Herkes Uyurken Şehirde Kaç Aykırı Işık Yanar?

“Yaşama nedenlerimi kaybettiğimde öleceğim.”

Kitap bu cümle ile başlıyor ve benim yazım da. Neden? Bu cümle hatırına bu kitap ve bu cümle hatırına bu yazı. Neden? Bu cümle bir cevap. Sorulmamış sorumun cevabı. İlk kez, önce cevabı bulduğum bir sorgu tecrübesi. Soru: Neyi düşüneyim, hayatımın sonuna kadar usanmadan soracağım bir şey olsa, bu ne olurdu? Başka yerden söyleyelim.

İçerisinde bulunduğumuz günlerde çevremiz şu cümlelerle sarmalanıyor: “Ramazan’da ne yapmalı, neyi değiştirmeli, hayatımızı nasıl dönüştürmeli hatta biri bize ne söylemeli de tek bir cümleyle dirilmeli?” Şunu mu sormaya çalışıyoruz: “Ramazan’da/ hayatımızda neyi düşünmeliyiz?” Kitabın bana buldurduğu cevap: “Neden?” Bu bir soru değil, “Neyi düşünmeliyim?” sorusunun bıktırmayan cevabı. Yaşamayı sürdürülebilir kılan, o asıl olan tek nedeni düşünsek, neden sandığımız farklı kelimeleri kendimiz çürütsek…

“Hayatın kendi içinde ve kendi başına bir amacı var. Hayat gençlik, güzellik, sağlık, özgürlük gibi her türlü haricî anlamını yitirdiğinde bu amaç açıkça ortaya çıkar. O zaman hayatın anlamının bizzat kendisinde olduğuna şahitlik ederiz.”

Kitap, bir günlük. Hapishane günlüğü. Yüz yüze gelme ihtimalinin kalmadığı birinin beyninin ve kalbinin gün gün işlediği kelimeleri kucağında buluvermek ne acayip. Aliya, Özgürlüğe Kaçışım’ı hapishanede yaşamaya devam etmek için, ruhunu diri tutmak için, sebep bulmak için yazmış. Öyle diyor. Her aramada yakalanıp koca defterin heba olması riskine karşın on üç defterlik bir ısrar. Neden? Yazmak yaşamak için iyi bir neden.

Kitabın daha içindekiler kısmı, yazarın fikir silsilesini ele veriyor. Hayata, insanlara ve özgürlüğe dair… Dine ve ahlaka dair… Siyasete dair… İftar sofrasında bir ziyafete oturmuşum da her birinin kokusu ayrı ayrı ağzımı sulandırıyor gibi. (Benzetimde zamanlama manidar.) Kelimeler öyle büyük ki amacın; bilgiyi paket servis yaparak düşünme eylemini bitirmek değil, kapaklarını aralayarak bu eyleme karşı iştahımızı kabartmak olduğu aşikâr. Kitaptaki maddeli paragrafları (Her pasajın kaçıncı günde yazıldığı, cümle başında sayı ile belirtilmiş.); yazara göre günlük düşünme mahsullerini, bize göre günlü düşünce tohumlarını, sabah erken saatte aç karna alıp tüm güne kafamızda onu taşıyarak/yeşerterek devam edebiliriz. Ne hakkında düşünme mahsulleri?

Her şey: Yıldızlı bir gökyüzünün kimin için ne ifade ettiği hakkında düşünmek, nefret etmenin çeşitli sebepleri hakkında düşünmek, emek kelimesinin boyutları hakkında, adaletin kanıt gerektirmemesi, büyük şehirlerin insana ne yaptığı, alkolizmin Amerikan ekonomisini baltalaması, Medeni Haklar Kanunu’nun yedinci maddesi, mekanizma ve organizma arasındaki fark hakkında, göçmen kuşların mıknatıs fırtınalarına göre hareket ettiği hakkında düşünmek. Ve en son, düşünmenin sınırları olduğu hakkında düşünmek:

“İnsanın bildiği, hissettiği veya yaşadığı en derin, en kapsamlı hikmet bile dile geldiğinde düşünceye dönüşür, düşünceye indirgenir. Düşünce ise tanımı itibariyle tek boyutludur. Kaçınılmaz insani sınırlar ya da idrakin, beyanın ve insan iletişiminin sınırlarıdır bunlar.”

Hapishanedeki fazla zamanın ve eksik mekânın bu adamda nasıl bir okuma/öğrenme arzusu meydana getirdiğini; sayfalarda konusu geçen, Kant’ın önemsediği üç sorudan Hegel’in Hintlilere bakışına kadar, İvo Andric’in insanlara verdiği en kısa mesajından Ebu’l-Alâ el-Maarrî’nin hakiki inancın kaynağı görüşüne kadar, Günter Grass’ın edebiyatçıları neye çağırdığından Freud’un atlara karşı nevrotik bir korkusu olan çocuğu tedavi yöntemine kadar bir çok alana, kitaba, felsefi/psikolojik/sosyolojik fikre olan hâkimiyetinden anlamak mümkün.Hapishane gerçekten en büyük okullardan biri mi?

Peki ben hapishane çilesi ve Ramazan nimeti arasında nasıl bir bağ kurdum ki Aliya’nın girdiği düşünme kulvarına bizi de özellikle bu ay dahil etmek istedim? Hangi sebebe dayanarak benzer bir öğrenme süreci yaşayabiliriz diye heveslendim? Ortak nokta; ikisinin de farklı olması. Hayatın kalan kısmından, devam eden ‘normal’ döngüden farklı. İkisi de bizi şaşırtıyor. Doğru ifade; şaşırmamız için fırsat sunuyor. Ruhumuzu ve vücudumuzu afallatıp silkeleme, sorgulama.Nedenleri düşünme fırsatı. Biri on iki ayın içinde, diğeri bütün bir hayatın arasında ayrı, aykırı. Bütün şehir uyurken açık kalan iki ışık. Uyandırma seansları. Kurduğum bağ, bulduğum soru.

Aliya İzzetbegoviç bir soru attı bana ki hâlâ altından kalkamadım. Kapatırken yükü paylaşalım:

“Bir müzik, bir resim ya da şiir sizi sarsıcı şekilde heyecanlandırdı mı?”

Sizin bulmak istediğiniz soru her neyse onun cevabı için bir kitap okuyun, bir müzik dinleyin, bir manzaraya bakın, bir resmi inceleyin sevgili okur. Ve bunlardan kendinize bir neden devşirin, dışarıdan toplanmış fakat içeride başkalaşmış bir anlam. Bu Ramazan, kendi nedenimizi anlamak ayı olsun, kendi sarsılmamızı yaşamak. Zira hiç kimse bir başkasının acısını tarif etmemiştir ve bu mümkün de değildir. Okuduğunuz, benim acımdı.

ESMA ŞAFAK

1996 yılının anneciğime göre en soğuk gününde, dört kız evlada sahip olacak bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Ağaç dallarında piknik yapan ve öğlenleri arkadaşlarıyla azık karışan neslin sonunu süpürenlerdenim.
Gündüzleri öğretmen, akşamları öğrenci, uyuyamadığım gecelerde de kelime avcısı olarak hayatıma devam etmekteyim.
Çocuk edebiyatını, insan psikolojisini, farklı manzaraları, iyi öyküleri, ağaçlara tırmanmayı ve en çok da piyanoyu seviyorum. Güzel olan her şeye heves etmek gibi bir karakterden mustaribim. Şifa beklerim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir