İnsan farklı ve ulaşılmaz olana hayran olur. Tavşanlara hayrandım. Kırmızıydı gözleri çünkü. Ve masumdu tavşanlar benim gözümde her zaman.
Tavşanın fara yakalanınca kalakalması ve gözlerini ışıktan ayırmadan kocaman açması gibi bir şey yaşamak istedim o yüzden. Hâlbuki ne alaka? Demek ki beğendiğim bir şeye benzemek için benzeme yönü olarak bunu seçmişim.
Peki, böyle bir şey yaşamamın önünde engel var mı?
Kâinat, varlığı gözümüzü kamaştırıp, görmemizi zorlaştıracak kadar çok mucizeyle dolu. Hatta “Zuhuratının şiddetinden gaibtir.” dedirtecek kadar. Yönümü dönüp bakmaksa bana kalmış. Ama tavşanın fara bakıp kalması kadar kolay değil, insanın çevresindeki ayetlere yoğunlaşması. Çünkü her gün iç içeyiz pek çoğuyla. Güneş, yağmur, dağlar, hava, kendi varlığımız…
Zor da değil çünkü apaçık her şey.
Açık, basit fakat sarsıcı. Ve belki de en önemlisi bir ilan âdeta. Hatta haykırış. Sessizce, usulca bir yaratanın olduğunu, O’nun için zor, imkânsız olmadığını, rahmetinin engin oluşunu, olmamasını dilemişse bir şeyin şartların fayda vermeyeceğini, olmasını dilediyse de şartları yaratıvereceğini, O’nun kudretine karşı koyulamayacağını, eşi olmadığını ilan ediyor, haykırıyor kâinat.
Buna tecelli diyorlar. Kelime anlamıysa tecellinin: “Örtüsü kalkıp, aşikâr ya da belli bir şekilde ortaya veya açığa çıkma”.

Rabbimizi tanıyalım, emirlerini öğrenelim diye Kur’an okuruz. Kâinatın da bize öğrettiği, tanıttığı Rabbimizdir. Ancak o da okunmak ister. Tıpkı mushafın kapağını açar gibi buna kalbimizi, gözümüzü açmalıyız. Tavşanın fara yakalanıp ışığa teslim olması gibi, direnmemeli kendimizi onun bizde uyandıracağı duygulara  teslim etmeliyiz.
Becerebilir miyiz? Tek seferde on sayfa Kur’an okuyunca tümünü sindirebiliyor muyuz? Bu bile zor ki her nefes alışımızda bir tecelliyle karşı karşıyayken  hepsini idrak edememek bizi yıldırmasın. Gücümüzün yettiğini yapsak bile bizi doyurur zaten.

İnsan böyle zihnî, kalbî faaliyetleri genelde sessiz yaptığı için kendini yalnız hissedebiliyor. Bir destek, bu yolu önceden gitmiş birilerinin varlığını bilmek iyi gelebilir.

Ben bilmez idim, gizli ayan hep Sen imişsin,
Tenlerde vü canlarda nihan hep Sen imişsin.
Senden bu cihân içre nişân ister idim ben;
Âhir onu bildim ki, cihan hep Sen imişsin.
                                               Şeyh Galip

AYŞE ACAR

1998 yılında Konya'da dünyaya geldi. Hocacihan Imam Hatip Lisesinde başladığı lise hayatını Mahmut Samii Ramazanoglu Imam Hatip Lisesinde tamamladıktan sonra üç  yıl Arapça kursuna devam etti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.