklarında, bu paragrafı okuyanlarla birlikte olmayı umuyorum. Selametle kalın.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir