Her sabah, matbaaya gitmeden önce kendimi seyrediyorum boy aynasından. Ne kılık kıyafetime çekidüzen vermek ne de yüzüme birkaç rötuş çekmek için bu kendimle karşı karşıya gelişlerim. Bakıyorum öylece. Çocukluk arkadaşlarım,  babamın beni okula bırakışı, bir başıma ağlayışlarım aklıma geliyor. Ve sen hatırıma düşüyorsun. Sahil boyunca el ele çıktığımız gezintiler, güneşin her bir dokunuşunda rengini belli eden koyu kahve gözlerin, beni merhametle seyredişin, beyaz mendilin, ince hastalığın hatırıma düşüyor. 

Ağır ağır iniyorum merdivenleri. Kırkıncı basamağa çöküyor, sigaramı yakıyorum. Yerine şimdilerde beton dökülen sahilimizi izliyorum. Hafta sonunun ilk gününde, hep burada, bu merdivenin kırkıncı basamağında seni beklerdim ya! İşte yine burada bekliyorum, sanki geliverecekmişsin gibi. Elinde bir kap kurabiye ve peynirli börekle, çiçek basmalı eteğinin altındaki narin pabuçlarının seni getirmesini umuyorum. Hiç beğenemediğin o ince, zarif ellerinin ben oracıkta otururken aniden saçlarımı okşamasını, parmak uçlarının saç köklerimden içeri sızıp yüreğime ulaşmasını bekliyorum. Çünkü seninle usulca ama heyecanla basamakları atlayıp sahilde koşuşturmamızı; ben okulumdan, arkadaşlarımdan, kendimden, yüzümün abesliğinden mızmızlanıp ağlarken bana sarılıp gözyaşı dökmeni ve hatta “Akılsız oğlum benim. Madem öyle yüzün de çirkin oluversin ne olmuş. Yüreğin güzel ya senin. Bu sana yetsin.” deyişini özlüyorum.

Sevgili annem, sigaram bitiyor. Betondan sahilimize yeniden bakıyorum ve izmariti fırlatıyorum yüzüne onun. Değişip gitti öylece. Ayakkabısız koşulmaz oldu ayakkabıyla koşulamayan yer. Sigara içtiğimi görsen ne kadar da üzülürdün değil mi, nasıl da kızardın bana? Ben de değiştim işte. O kadar umursamıyorum artık mesela. Fazla ağlamıyorum, çok şikâyet etmiyorum, yaşlanıyorum. Saçlarım alnımın iki yanından döküldü. Başımın tepesindeki bir tutam kadarı ise en hafif melteme dayanamaz oldu. Zayıfladım. Elmacık kemiklerim yanaklarımda daha belirgin duruyor şimdi. Gözlerim yuvalarında ufacık iki kara leke oldu. Alnım kırıştı, tenim pörsüdü, kanım duruldu. Sakalsız yüzümde sadece yanlardan traşlı bıyıklarım kaldı. Yüzüm… Yüzüm ise perde perde solmakta.

ALAADDİN GÖÇER

Merhabalar. Ben Alaaddin Göçer. Dört çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak 1996 yılında dünyaya geldim. Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesinden 2015 senesinde mezun olmamın ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde eğitimime başladım. Buradaki eğitimimi tamamladıktan sonra bu dönem itibarıyla Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi alanında yüksek lisans yapmaktayım.

İlk göz ağrımız olan Paydos dergisinde ben de sizlerle birlikteydim. Şimdi ise arkadaşlarım ile hoş bir heyecan içerisinde “bimesele” platformunu oluşturduk. İnşallah bundan böyle bu mecrada sizlerle olacağız.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir