Bir belirsizlik durumu içerisinde yaşıyoruz. Her ne kadar pandemiyle birlikte belirsizlik hayatımıza daha hâkim olsa da aslında o, günlük hayatımızın bir parçası. Çünkü hayatımızda binlerce, milyonlarca kez küçük veya büyük bir karar veriyoruz. Verdiğimiz bu kararların sonucu bazen hayatımızın dönüm noktasını oluşturuyor ya da sadece bu ihtimali taşıyor fakat her türlü, hayatımızı şekillendiriyor. Dolayısıyla kararlarımızın sonucunu kestiremediğimizden ve kararlarımızın alternatiflerinin daha iyi ya da kötü olduğunu bilemediğimizden bir belirsizlik durumu içerisine düşüyoruz.

Hayatta aldığımız kararlar, satranç tahtasında alınan kararlar gibi net değildir. Satrançta iyi bir oyuncu, rakibinin hamlelerini ve taşların özelliklerini iyi bilerek oyunu kazanabilir. Oysa hayat, bilinmez bir olasılıklar silsilesidir. Öyle ki, asla yapmam dediğimiz şeyleri yaparken bulabiliriz kendimizi. Belki de bu yüzden sıkça “Büyük konuşma!” ikazları alırız. Tüm bu bilinmezlik içinde hayattaki tecrübeler, karar vereceğimiz konuda bilgili olmak, büyük bir önem taşır ve karar alınırken daha tecrübeli, bilgi sahibi kişiye danışmak, bizi güzel bir karara götürebilir. Fakat aynı zamanda, hikmetle seyreltilmeyen saf bilgi, bizi yanlış kararların kurbanı kılabilir. Çünkü o, güven duygusunu uyandırıp dikkatsizliğe sürükleyebilir, hafızamızın yanılmasına ve kişilerin sadece bireysel faydaları gözetip hırslanmasına sebep olabilir. Her zaman çok bilen çok yanılmasa da, saf bilgi, yanılgıyı doğurabilir.

Peki, onaylamadığımız davranışlara nasıl karar verir ve onları yapar hâle geliriz?  Bunun nedenlerinden birisi, bilişsel çelişkilerimizdir yani insanların temel inançlarıyla çelişen bir durumla karşılaşmalarıyla zihinsel ve psikolojik olarak rahatsızlık duymaları ve bu çelişkiyi azaltma ve uyum sağlama yoluna gitmeleridir. Bunun sonuçlarından birisi ise; davranışlarımızın tutumlarımızı yani “bir şeye veya kişiye karşı genellikle inançlarımızdan geliştirdiğimiz, kişinin duygu, düşünce ve davranışlarında sergilenen olumlu/olumsuz tepkileri” etkilemesidir. Örneğin; yalan söylemeye karşı olumsuz tutumu olan bir kimse, patronuna neden geç kaldığını açıklarken söylediği yalanı, olumsuz olarak değerlendirmez ve davranışıyla tutumu arasındaki bu bilişsel çelişkiden, söylediği yalana “Bu bir pembe yalan ve yalan sayılmaz.” diyerek kurtulabilir. Leon Festinger’in, “Bilişsel Çelişki” adını verdiği bu kurama göre, karar sonrası yaşadığımız/yaşayabileceğimiz pişmanlıkları, verdiğimiz kararı yücelterek ve alternatiflerine olumsuzluklar yükleyerek azaltırız. Her ne kadar bilişsel çelişkileri ve onların sonucu olarak geliştirdiğimiz düşünce ve duyguları fark etmemiz zor olsa da, bu mekanizma, zihinsel ve psikolojik rahatlığımızı ve stresin azalmasını sağlar. Fakat unutulmamalıdır ki günlük hayatımızda aldığımız kararları değiştirmek isteyen her türlü kişi veya kurum, bunu bize karşı kullanabilir.

Karar aşamasında ve sonrasında belirsizliğe düşeriz demiştik, araştırmalara göre çok fazla seçeneğin ve özgürlüğün bedeli, genellikle sonuçlardan tatminsizlik oluyor. Schwartz buna “özgürlüğün zorbalığı” diyor. Oysa karar verirken daha çok seçeneğimizin olmasını isteriz fakat bu, terk edilecek alternatiflerin sayısını ve karar sonrası “acaba”ları yani belirsizliği artıracak ve kararımızı sorgulamamıza sebep olacaktır. Bunun yanında, yapılan araştırmalarda insanların geri alınamaz seçimlerden daha fazla memnun kaldıkları görülmüştür. Oysa insanlar, iade edebilecekleri eşyalar için ekstra para öderler. Aslında bu durum, yıllar önce geri alınması daha zor evliliklerin daha fazla memnuniyetle sonuçlandığını saptayan araştırmaları bir yönden açıklamaktadır.

Sonuç olarak; karar vermek, altında birçok mekanizmayı barındırmakla birlikte belirsizliği günlük hayatımızın bir parçası kılar. Fakat tüm bunlara rağmen insan; akledebilen, öğrenebilen, danışabilen ve gelişebilen bir varlıktır. Bunların da yanında, inanan birisi için fiilî ve kavlî duayla hikmet sahibini vekil edinmenin değeri de bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Kaynak: Myers, David G. Sosyal Psikoloji. Nobel Akademik Yayıncılık, 2019.

FİKRİYE BİLGE BİRCAN

Kendini bulma yolunda psikolojiye merak salmış ve hâlen de bu yolun yolcusu. Gönüllü faaliyetlerde yer almaktan, farklı kültürleri tanımaktan, dil öğrenmekten ve farklı coğrafyalara ayak basmaktan mutluluk duyar. Hayatı, akışında yaşar fakat bunun ceremesini de az çekmemiştir. :)

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir