“Işığı bulana kadar kimse kör olduğunun farkında değildir.”

Bir ilkbahar gecesi, salıncakta sallanırken duymuştu bu cümleyi ilk kez. İleri geri sallandıkça çiçek kokuları doluyordu aklına, kalbine. Öyle güzel bir geceydi ki… Dolunay vardı, şehrin gürültüsüne kulakları ezelden sağırdı. Gözleri, önünde boylu boyuna uzanan nehirden başka her şeye kördü. Ve en önemlisi, bir fincan kahvesi avuçları arasındaydı gecenin serinliğine inat. İnsanoğlunun güzel olan her şeyle mücadelesini hatırlatır gibi bir kara kedi dolandı bacaklarına. Karanlıkta seçemediği bir ses fısıldamıştı her şey bu kadar güzelken, güzelliğini bozmaya yeminler ederek.

“Ne demek bu?”

Bir ağaç dalına basmıştı karşısındaki, çıtırtıları kulağına geldi. Birkaç da yaprak hışırtısı.

“İstemezsen görmezsin, ellerini kulaklarından çekmezsen duymazsın, yürümezsen ihtiyacı olanlara koşamazsın. İsteyene kadar da bunlardan habersiz olduğunu dahi hissetmezsin. Görmediğini, duymadığını, koşmadığını bilmezsin.”

“Kimsin sen?”

“Kalbinde susturduğun sesleri sana duyurmaya geldim, kaçamazsın Vera. Korktuğun her bir gerçekle tanışmadan kaçamazsın.”

İsmini, dahası bir şeylerden korktuğunu nereden biliyordu? Tedirginlikle bastı ayaklarını yere. Durması hemen mümkün olmadı, birkaç kez daha ileri geri gitti geldi. Kulaklarına dolan yaprak hışırtılarından gittiğini anladı. Arkasından gitmeye cesareti vardı ama kim olduğunu bilmeye cesareti yoktu. Koşmaya cesareti vardı her zaman ama ulaşacağı yerden korkuyordu. Bir uçurumdan atlamak onu korkutmuyordu ama gözlerini yeniden açabilecek olmaya cesareti yoktu.

Yol boyunca uzanan lavantalarda ellerini gezdirerek döndü eve. Bitkinin sert dallarının ellerinde oluşturduğu kırmızılıklar az da olsa yakıyordu canını. Buz gibi suyu yüzüne çarparken fark etmişti sızısını. Hisleri kendisine bile küsmüş gibiydi, kendisini o kadar uzun zamandır susturuyordu ki artık içinden ölüm sessizliği yükseliyordu. İnsan kendisine neden küserdi ki? Duymak istemeyeceği gerçekleri en cesur haykıran olduğu için mi?

Penceresinin önündeki geniş betona oturdu, kafasını yasladığında duvardaki kireç kokusu dolmuştu burnuna. Birkaç gece geçmiş olmalıydı ağlaya ağlaya köydeki bu eve geleli. Üzerinden yıllar geçmiş gibi uzaktı tüm hislere. Ne ağlamak, ne gülmek, ne yaşamak istiyordu.

Penceresine gelip bir kuş konmadı, özgürlüğü hatırlatmaya. Bir yıldız kaymadı çarşaf gibi gökyüzünden, umutları canlandırmaya. Sorularının cevabı kendisindeydi, biliyordu. Bir cesaretle aynanın karşısına geçti; o zamana kadar ağladığının farkında değildi, kırmızı gözleri öfke doluydu. Birkaç kez konuşmaya çalıştı ama kelimeler bir türlü dökülmüyordu dudaklarından. Her kaygı duyduğunda yaptığı gibi, farkında olmaksızın dudaklarındaki derileri koparmıştı, çatlaklardan kan sızıyordu.

“Hasta olmak benim suçum değil.”

Bir fısıltıyla duydu önce, duymaktan deli gibi korktuğu şeyi. Canı yanmamıştı tahmin ettiğinin aksine, kalbinde bir yerlerin kabuk bağlamaya başladığını duydu sanki. Daha güçlü bağırdı kendisine doğru.

“Hasta olmak benim suçum değil.”

Gözlerindeki öfkenin merhamete dönüşmesini izledi. Kendi kendisine merhamet duyuyordu, kendisine ağlıyordu. Kireçli duvarın sırtında bıraktığı acı hissine rağmen duvara yaslanarak çöktü yere. Kollarını dizlerine sararak gizledi yüzünü. Hem kendisine merhamet duyuyor hem de bu merhameti hissetmenin omzuna yüklediği hislerden saklanıyordu. Kendisine merhamet duyabilince başka bir umut işaretine gerek kalmadan umut dolduğunu hissetti. Ne bir kediye ne de bir yıldıza ihtiyacı vardı.

HÜDA NUR YILDIRIM

Ben Hüdanur. Ama yakın çevremdekiler Hüda demeyi tercih eder. 2001 yılının harika bir bahar ayında Konyalı bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Ne şanslıyım ki babam mükemmel bir öğretmen annem de dünyanın en iyi kalpli annesi. Babamın görevi gereği pek çok şehir ve kasabada geçti hayatım. Köylerin o serin havasını, şehir hayatının insanı sıkan yanlarını yazılarımda sıkça görebilirsiniz bu yüzden.
Osman Nuri Hekimoğlu Anadolu Lisesi mezunuyum. Eğitim hayatıma Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak devam ediyorum. "Muhayyile" isimli ilk öykü kitabımı yayınladım. Yazmak ve anlamaya çalışmak, benim hayatım bundan ibaret.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.