Sultan I. Abdülhamid’i nasıl bilirsiniz? Tarihî kaynaklarda; çocukluğunda annesinin gözetiminde iyi bir eğitim gördüğü, iyi bir hattat olduğu ve kibar, merhametli, saf bir kişiliğe sahip olduğu aktarılır. Halk tarafından, dindarlığı sebebiyle “veli” olarak anıldığı yine kayıtlardadır.

Sultan, ağabeyinin vefatıyla Ocak 1774’te tahta çıktığında Osmanlı, Rusya ile savaş hâlindedir. Ruslar, Rusçuk ve Silistre’yi alınca, Osmanlı tarihindeki en büyük hezimetlerden birisi olarak sayılan Küçük Kaynarca Antlaşması imzalanır (17 Temmuz 1774). Bu antlaşmanın sonuçları tarih kitaplarımızdan aklımızdadır: “Kırım elden çıktı ve Osmanlı ilk defa savaş tazminatı ödedi.” Bu antlaşmayla, Kırım’ın bağımsızlığının yanı sıra, daha önce Fransa ve İngiltere’ye tanınan ticari imtiyazlar Rusya’ya da tanınmış oldu. Bu antlaşmadan sonra Kırım üzerinde Osmanlı ve Rusya arasında, hüküm devam ettirme (Osmanlı) ve tahakküm altına alma (Rusya) savaşı başladı. Kırımlılar, Osmanlının korumasından çıkmaktan büyük rahatsızlık duyarak heyetlerle gelmişler ve hanlarının yine Osmanlı tarafından tayin edilmesi, kendilerine hanlık beratı ve teşrifat verilmesini talep etmişlerdir. Bunun üzerine Devlet Giray, Rusya’nın da kabulüyle hanlığa getirilir. Ancak onun idaresinden hoşnutsuzluklar had safhaya çıkınca Rusya’ya müdahale şansı doğar ve bu kez Rus taraftarlığıyla bilinen Şahin Giray hanlığa getirilir (1777). Şahin Giray’ın Rusya tarafından hanlığa getirilmesi, Kırım’ın bağımsızlığına bir müdahale olduğundan İstanbul savaş hazırlıklarına başlar.

Kendisi de Rus üniforması giyen, askerleri de Rus üniforması giymeye zorlayan, vakıfları yürürlükten kaldıran, Avrupalı bir Kırım kurmaya çalışan Şahin Giray için Kırım halkı, aleyhine fetva alır ve yer yer silahlı isyanlar başlar. Çerkes, Abaza ve Tatarlardan oluşan kuvvetlerin Kafkasya üzerinden Kırım’a girişiyle Şahin Giray Rusya’ya sığınır ve Osmanlı, Kırım halkının isteğiyle III. Selim Giray’a hanlık menşuru verir. Bu sırada Kırım Tatarları, Şahin Giray’ı ortadan kaldırmak üzere harekete geçerek onu koruyan Ruslarla çarpışırlar. Bunun üzerine Rusya, Kırım’a asker göndererek Selim Giray’ı İstanbul’a dönmek mecburiyetinde bırakır. İki devlet arasındaki görüşmeler sonuç vermeyince 1778 ilkbaharında savaşa karar verilir. Ruslar Küçük Kaynarca Antlaşması’nın “Kırım’da asker bulundurulamayacağı” maddesini çiğnemişler ve Osmanlının askeri müdahalesine imkân doğmuştur. Fakat padişahın savaş isteğine rağmen İstanbul’daki hava, sorunun görüşmelerle halledilmesinden yanaydı ve Fransa’nın aracılığıyla Küçük Kaynarca Antlaşması’nın yeniden görüşülmesine karar verildi. Aynalıkavak Tenkihnamesi (1779), bu görüşme ile imzalandı ve Küçük Kaynarca Antlaşması maddelerinin bazıları değiştirildi, bazılarına da açıklık getirildi. Her iki devlet de Kırım iç işlerine karışmayacaklardı ve Şahin Giray Kırım hanı olarak kabul edilip Osmanlı tarafından kendisine menşur gönderilecekti. Bu antlaşmayla Osmanlı, Şahin Giray’ın hanlığını tanımış oldu ve Osmanlının hanlara hanlık beratı göndermesi, hutbelerde halife olan Osmanlı sultanlarının isimlerinin zikredilmesi kesinleşmiş oldu.

İlerleyen yıllarda Ruslar, Kafkaslar üzerinde faaliyetlerine devam ettiler. Bunun neticesinde, Osmanlı himayesindeki Tiflis ve Gürcü prensleri, Rus hâkimiyetini kabul etti. Rusların, Küçük Kaynarca Antlaşması neticesinde boğazlardan rahatça geçmeleri; onların ticari kazancının artmasına, Osmanlı için ise ciddi kayıplara sebep oldu. Bu esnada Kırım halkının Şahin Giray’a karşı hoşnutsuzluğu neredeyse had safhaya ulaşmıştı ve Rusların da kışkırtmasıyla Bahadır Giray liderliğinde hanlığa saldırdılar. Şahin Giray ise çariçe ve destekçilerini, Kırım’ı işgale/kendisine yardıma çağırdı. Yardım çağrısı cevap bulan Şahin Giray, hanlığa getirildi ve Bahadır Giray hapsedildi. İlk icraat olarak da Osmanlı halifesi adına hutbe okunması yasaklandı (1782). Osmanlı, bu sırada Avusturya için de savaşa hazırlanmaktaydı. Bütün uğraşlarına rağmen bu duruma başarılı bir müdahale yapamadı.

Çariçe II. Katerina, 80.000 askerle Kırım’ı işgal etti ve Kırım’ın, Rusya’nın bir eyaleti olduğunu ilan etti (9 Temmuz 1983). Karasu-Pazar Beyannamesi olarak anılan bu beyanname, işgalci komutan Potemkin tarafından, karargâhında, Kırım ileri gelenleri toplatılarak okundu. İsteyenlerin mal ve eşyalarıyla Kırım’dan ayrılabilecekleri, kalanların ise çariçeye sadakat yemini etmeleri gerektiği belirtiliyordu. Sonuç olarak yemin etmek istemeyen yaklaşık 1.5 milyon kişi Osmanlı topraklarına göç etti. Kalanlardan bir kısmı ise Rusların esiri olduklarını anlayıp göç etmek istemişler fakat Kırım’ın boşalmakta olduğunu gören Potemkin’in emriyle, bu 30.000 civarındaki erkek, kadın ve çocuk katledilmişlerdir.

Osmanlı, İngiltere ve Fransa’nın da, Rusya’nın Kırım ilhakını kabul etmesi ve Osmanlıyı da kabule zorlaması nedeniyle, Kırım Senedi adı verilen bir antlaşmayla (9 Ocak 1784) Rusya’ya geçtiğini kabul etti ancak Özi ve Soğucak Kalelerinin Osmanlıya bırakılması şartıyla.

Ancak 1788’de Avusturya da, Rusya’yı desteklemek üzere Osmanlıya savaş ilan edince Osmanlı, iki cephede savaşmak durumunda kalır. Sadrazam Koca Yusuf Paşa komutasında bu cephede zafer elde edilir (Sebeş Zaferi: 21 Eylül 1788). Fakat Rus cephesinde işler kötü gider, bir yandan iç sıkıntılarla uğraşan devlet, bu topraklar üzerindeki hâkimiyetini neredeyse tamamen yitirmek üzeredir.

Özi Kalesi’nin direnişi, sert kış şartlarına rağmen sürmektedir ve Osmanlı, yardım kuvvetleri göndermekte başarısız kalmıştır. Özi kuşatması sırasında 80.000 kişilik Rus ordusunun yaklaşık 20.000 kayıp verdiğini tarihler kayda geçse de kuşatmanın uzaması ve içeriden hainlerin desteğinin alınmasıyla 17 Aralık 1788 tarihinde kale düşer; Osmanlı askeri, beyaz bayrak çekmiştir. Teslim olmalarına rağmen Potemkin üç gün üç gece kalenin yağmalanmasına izin verir; Ruslar, kale halkının da içinde bulunduğu 25.000’den fazla Müslüman’ı katlederler.

Özi Zaferi Tablosu [Kaynak: Victory of Ochakiv, 1788 December 17 (December 6 by Julian Calendar), by January Suchodolski. https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/32/January_Suchodolski_-_Ochakiv_siege.jpg

Sultan I. Abdülhamid, Özi Kalesi için özel gayrette bulunmuş, son olarak denizden yardım gidemeyince Sadrazam Koca Yusuf Paşa, bizzat 3.000 kişilik bir kuvvetle zorlu kış şartları altında karadan yardıma çıkarken kara haberi duymuştur.

Rusların Özi ve Hotin’i alarak on binlerce Müslüman’ı katlettiğinin resmî haberi İstanbul’a ulaştığında, bunu sultana söylemeye cesaret edememişler ve nihayetinde bir devlet büyüğü sultanın makamına girerek savaşlarda kale alıp vermenin (doğal) olabileceğinden bahsederken durumu anlayan Sultan Abdülhamid, kederinden felç geçirmiş ve 7 Nisan 1789’da vefat etmiştir. 15 yıllık saltanat süresi hüzünlü bir şekilde sona eren padişahın naaşı, Eminönü Bahçekapı’daki türbesindedir.

Hatırlamalı Özi’yi ve Kırım’ı her daim. Bu yazdıklarım, sıkıcı bir okuma gibi olsa da, satır aralarından sizlere tanıdık gelecek bazı durumları italik olarak verdim ki bugüne de çok şey söyler. Özellikle hiçbir işgalin yerli işbirlikçiler olmadan başarılı olamayacağını ve özellikle ne olursa olsun “dışarıdan yardım” taleplerinin asla kurtarıcı olmayacağını…

*Özi’nin düştüğü haberleri İstanbul’da yayılınca, sultanın bunu serdar-ı ekreme sordurulmasını bildirdiği ve onun da bu haberin savaş kaçaklarının uydurması olduğunu, kalenin direndiğini ve pek yakında yardım ulaşacağını bildirmesi üzerine padişahın kurbanlar kestirdiği bilinmektedir. Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusunda bulunan Sohum/Özi Kalesi Abidesi, II. Abdülhamid tarafından geri alınan Sohum yani Özi Kalesi’nin, Sultan II. Abdülhamid tuğralı, III. Ahmed zamanındaki yapım kitabesidir.

Kaynakça:

“Sultan I. Abdülhamid” (2009), Osmanlı Padişahları Albümü, (Metin yazarı danışmanı: Osman Gazi Özgüdenli), 4. Baskı, İstanbul, Kaknüs Yayınları.

“Abdülhamid I” (1988), Münir Aktepe, TDV İslam Ansiklopedisi, I. Cilt, İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s.213-216.

“I. Abdülhamid” (1994), Osmanlı Ansiklopedisi, (İsmail Kara, Mustafa Armağan, Bekir Şahin vd.), II. Baskı, İstanbul, Ağaç Yayıncılık, s.112-153.

*Özi, bugün Ochakiv adıyla Ukrayna’nın güneyinde bir şehirdir.

BAHAR EŞREFOĞLU

Her zaman güzel bir insan olmayı hayal etti. Bir gün hayal edip beklemek yerine yola koyulmaya karar verdi ve tarihin, izlerin peşine düştü..

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.