Bilgiler ışığında bakıldığında, rüzgârın yatırdığı ama zarar veremediği yeşil ekin olmak da dimdik dururken rüzgârın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı olmak da mümkün. Bu noktada bize düşen tıpkı bir orkide yetiştirir gibi kendimize özenle bakmak ve gelişimimiz için optimum çevreyi oluşturabilmek diyebiliriz.

Etrafımızda aynı olay karşısında çok farklı tepkiler veren kişiler görürüz. Örneğin, bir kaza sırasında bir kişi çok sakin ve soğukkanlı kalırken başka bir kişi dehşete kapılıp bayılabilir. Bunu kısaca bireysel farklılıklar olarak adlandırabiliriz. Psikolojide olaylar karşısında verilen bu tepki farklılığını tanımlamada kullanabileceğimiz bir kavram var: Psikolojik dayanıklılık.

Dayanıklılık kelimesi, İngilizcede resillience kavramına karşılık gelmektedir. Resillience ise Latince kökenli olan resilire kelimesinden türemiştir. Resilire; geri tepme, geri çekilme, esnek olabilme ve baskı sonrası kolayca eski hâline dönebilme gibi anlamlara gelmektedir. Bu noktada, dayanıklılık için kişinin karşılaştığı güçlüklerle etkili bir biçimde başa çıkması, başa çıkamadığında ise güçlükler sonrasında yaşama yeniden uyum sağlayabilme yetisidir diyebiliriz. Dolayısıyla psikolojik dayanıklılık, hayatta güçlüklerin ve sınamaların mevzusu olan insanın iyi oluş hâlini de önemli ölçüde etkilemektedir.

Peki, psikolojik dayanıklılık nelere bağlıdır ve geliştirilebilir mi? Çocuklarda psikolojik dayanıklılık üzerine araştırmalar yapan Thomas Boyce’a göre, dayanıklılığı belirleyen bir faktör mizaçtır. Boyce, psikolojik dayanıklılık durumlarına göre çocukları karahindiba ve orkide çiçeklerine benzetir. Her mevsimde ve kaldırım taşlarının çatlakları gibi her yerde büyüyebilen karahindibalara benzetilen çocuklar da aynı bu çiçek türü gibi hayatın zorlu koşullarıyla başa çıkabilme ve gelişme kapasitesine sahip dirençli çocuklardır. Orkide ise özenli bir bakım isteyen, belirli ortamlarda gelişebilen ve ihmal edilince solan hassas yapıya sahip bir çiçektir. Orkideye benzetilen çocuklar da bu şekilde gelişmeleri için özel bir ortama, ilgiye ihtiyaç duyarlar ve ihmal edilmeleri hâlinde kolayca hayata küsebilirler. Fakat özenli bir ilgi ve çevre sonucunda orkide çocuklar, içlerinde barınan büyük potansiyeli ortaya çıkararak harika bir çiçek olurlar.

Boyce ve öğrencilerinin yaptığı bir çalışmaya göre ise çocukların dayanıklılık yönünden farklılaşmasında etkili olan bir faktör de doğum sonrasında ölçülen; bebeğin kalp hızı, kas tonusu, refreks cevabı ve deri rengine göre puanlanan APGAR skorlarıdır. Bu skor yüksek oldukça gelişimsel kırılganlığın azaldığı ve adaptif başa çıkmanın arttığı gözlemlenmiştir. Tüm bunların yanında çocuğun yetiştirilme tarzı ve kendisine sunulan çevre koşulları da kişinin gelecekte sahip olacağı psikolojik dayanıklılığa etki etmektedir.

Mizaç, kalıtım, kişinin yetiştirilme tarzı ve ortamı gibi şu anda değiştirilmesi mümkün olmayan faktörler dışında psikolojik dayanıklılığı etkileyen ve geliştirebileceğimiz yönler de elbette vardır. Bunları kısaca üç kategoride sayabiliriz: Sosyal destek edinmek, pozitif düşünmek ve kendimize bakmak. Bu kategorileri açımlarsak; insanın sosyal bir varlık olduğu düşünülünce özellikle zorluklarla baş etmede başvuracağımız yer ilişkilerimiz olmaktadır. Bu noktada, ilişkileri öncelemek ve kuvvetlendirmek, bir gruba dahil olmak ve aidiyet hissetmek psikolojik dayanıklılığımız için çok önemlidir. Bunun yanında; gecenin ardından gündüzün geleceğini bilmek gibi problemlere bakış açımızı değiştirmek, zor zamanlarda olumlu anıları akla getirmek, kontrol edebildiklerimizin en iyi kozumuz olduğunu bilmek ve iyimser olmaya çalışmak da bizi daha güçlü ve dirençli kılmaktadır. Uyku hijyenine, düzenli bir yaşama, iyi beslenmeye ve spor yaşamına sahip olmak yani kısaca öz-bakım becerileri kazanmak da psikolojik dayanıklılığı önemli ölçüde etkilemektedir.

Bilgiler ışığında bakıldığında, rüzgârın yatırdığı ama zarar veremediği yeşil ekin olmak da dimdik dururken rüzgârın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı olmak da mümkün. Bu noktada bize düşen tıpkı bir orkide yetiştirir gibi kendimize özenle bakmak ve gelişimimiz için optimum çevreyi oluşturabilmek diyebiliriz.

Unutmayalım orkideler kolay yetişmiyor 🙂

Son olarak, Psychology Today sitesi ekibi tarafından okul yaşındaki çocuklara zor anlarda başkalarını neşelendirmek için ne yaptıkları ya da kendileri için stratejilerinin ne olduğu sorulmuş. İşte her biri ilham veren o cevaplar:

Zuri (7): “Kendimi neşelendirmek için hayatımdaki tüm güzel zamanları düşünüyorum.”

Eddie (12): “Neşelenmek için kendime işlerin daha iyi olacağını söylüyorum, sorun sonuna kadar devam etmeyecek.”

Sahana (7): “Kendimi neşelendirmek için oyuncaklarımla oynuyor, arkadaşlarımı çağırıyor ve onlara şakalar anlatıyorum.”

Clavin (9): “Kötü hissettiğimde olayları farklı şekilde düşünüyorum, gergin ve stresli olmamaya çalışıyorum.”

Sierra (9): “Kötü hissettiğimde favori şeylerimi düşünüyorum. Arkadaşım bana ‘Favori Şeylerim (My Favorite Things)’ şarkısını öğretti ve ben bu şarkıyı kendime söylüyorum.”

Karson (6): “İnsanları neşelendirmek için, ‘Merak etmeyin her şey düzelecek.’ diyorum.”

FİKRİYE BİLGE BİRCAN

Kendini bulma yolunda psikolojiye merak salmış ve hâlen de bu yolun yolcusu. Gönüllü faaliyetlerde yer almaktan, farklı kültürleri tanımaktan, dil öğrenmekten ve farklı coğrafyalara ayak basmaktan mutluluk duyar. Hayatı, akışında yaşar fakat bunun ceremesini de az çekmemiştir. :)

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.