Buket, sabah olup gözlerini açtığında yüzünde istemsizce bir gülümseme oluştuğunu hissetti. Bugün uzun zamandır görüşemediği arkadaşları ile görüşmek için randevulaşmışlardı. Mutluluk içinde kalktı, kahvaltısını yaptı ve hazırlandı. Evden çıkmadan önce pis kokuların geldiği ve birkaç gündür atmayı ertelediği çöpü de atmaya karar verdi. Çöp gerçekten tiksindirici bir hâl almıştı ve onu atana kadar kendini zor tuttu. Aracına bindi, emniyet kemerini taktı, son hazırlıklarını yaptı ve yola çıktı. Çok yol almamıştı ki yakıtının azaldığını haber veren ikaz sesi ile irkildi, şaşırdı hâlbuki yakıt alalı uzun bir zaman olmamıştı. Daha sonra aracı sanayiye götürmem gerek diye düşündü, yola devam etti.  Sol şeritte hız sınırına uygun bir şekilde ilerlerken ani bir şekilde önüne bir araç direksiyon kırdı. Birden kalbi hızlıca atmaya, nefes alış verişi artmaya başladı ve art arda kornaya bastı. Korkmuştu ve tüm bu olanlar ise birkaç saniye içinde gerçekleşmişti.  Önüne aniden direksiyon kıran sürücü aracını yolun sağına çekti, Buket de hemen onun arkasına durdu. Hatalı araç kullanan sürücü, “Ne var, ne delirmiş gibi kornaya basıyorsun? Geçmişsin sol şeride kaplumbağa gibi gidiyorsun!”  şeklinde tepki gösterdi. Buket, “Yaptığınız kural hatasını kabul etmeyi bırakın bir de beni haksız göstermeye çalışıyorsunuz.” dedi. Elleri titriyordu ve göz bebekleri de büyümüştü. Haksızlığa gelemezdi, çok öfkelenmesine rağmen kendini sakinleştirmeye çalıştı. Diğer aracın sürücüsü söylene söylene aracına bindi ve hızlıca uzaklaştı. Buket de aracına geçti. Bir yudum su içti, az önce yaşadığı olayın etkisinin soğumasını bekledi.  Arkadaşları ile buluşmaya giderken böyle gergin bir olay yaşamasına ve modunun düşmesine üzüldü. Ancak buluşma yerine varıncaya kadar modunu tekrar yükseltebileceğine emindi.       

Bu hikâye, duyguların hayatın içinde her an var olduğuna dair birçok senaryodan sadece birisi. Nedir duyguları bu kadar vazgeçilmez kılan? Duygu ne demek ki? Duygu deyince herkesin aklına bir şey mutlaka geliyor fakat tam olarak tarif edemiyoruz. Literatürde bile duygulara ilişkin 92 tanım bulunmakta. Duygu odaklı terapinin öncüsü Leslie Greenberg, duyguları  “Direkt olarak insanın neyi, nasıl algılayacağını, bilgiyi ne hızla işleyeceğini, bir durum, olay karşısında ne düşüneceğini ve nasıl tepki vereceğini etkileyen temel oluşumlardır.” şeklinde tanımlamaktadır. Bir durum karşısında neyin önemli olduğunu, nasıl davranmak gerektiğini, temel olarak neye ihtiyaç duyulduğuna dair önemli bilgiler sunar. Bunların da ötesinde duygular, iletişimin ardındaki niyetleri ileten ve kişilerarası etkileşimleri düzenleyen bir sinyal sistemidir. (Çelik ve Aydoğdu, 2018)

Buket sabah kalktığında buluşma günü olduğunu hatırlayınca mutlu oldu, duygu dışavurumu olarak yüzünde bir gülümseme belirdi. Çöp kokusunu algıladığında tiksindi. Bu tiksinti duygusu çöpü evden uzaklaştırması gerektiğinin sinyalini verdi. Şaşkınlık duygusu beklenmedik olaylar karşısında ortaya çıkar ki Buket için ikaz sesi beklemediği bir olaydı ve bu durumu nasıl düzeltebileceğine dair bir fikir bulmasına yardımcı oldu. Korku duygusuna fizyolojik süreçler de eşlik ederek tehlike anında kan akışının ve nefes alma verme hızının artmasına yardımcı oldu. Ne yapması gerektiğini düşünmeden önce kornaya bastı çünkü öncellikle hayatta kalması gerekiyordu. Bunun sebebi: Duygu, düşünceden farklı olan bir beyin olgusudur. Kendi kimyasal ve fizyolojik temeli olan ve beyinde konuşulan özgün bir dildir. Limbik sistem, temel duygusal süreçlerden sorumlu ana beyin merkezidir ve duygunun oluşması için iki yol sunar: (a) Kısa Yol: Amigdalanın tehlikeyi sezmesi, beyin ve vücuda acil tehlike sinyali yayması. (b) Yavaş/Uzun, Yol: Aynı bilgiyi thalamus aracılığı ile neokortekse iletmesi. Birinci yolda tepki daha otomatik bir şekilde oluşur, amigdala neokortekse göre sinyali iki kat daha hızlı ilettiği için genellikle beynin düşünce bölümü duygusal tepkiyi durdurmak için araya giremez. (Greenberg, 2011) Buket aracından inerek tartıştı çünkü öfke, haksızlığa uğradığında hakların savunulması için sinyal görevindedir. Modu düştü, üzüldü. Üzüntü bir kayıp ile ilişkilidir, insan için heyecanını kaybetmek de bir kayıp sayılır.

Duyguları ayırmak için kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan duygular (mutluluk, sevinç); kendimizi iyi hissettirmeyen, tetikte olmamızı ve başa çıkmamız gereken durumların olduğunun sinyalini veren olumsuz duygular (üzüntü, korku, öfke) şeklinde bir ayrım yapabiliriz. Olumsuz duygular aktive olduğunda bu gerginlik verici hâli düzeltmeye ve ortadan kaldırmaya çalışırız. Hatta olumsuz duyguları yaşamamak için duygularla ilgili beyin bölümünü ameliyatla aldıran insanlar olmuştur. Bu insanlar olumsuz duygu yaşamıyorlardı ancak hayatlarında karar verememe, sosyal ortamlara uyum sağlayamama gibi daha büyük sıkıntılar yaşamışlardır. Bununla beraber olumlu duygulara ilişkin temkinli durmak gerektiğine dair bir inanış da mevcuttur. Duyguların esiri olmak deyimi olumsuz bir imaj çiziyor aslında duygulara.  Her hâlükârda olumlu olsun olumsuz olsun hayatımıza anlam kazandıran eşsiz bir özelliğimizdir.

Duygular, insan hayatı için işlevsel olmasının yanı sıra doğru zamanda ve uygun yoğunlukta sergilenmediklerinde incitici olabilirler. Uygun olmayan duygusal tepkiler sosyal ilişkilerde sorunlara ve hatta fiziksel rahatsızlıklara yol açabilmektedir. Duyguların zaman zaman incitici olabilme düşüncesi, duyguların bir ya da daha fazla yönünü azaltma, artırma ya da sürdürme süreçlerini ifade eden duygu düzenleme kavramına götürür. (Werner ve Gross, 2010)

Gün içinde hem olumlu duygularımızı hem de olumsuz duygularımızı düzenlemekteyiz. Örneğin, mutluluğumuzu içinde bulunduğumuz sosyal ortamın izin verdiği kadarıyla yaşıyoruz ve ifade ediyoruz. Kafe gibi ortamda, çok sevinçli olduğumuz anlarda bile genellikle tanımadığımız kişilerin boynuna atlayıp sevinç gösterilerinde bulunmuyoruz. Ya da Buket’in yaşadığı öfke anından sonra bir yudum su içmesi gibi bu duyguyu düzenlemeye çalışıyoruz.

Duygu düzenlemenin gelişimine baktığımızda ilk olarak bebekliğin başından itibaren bebeklerin kendilerini yatıştırmak için parmaklarını emdiklerini görüyoruz. Fakat başlangıçta bebekler çoğunlukla bakım verenlerinin kendilerini uyutmalarına, nazikçe ninni söylemelerine ve masajlar yaparak rahatlatmaları ile onların duygularını yatıştırmalarına yardım etmelerine muhtaçtırlar. (Santrock, 2016)

Erken çocukluk döneminde ise ebeveynler çocukların kendi duygularını düzenlemesi konusunda duygu koçluğu yaparlar. Duygu koçluğu yapan ebeveynler çocuklarının duygularını takip ederler, negatif duyguların bir öğrenim fırsatı olduğunu dile getirirler.  Çeşitli oyunlar ve etkinlikler ile duygularını anlamalarında ve ifade etmelerinde çocuklarına yardımcı olurlar. (Santrock, 2016)

Ergenlik döneminde ise birey, soyut düşünme becerisinin gelişmesiyle bilişsel yeteneklere sahip olur. Bu noktadan itibaren duygu düzenleme süreçlerinde bilişsel becerilerin de kullanıldığını görmekteyiz.

Bu doğrultuda Garnefski ve arkadaşları (2001) düzenlemenin bilişsel yönlerini içeren dokuz farklı bilişsel düzenleme stratejisi belirlemişlerdir:

1.Kendini Suçlama:  Yaşanılanlar karşısında kendini suçlama düşüncelerini ifade eder. Örtülü bellekte var olan olumsuz yaşam deneyimlerinin sonucunda oluşan değersizlik hissi ile ilgilidir. Buket’in trafikte yaşadığı olaya baktığımızda korku ve öfke duygularını düzenlemek için kendini suçladığını düşünelim. Daha önce de böyle bir şey başına gelmişse ve kendisi suçlu hissettirilmişse “Yine oldu. Sürekli benim yüzümden böyle şeyler oluyor.” şeklinde düşünüp haklı olduğu hâlde öfkesini azaltmaya çalışabilirdi.

2.Başkalarını Suçlama:  Negatif duygulanımları ve olumsuz durumlar karşısında başkalarını suçlayarak duyguları düzenleme çabasıdır. Buket’i seyir hâlindeyken tehlikeye atan diğer aracın sahibi de aslında bir suçluluk duygusu hissediyor olabilir. Ancak duygusunu düzenlemek için başkalarını suçlama stratejisini kullanmıştır.

3.Kabul:  Yaşanılan olayları ve duygu süreçlerini kabul etme veya kendini olaydan izole etme düşüncelerini ifade eder. Buket, böyle bir olay yaşadıktan sonra öfkesinde haklı olduğunu ancak karşısındakini uyarmanın etkisiz olacağını düşündüğünde aracını çekmeden yoluna devam edebilirdi.

4.Planlanmaya Yeniden Odaklanma: Yaşanılan durumla ilgili hangi adımların atılacağını ve olumsuzlukların nasıl ele alınacağını düşünmeyi ifade eder. Buket aracını kenara çekerken daha sonraki süreçte neler söyleyeceğini, nasıl tepki göstereceğini düşünerek, kendisini ifade etmek için saldırgan olmayan bir dil kullanacağını düşünerek duygularını düzenlemiştir.

5.Olumlu Yeniden Odaklanma: Yaşanılan durumu düşünmek yerine eğlenceli ve hoş konuları düşünmeyi ifade eder. Geçirdiği tehlikeden ve haksızlığa uğradığı durumun ağırlığından kurtulmak için Buket, yoluna devam ederken arkadaşlarıyla geçireceği eğlenceli dakikaları düşünebilir. Kısa vadede bu strateji işe yarasa da uzun vadede etkili olmayabilir.

6.Ruminasyon: Olumsuz olaya odaklanarak bu olayla ilgili duygu ve düşünceler üzerine sürekli olarak düşünmektir. Buket, ruminasyon stratejisini kullanmış olsaydı arkadaşlarıyla beraberken bile sürekli olarak yaşadığı olayı, karşıdaki araç sürücüsüyle girdiği diyalogları düşündüğü ve bundan da kendisini bir türlü alamadığı için eve döndüğünde yaptıkları buluşmaya dair aklında hiçbir şey olmadığının farkına varabilirdi.

7.Olumlu Yeniden Değerlendirme: Bireyin ortaya çıkan durumda kendi gelişimini destekleyecek şekilde olaya pozitif bir anlam yüklemesidir. Buket, yaşadığı bu tecrübeyle bundan sonraki benzer olaylarda nasıl tepkilerle karşılaşabileceğini öğrenmiş olduğunu düşünerek duygularını düzenleyebilirdi.

8.Yeni Bakış Açısı Oluşturma: Daha önceden tecrübe edilmiş olaylarla karşılaştırıldığında, yaşanılan olayın önemini tekrar gözden geçirmektir. Buket bu olayın sıradan bir olay olduğunu, o kadar da çok abartmaması gerektiğini düşünerek duygularını yatıştırmaya çalışabilirdi.

9.Felaketleştirme: Bireyin yaşanılan durumun açıkça baş edilemez ve dehşet verici olduğunu düşünmesini ifade eder. Buket, yaşadığı bu durumun çok korkunç bir şey olduğunu, ölümle burun buruna geldiğini ve bir daha araçla trafiğe çıkmaması gerektiğini düşünebilirdi.

İfade edilen dokuz stratejiden kabul, planlamaya yeniden odaklanma, olumluya yeniden odaklanma, olumlu yeniden değerlendirme ve yeni bakış açısı oluşturma uyumlu bilişsel stratejilerdendir. Geri kalan ruminasyon, kendini suçlama, başkalarını suçlama ve felaketleştirme ise uyumsuz bilişsel stratejilerdir.

Duygular yaşamanın zenginlikleridir. Kendimizin ve başkalarının iyi oluşlarını sağlamak adına sahip olduğumuz bu zenginliği yönetebilmemiz gerekir. Uyumlu duygu düzenleme stratejilerinin bu zenginliği yönetebilmekte bize oldukça yardımı dokunduğunu ifade etmeden geçemeyiz.

Kaynakça

ÇELİK, H., & AYDOĞDU, B. N. Duygu Odaklı Terapi: Psikoterapide Yeni Bir Yaklaşım. e-Kafkas Eğitim Araştırmaları Dergisi5(2), 50-68.

Garnefski, N., Kraaij, V., & Spinhoven, P. (2001). Negative life events, cognitive emotion regulation and emotional problems. Personality and  Individual Differences, 30(8), 1311-1327.

Greenberg, L. S. (2011). S.Kızıltaş. (Çev.). Duygu Odaklı Terapi. Kocaeli: Psikoterapi Enstitüsü Yayınları.

Santrock, J.W. (2016). G.Yüksel. (Çev. Ed.). Yaşam boyu gelişim: Gelişim psikolojisi içinde (ss.182-246) Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.

Werner, K.& Gross, J.J. (2010). Emotion regulation and psychopathology: A conceptual framework. In A. King & D.Sloan (Eds), Emotion regulation and psychopathology (pp.13-37) New York: Guilford Press.

ADNAN GÖZÜTOK

Merhaba, ben Adnan Gözütok. Eylül 1997’de dünyaya geldim. Lise ve lisans eğitimimi Konya’da tamamladım. Şu sıralar Hacettepe Üniversitesinde “Psikolojik Danışman” unvanımın önünde “Uzman” unvanını ekleyebilmek için eğitim alıyorum. Mesleğim gereği, konuşmak ve dinlemek bizim için ayrı ayrı çok değerlidir. Ancak yazmanın bendeki hissiyatı bu iki ayrı hazinenin bir araya gelmesi gibi. Bu platformda yazı yazdığım başlık ise “Katarsis”. Kelimelerin insanlardan, tabiattan, bitkilerden ve hayvanlardan, canlı cansız tüm nesnelerden süzülüp gelmesi ile ortaya çıkmaktadır.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.