İnsan vücudunun normal gelişimini ve sağlığını sürdürebilmesi için ömrünü tamamlamış, eski ve fonksiyonel olmayan hücreler ile yeni oluşacak hücreler arasındaki dengenin korunması hayati önem taşır. Bizim için, belki hâlen tam anlamıyla hayal bile edemeyeceğimiz kadar karmaşık sistemleri içinde barındıran vücudumuz, elbette bu dengeyi sağlamak için de var gücüyle çalışmakta. “Apoptozis” adı verilen programlı hücre ölüm mekanizmaları, organizmada artık işlevini yerine getiremeyen veya yapısında bir bozukluk gelişen ve onarılması imkânsız hâle gelen hücrelerin düzenli bir yol izleyerek kendi kendini imha etmesiyle gerçekleşiyor. Apoptozis bu yönüyle programsız, herhangi bir kontrol mekanizması tarafından kontrol edilmeyen, patolojik (anormal seyir gösteren, hastalıklı) olarak gerçekleşen “nekroz”dan ayrışıyor. Bu nedenle apoptozise hücresel intihar benzetmesini yaparken, nekroza cinayet demek mümkün.

Programlı hücre ölümü süreci 1964 yılında tanımlanmış ve 1972’de Kerr ve arkadaşları tarafından bu süreç Yunancadan türetilen ve sonbaharda ağaçların yaprak dökmesi anlamına gelen apoptozis sözcüğüyle adlandırılmıştır. Ve o tarihten günümüze çeşitli araştırmaların konusu hâline gelmiştir. Üzerinde bu kadar durulmasında elbette bazı hastalıklarla ilişkili olması ve insan gelişimi sırasında oldukça gerekli olması önem taşımakta.

Peki bu süreç nasıl işliyor? Gelin birlikte bir hücrenin “orkestra eşliğinde ölüm dansı yaparak intiharını*” nasıl gerçekleştirdiğine bakalım:

Hücrenin ölüm programını başlatması, hücre içi veya hücre dışı birtakım etkilerden kaynaklanır. Hücre içi etkenlere hücrede kalsiyum iyon derişiminin artışı, pH azalışı, hipoksi (oksijen yetersizliği); hücre dışı etkenlere ise büyüme faktörlerinin eksikliği, UV ışınları, radyasyon, kemoterapi, toksinler (zehirli madde) örnek verilebilir. Böyle bir etkene maruz kalan hücrenin yapısında doğrudan ya da dolaylı olarak hasar gelişir. Onarım mekanizmalarının hatayla başa çıkamadığı durumda hücre, ölüm mekanizmalarına yönelmek durumundadır. Hücrede hasara neden olan bu etkenler hafif dozda ise apoptozis devreye girer ancak daha yüksek dozda, daha uzun süreli etkiler hücreyi nekroza götürebilir.

(Şimdi sevgili hücremizin apoptozise yöneldiğini varsayacağız ve vücudumuzun her gün hiç zorlanmadan yaptığı ancak bizim için çok karmaşık olan olaylar silsilesini en basit hâliyle anlatacağız.)

Bu şekilde apoptozis uyarısı alan bir hücre, bunu sağlam komşu hücreleri etkilemeden gerçekleştirmek için komşu hücrelerle bağlantısını koparır, diğerlerinden izole olur. Hücre birkaç dakikada hacminin yaklaşık 1/3’ünü kaybederek büzüşür. Apoptoziste en önemli nokta DNA yapısının bozulmasıdır ve bu durum DNA’yı parçalayan çeşitli proteinlerin aktivitesiyle gerçekleşir. DNA’nın parçalanmasıyla birlikte hücre, sitoplazma (hücre sıvısı) ve DNA parçalarını içeren apoptotik cisimcik denilen parçalara ayrılır. Bu bir nevi hücrenin küçük parçacıklar hâlinde kendini paketlemesi ve yutulmaya hazırlamasıdır. (Buradan sonra bu apoptotik cisimcikleri yutacak olan hücrelere fagositik hücre diyeceğiz.) Ardından hücre zarında gerçekleşen değişiklikler sonucu bu hücre parçaları fagositik hücreler için artık çekici bir hedef hâline gelmiştir ve onlara âdeta “Ben yutulmaya hazırım!” mesajı gönderir. Oluşan apoptotik cisimcikler fagositik hücreler tarafından yutulur. Bu olaya fagositoz adı verilir. Ve bu süreç ardında hiç iz bırakmadan ve iltihabi yanıt oluşturmadan son bulur. Böylece doku hasarı minimum düzeyde tutulmuş olacaktır.

Kaynak: File:Apoptozis in mousepre-adipocytes.gif- https://en.wikipedia.org
Bir hücrenin apoptozis sürecini gösteren şema.

İnsan gelişiminde apoptozisin varlığının çok büyük önem taşıdığını söylemiştik. Embriyonik dönemde el ve ayak parmakları arasındaki perdemsi yapıların kaldırılması, apoptozis sonucu o bölgedeki hücrelerin öldürülmesi ile gerçekleşir. Ayrıca yine embriyonik dönemde gözün şeffaf yapı kazanması, merkezi sinir sisteminin şekillenmesi, kan damarlarının sayısının azalması, hepsi apoptozis ile sağlanır.

Üstelik bu değişim ve gelişim, embriyonik dönemle sınırlı değildir. Yaşamsal olayların başında hücre yapım-yıkımı gelir ve organizmanın yaşamı boyunca yapım-yıkım dengesi apoptozisle korunur. Eritrosit (vücudun her bir köşesine oksijen taşınmasında görevli kan hücreleri) üretiminin dengede tutulması için günde 5×1011 eritrositin vücuttan uzaklaştırılması, sütten kesilen annenin meme bezi hücrelerinin gerilemesi gibi daha birçok olay yine apoptozis ile gerçekleşmektedir.

Ancak apoptozis her zaman olması gerektiği kadar aktif olmayabilir ya da olması gerektiğinden çok daha fazla gerçekleşebilir. Bu iki durum da organizmanın dengesini bozarak ciddi sorunları beraberinde getirir. Hücre ölümünün olması gerektiğinden daha az gerçekleşmesi özellikle kansere ve bazı otoimmün hastalıklara[1] neden olurken olması gerektiğinden fazla gerçekleşmesi Alzheimer, Parkinson, Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların[2], hematolojik bozuklukların[3] ve yine otoimmün hastalıkların oluşmasına yol açabilmektedir.

Özellikle kanserde apoptozis mekanizmasının bozulması sonucu kanserli hücrelerin yok edilemediği, dolayısıyla kontrolsüz bir şekilde çoğaldığı bilinmektedir. Hâlihazırda kanser tedavisi olarak uygulanan bazı yöntemlerin (Radyoterapi, kemoterapi ilaçları…)  etki mekanizmaları da kanserli hücrelerde apoptozisi uyarıcı yöndedir.

Kısacası hücrelerimizin yaşayabiliyor olması kadar ölebiliyor olması da sağlığımız üzerinde çok büyük öneme sahip. Ve birçok hastalığın ölüm mekanizmalarıyla bu kadar yakın ilişki içerisinde olması, çalışılan tedavi yöntemlerinden de ümitvar olmamızı sağlıyor.

Hücre terazimizin hep dengede olması duasıyla. Sağlıkla kalın. 🙂

 [1] Otoimmün Hastalıklar: Kişinin bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırması ile ortaya çıkan hastalıklardır.

[2] Nörodejeneratif Hastalıklar: Sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ve buna bağlı olarak sinir sistemi fonksiyonlarının yitimiyle seyir gösterir.

[3] Hematolojik Bozukluklar: Kan ile ilgili hastalıklar

*alıntıdır: Gültekin N, Karaoğlu K, Küçükateş E. Hücrede apoptoz ve sağkalım mekanizmalarının keşfedilmesi ve yeni potansiyel tedavi stratejileri [New discoveries in themechanisms of apoptosisandcellsurvivalandnovelpotentialtherapeuticstrategies]. TurkKardiyolDernArs. 2008;36(2):120-130.

KAYNAKÇA:

  • Kartlaşmış K , Kökbaş U , Kayrın L . Biochemistry of Apoptosis. aktd. 2016; 25(1): 52-69.
  • Gültekin N, Karaoğlu K, Küçükateş E. Hücrede apoptoz ve sağkalım mekanizmalarının keşfedilmesi ve yeni potansiyel tedavi stratejileri [New discoveries in themechanisms of apoptosisandcellsurvivalandnovelpotentialtherapeuticstrategies]. TurkKardiyolDernArs. 2008;36(2):120-130.
  • Canpolat F . Hücre Siklüsü ve Apoptoz. GDD. 2016; 1(1): 11-17.
  • Akşit H , Bildik A . Apoptozis. YYU Vet Fak Derg. 2008; 19(1): 55-63.
  • Ve ders notlarım.

ESMA ATEŞ

Merhaba. Ben Esma. Ne mi yapıyorum? Zihnimde dönüp duranları, âdeta kaçanı kovalıyormuş gibi koşturarak, yorularak ve sonunda yakalayarak -bazen de tam yakalayamayarak- kağıda aktarmaya çalışıyorum. Biliyorum ki burada kafesinden çıkacağı zamanı sabırsızlıkla bekleyen onlarca fikir var. Kağıdımda yepyeni suretlere bürünen her kelime ve her çizgi yaşam boyu yoldaşım olacak.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir