“Atmosferden sofralarınıza…” ilginç bir reklam sloganı olabilirdi aslında. Porselen denince sıklıkla aklımıza, yalnızca misafir gelince mutfağın en üst raflarından indirilip sergilenen, annelerimizin kıymetlisi, üzerleri çiçek desenli yemek takımları geliyor. Peki size arada sırada mutfak dolabından indirip tozunu aldığınız tabaklar ile ay yörüngesinde birkaç tur atıp dünyaya dönen uzay mekikleri arasında bir akrabalık var deseydim ne düşünürdünüz? Porselenler -aslında çok daha kapsayıcı ve esas ismiyle seramikler- banyo ve mutfak parkelerinden, klozet ve tuvalet taşlarından, yemek takımları ve iş yeri kupalarından çok daha geniş bir kullanım alanına sahip materyallerdir.

Seramikler, organik olmayan (karbon içermeyen bileşenlere sahip) saf ve/veya saf olmayan maddelerden oluşan materyalin şekillendirilip yüksek ısıda pişirilmesiyle oluşurlar. İç yapısı kristal, yarı kristal veya şekilsiz olabilir. Bu yazıyı okurken elinizde tuttuğunuz kahve/çay kupası da birazdan bahsedeceğim diğer tüm seramikler de hemen hemen aynı adımlar izlenerek üretilir. Nerede kullanılırsa kullanılsın, tüm seramiklerin fiziksel özellikleri benzerdir. Bu materyaller oldukça sert, kırılgan, esnemeye karşı dirençli (elastiklik modülü yüksek), yüksek basınca ve sıcaklıklara karşı dayanıklı (1600 oC -ki bu, Güneş’in yüzey sıcaklığının yaklaşık üçte biri eder-), kimyasallardan etkilenmeyen, ısı ve elektriği iyi iletmeyen (bazı istisnalar hariç) materyallerdir. Tüm bu stabil özellikleriyle seramikler, insanoğlunun en eski teknolojilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gelişen teknolojiyle birlikte üretim aşamasında eklenen bazı maddeler sayesinde (uranyum, alüminyum oksit…) bugün hayatımızın her alanında kullandığımız birçok malzemede seramiklerin izi var.

Mimaride kullanılan tuğlalar, tesisat boruları, kiremitler, karolar; elektrik direklerinde gördüğümüz kahverengi yalıtkan malzeme (izolatör), güneş panelleri; bilgisayarlarda kapasitör, ısıtma elemanları, veri depolama elemanları, işlemci; arabalarda fren diski, helikopter ve uçaklarda ve askerî ekipmanlarda zırhlar, kurşun geçirmez camlar; otoyollarda dağlara tünel açmak için kullanılan devasa kesim cihazlarının bıçakları, uzay araçlarının atmosfer ısı kalkanları, nükleer reaktör yakıtları (Bunlar ne kadar ilginç değil mi?); yazıcılar, teleskoplar, mikroskoplar, kamera lensleri; biyolojide eklem ve diş protezleri, hidroksiapatit (diş minesinin ana bileşeni) içeren biyoseramikler; şu an bu yazıyı okumanıza imkan tanıyan, internetin atardamarı fiberoptik kablo ağı; kompozit materyaller (cam elyaf ve karbon fiber)… Tüm bunlar, bileşenleri farklı seramik ürünleri. Biz porselen yemek takımını değerli zannederken neredeyse her gün, her an kullandığımız cihazlar ve malzemeler, üzerinde yürüdüğümüz koridorlar, kullandığımız araçlar ve dahası sadece misafir geldiğinde değil, sürekli olarak bize hizmet ediyor ve hayatı bizim için kolaylaştırıyor.

Psikolojik İlgi

Görüyoruz ki, biz mutfak dolabındaki çiçekli porselen tabakları özel zannederken seramikler (seramiğin alt dalı olan porselenler) hayatımızın her yerinde. Bu, Türkiye’de seramik sektörünün büyük oranda ev eşyası, yapı üzerine yoğunlaşmasından kaynaklandığı gibi annelerimizin bu takımlara ilgisinden de kaynaklanıyor. Oysa kurşun geçirmez camları ve polis zırhlarını oluşturan seramikleri hiç duymuyoruz, üstelik çok daha önemli olmalarına rağmen. Demem o ki, hepimiz seramikler gibi farklı farklıyız. Bileşenlerimiz, özümüz farklı olsa da bazı ortak özelliklerimiz var: İnsanız. Kimimiz kristal bir yapıdayız, düzenliyiz; kimimiz amorf (şekilsiz) bir iç yapıya, iç dünyaya sahibiz. Hepimizin yeri ayrı ve hepimiz bulunduğumuz alanda özeliz. Yemek takımlarının el üstünde tutulması bizi yanıltmasın. Rabbimiz bizi olduğumuz yerde görevlendiriyor. Biz yeter ki seramikler gibi şekil almaya, düzeltilmeye ve bu hayat fırınında pişmeye hazır olalım.

MUZAFFER FIRAT

Biraz yazar biraz çizer. Kendini, Akif'in “Bana sor sevgili kâri” şiiri ile tanıtabilecek mertebeye ulaşmayı, şehirden uzakta bir gökyüzünün yıldızlarına dokunmakla bir görür. Yazmak ve çizmek, bir dostuyla oturup sükût içinde, batan bir güneşi seyretmek gibidir onun için.

Önerilen makaleler

2 Yorum

  1. Farkındalık ve bilgi dolu bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık🙏

  2. Gayet akıcı ve aydınlatıcı,kaleminize sağlık 👏

Elif Çavdaroğlu için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir