Penceredeki çifte kumrulardan biri bugün de gelmemiş. Uzundur görünmüyor. Tek gezer miydi bunlar? Biri ölünce bile diğeri dayanamayıp kendini duvardan duvara vurmuyor muydu? Belki küsmüştür öteki, “Senin olduğun yerler bana dar geliyor artık.” demiştir. Dara(ı)lmıştır. Hep dramatik yazma. Belki de sadece manzara tercihleridir. Bizim mutfak penceresi de boğaz manzaralı değil hani. “Gel İstanbul’da yaşayalım, ben deniz kumrusuyum, o nem kokusunu içime çekmem lazım her gün.” demiştir. Bizim hâlden anlamaz da “Trafik var orada. Martılar her yeri tutmuş hem, aç kalırız bilmediğimiz yerlerde.” diye cevap vermiştir. Giden, kız olandır ihtimal. Dişi demen gerekmez miydi? Duygulardan, gitmelerden bahsediyoruz. Kız demek yakışır. “Dişi” ne ruhsuz kelime! Erkek? Onun bir alternatifi yok, belki ayırdını yapacak duygu farkı yoktur aralarında. Ehehe. Yazar burada güler, taraflı bir kız olduğunu ele verir.

Yatakta tekrar aklına geliyor. Kuşların kızı olur mu? Kuşların bir sevdiği, sevdiğinden bıktığı olur mu? Kuşlar da darılır mı? Çekip gitmek ister mi? “Ben seni çoktan bırakmıştım da sen çocuklara dua et.” diye söylenirler mi? Annene benzeyen kuşlar, kız kuşlar?

Kız kuşları gerçek. Hatırladın mı? Yine apar topar valizler doldurulup Malatya trenine binilmişti. Bütün yataklı vagonlar dolu, yetmiş küsur kişiyle birlikte gidilecek. On üç saat. Kaç farklı horlama, kaç ayrı koku, ses, surat ifadesi? O kadar kötü değil, sevdin hatta itiraf et. Annen de ağlamadı, kalabalıktı. Mis. Arkadaki amca arkadaşıyla konuşuyordu:

—Benimki farklı, çok ağrıyor. Çok.

Duyabilmek için pencereyi bahane ettin, arkasına geçtin. Dramatik hikâyelere karşı koyamıyorsun. Şansına tren durdu yoksa kimsenin ne dediği anlaşılmazdı. Amcanın omuzları konuşuyor da mimiklerini yakalamaya çalışıyormuşsun gibi gözünü ayırmadan bakıyordun. Omuzlar da konuşur, bazen de ölüm gibi susar. Önündeki pencereden bir kuş daldı kompartımana. İnsanların çığlığına kadar fark etmedin. Herkes birbirine karıştı. Amca telefonu kapattı. Yan taraftan bir çocuk ağlamaya başladı, “Anne mavi kuş buu, benim olsun eve götürelim.” Kuş bunu anlamış gibi inmedi yere, çırpındıkça çırpındı. Beriden külhanbeyi kılıklı bir adam bağırdı:

—Kız kuşu bu! Kaç kilometre öteden görsem tanırım ben kuşları. Bak nasıl da utanıp sıkılıyor kalabalıktan. Valla kız kuşu bu! Yengeler dayılar hele bi oturun kıçınızın üstüne! Korkutmayın hayvanı!

Herkes sustu, gördüğü her şeyi sahiplenebileceğini zanneden çocuk da. Sen de yerine sindin. Tam adam alıp çıkaracak pencereden, demirin gürültüsü başladı.

—Hay senin gibi trenin ben…

Hayvan ne ele geldi bir dahaki durağa kadar, ne kendisi çıkabildi. Kaç kilometre gittiniz öyle? İndiği yerden geriye dönebildi mi? Dönemediyse ardından ağlayan oldu mu? Yoksa ağlayacak kimsesi olmadığı için mi kız kuşu o trene daldı?

ESMA ŞAFAK

1996 yılının anneciğime göre en soğuk gününde, dört kız evlada sahip olacak bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Ağaç dallarında piknik yapan ve öğlenleri arkadaşlarıyla azık karışan neslin sonunu süpürenlerdenim.
Gündüzleri öğretmen, akşamları öğrenci, uyuyamadığım gecelerde de kelime avcısı olarak hayatıma devam etmekteyim.
Çocuk edebiyatını, insan psikolojisini, farklı manzaraları, iyi öyküleri, ağaçlara tırmanmayı ve en çok da piyanoyu seviyorum. Güzel olan her şeye heves etmek gibi bir karakterden mustaribim. Şifa beklerim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir