Bir şemsiyeyi arkamdan sürüklüyorum, baş aşağı. Yol yol gidiyoruz. Sokak ıssız. Evlerin çatılarına vuran damlalar içimden geçiyor, paltoma çarpmıyorlar. Şemsiye benim paltom oluyor, ıslanıyor, yağmura dur diyor. Endişeleniyor. Elinden tutmam ona güven vermiyor. Bana çarpmak istiyor yürürken. Ben görünmüyorum ki ama! Dur, ani oldu. Baştan alıyorum. Ben bir şey içtim ve artık beni görmüyorlar. Böyle de olmadı. Ben gecenin biri, bu gece de olabilir bilmiyorum, buzdolabının yumurta rafında bir tablet içinde, tarihi geçmiş bir ilacın prospektüsünü okurken yan etkilerinden birini görüp, dozlarını inceleyip bir şey yaptım. Sonra şemsiyeyi alıp çıktım evden. Dur, böyle de olmadı. Ben var ya ben, bana dokunsan anlamayacak bir hissizim! Oldu galiba. Ama biliyorum, kime sorsam inanmaz bana. Bu saatte biri bizi böyle görse sihir zanneder. Rüya bu der. Bize bakarken beni göremez çünkü. Korkar bundan, gider eve dua okur. Yatağa girip çıkar, geceyi salonda geçirir. Uyuyamaz. Kahve yapar ama acı olur içemez. Kafası uyuşur, evin tüm ışıklarını yakar. Bizi hayal eder evin içinde ama sadece şemsiyeyi görür. Odalarda dolaştığını, pembe noktalarıyla mutfağın camına yansıdığını. Buzdolabının kapağını açar, yumurtalığın orada bir ilaç görür. Tarihine bakar, geçmiştir ama içmelidir de. Çenesi titrer. Koyar bir bardağa suyu, içer. Soğuk sudan içi üşür. Paltoyu çıkartmaz üstünden. Ama duramaz da öyle çok, ilaç uyutur adamı. Korku… Korku zaten adama edeceğini etmiştir… Kanepede uyuduğunu görünce gider onun evinden şemsiyemi alırım. Ev tanıdık gelir, portmantoyu hemen bulurum. Yetmez, odaların lambalarının solda ya sağda ya da muhtelif yerlerde olduğunu da bilir, her odaya elim önde girerim. Birer birer odaların ışığını kapatırım. Salona gelmeden holde bir ayna görürüm. Bakarım. Göremem bir şey. Ürküp geçerim, anlarım geçtiğimi, rüzgârı hissederim. Salona gelirim. Gözüm adamı arar. Giderim yanına, bakarım uzun uzun. Kendimi görürüm. Aynada göremediğim kendimi görürüm. Aynada göremediğim kendime, arada ayna varmış gibi sallarım bir tane…

Ağır bir tokatla uyanırım sonra. Odanın ışığı açıktır, buzdolabı gürüldüyordur. Dışarda yağmur vardır, pencerem açıktır. Hole giderim. Karşıda durur şemsiye. Sola bakamam. Aynaya bakamam. Kendimi görürüm.

SEFA FIRAT

Beni böyle tanıyacak olmanızdan endişeliyim. Ben böyle biri değilim. Bu bir öz geçmiş değil, bu bir hayat hikayesi değil. Bu böyle birkaç cümle ve sadece bu. Başka bir şey değil.

Hayata ve var oluşa dair ciddi sorularım var. Bu sorulara doğru cevap bulma kaygısındayım. Bunu bir kaygı olarak karşılamakla kendimi ve ruhumu olması gereken yere bırakmak isteğindeyim. Dileğim, hayatı olağan fiziğiyle bilmek değil ki zaten bu fizik kendisini bildirir. Mâlumu olduğum, karşısına çıplak ruhumu sunduğum şey hayatın anlamı. Ya da anlamın hayatı.

Önerilen makaleler

2 Yorum

  1. Kalemine sağlık üstad , yine keyifle okuduğum bir öyküydü. Öykünelesi bir muazzamlıkta…

    1. Teşekkür ederim 🙏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir