Bugün rüyamda bir kurt görmedim. Bugün rüyamda bir kurt görmediğimi abime söyleyip de kendimi küçük düşürmedim. Çünkü abim der ki, “Rüyasında kurt gören bir çocuk ezik bir çocuktur. Bir kere bile olsa rüyasında kurt gören bir çocuğun dediklerine inanılmaz, ona kimse güvenmez ve onun hiç arkadaşı olmaz.” Ben, çok sevdiğim arkadaşlarımın söylediğim şeylere inanmasına bayılırım. Ki zaten yalan söylemem hiç. Ama sanırım şimdi söylemem gerekiyor. Çünkü kaybetmek istemiyorum. “Hayatı tek pencereden görmüş birine evden çıkmanın en makul yolunun kapıyı aralamak olduğunu söylemek aptallıktır.” der Pushel. Belki bu yüzden yalan söylemeyi istemem, ona sığınmam, tek çare olarak onu görmem normaldir. Normalleştirilebilir. Çünkü böyle olmalı. Önce zihnimin derinlerinde bir anlam bulmalı ve onu incitmeden, kırmadan, dökmeden kalbimde yumuşatmalıyım. Bu hep böyle olmak zorundadır. Ayrıca bilinmelidir ki, benim penceremin izin vermediği şeyler vardır. Gitmek için kalkıp kapıyı açamam mesela. Hep o pencerenin dibinde beklemeliyim. Ziril ziril de çalsa kapı, o kapıya bakmamalıyım. Gözümü bir anlığına bile çevirmemeliyim. Ama gördüm ki o kapıyı… Duydum ki sesini… Çarpıyordu… Rüzgârın pencereye vuruşu gibi… Desem de, olmaz. Ki dememeliyim. Dersem, kahrolurum, arkadaşım kalmaz hiç! Yalnız olurum, yalnız kalırım! Çok korkunç, söylemesi bile. Bunu yapamam o yüzden.

Ama duymalısınız da bazı şeyleri. Çünkü aynı Pushel, şöyle de der: “Abimin Pushel okumama izin verdiğini hatırlamıyorum ama nereden bilebilir ki pencerenin dik de açılabildiğini? Tamam çok kapalı oldu bu ama nereden bilebilir ki Pushel’in bana kapıyı tasvir edip duracağını?” Kişi, inandırmak istediği yalanını uydurduğu doğrunun içinde doğrudan daha doğru şekilde saklayabilirse onu ancak aynı yalanı söylemek zorunda kalan biri anlayabilir. Pushel’in anlaşılması zor biri olduğunu tahmin edebiliyorum. Çok zeki göründüğünü de. Bu yüzden aslında burada bile bitirebilirim, duydunuz zaten duyacağınızı diyerek. Ama daha çarpıcı bir sonu bekleyen gözlerinizi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. O yüzden belki de labirentimi tekrar açıyorum. -Lütfen pencereden ayıramadığım şu kafamın kapıya dair neleri bildiğini anlayın olur mu?- Hayır açmıyorum, vazgeçtim. -Bilmeyin.-

Ben bugün rüyamda bir kurt görmedim. Ama bugün rüyamda bir kurt görmediğimi abime söyleyip de kendimi küçük düşürmek varken rüyamda kurt görmediğimi abime söyledim. İş bu ya, inanmadı bana, kafaya taktım, gittim anneme söyledim rüyamda bir kurt görmediğimi. Sanki görmüş gibisin dedi, güvenmedi mi (acaba)? -Güvenmedi.- Kafaya taktım, sınıf arkadaşıma dedim, “Nasıldı dişleri?” dedi ama sanki ben soruyor gibiydim soruyu. Sınıf arkadaşım sınıf arkadaşım değil gibiydi. Sınıf, sınıf gibi değildi, ev gibiydi. Sendeledim biraz, durdum. Sonradan fark ettim, başından beri konuşup durduğum da ayna gibi bir şeymiş. Şimdi dik dik bana bakıyordu, ona bakıyordum. Tekrar ettik. Sanki, az önce ne yaşadığımızı anlatacak gibiydi bu tekrar, ona güvendik ve tekrar ettik: Ben bugün rüyamda pencereden dışarı bakarken bir kurt gördüm ve abimi öldürüyordu.

SEFA FIRAT

Beni böyle tanıyacak olmanızdan endişeliyim. Ben böyle biri değilim. Bu bir öz geçmiş değil, bu bir hayat hikayesi değil. Bu böyle birkaç cümle ve sadece bu. Başka bir şey değil.

Hayata ve var oluşa dair ciddi sorularım var. Bu sorulara doğru cevap bulma kaygısındayım. Bunu bir kaygı olarak karşılamakla kendimi ve ruhumu olması gereken yere bırakmak isteğindeyim. Dileğim, hayatı olağan fiziğiyle bilmek değil ki zaten bu fizik kendisini bildirir. Mâlumu olduğum, karşısına çıplak ruhumu sunduğum şey hayatın anlamı. Ya da anlamın hayatı.

Önerilen makaleler

1 Yorum

  1. Çok beğendim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.