Hikâye bu ya, insan bir sabah evinden çıkar fakat döndüğünde artık aynı insan değildir. O gün dinlediği bir müzik mi değiştirmiştir onu, okuduğu bir kitap mı, gördüğü bir resim mi, karşılaştığı bir insan mı, söylediği bir söz mü, yoksa yaşadığı başka bir olay mı bilinmez, insan bir sabah evinden çıkar fakat döndüğünde değişmiştir, çok değişmiştir. Evet, akşam evine döner ve evet, sabah çıktığı gibi değildir ama hikâye bu ya, insan bunun farkında da değildir. Eve girdiği andan itibaren artık dokunduğu her şeyin yabancısı olduğunu fark edemez; her gün açıp kapattığı kapıyı açarak girer içeri, ceketini hep astığı askıya asar, her zamanki eşyalarını kullanır, hep oturduğu tekli koltuğa oturur, her zaman çalıştığı masada çalışır, her zaman içtiği kahveden içer ama hikâye bu ya, kahve aynı kahve, masa aynı masa, koltuk aynı koltuk, ev aynı ev olmasına rağmen insan aynı insan değildir.

Evet, insan değişmiştir ve evet, bunun farkında değildir, hatta bunu aklının ucundan dahi geçirmez. Fakat eğer bundan biraz olsun şüphe duymuş olsaydı, mesela aynaya baktığında bir an düşünseydi, gün içinde aklının bir köşesinde böyle bir ihtimalin geçekleşebileceğine dair küçük de olsa bir tereddüt onu durmadan rahatsız etseydi ve hikâye bu ya, insan bu kez de inkar etmeseydi, gerçekten böyle bir şeyin olabileceğini düşünüp bu düşüncenin peşinden gitseydi, bundan ilk defa şüphe duyduğu andan itibaren geriye dönüp son günlerini gözden geçirseydi, onu değiştirmiş olabilecek bir dizi nesne ya da olayla karşılaşacaktı.

Hikâye bu ya, insan bir gün aynaya baktığında ona bakanın kendisi olmadığından şüphe eder ve bu şüphenin peşinden gidip son günlerini gözden geçirdiğinde onu değiştirmiş olabileceğini düşündüğü şeylerin bir listesini oluşturur. Bir. Maude Abrantes’in Portresi, bir Modigliani tablosu. İki. İskelenin oradaki kafede otururken yan masadaki küçük kızın ona dil çıkarıp gülümsemesi. Üç. Hiçbir suçu olmamasına rağmen tutuklanıp gittiği her yerde yargılanan ve en sonunda idama mahkum edilen bir adam. Dört. Bin sekiz yüzlerin sonunda New Mexico’da geçen bir western dizisi. Atları ehlîleştirmesine karşılık okuma yazma öğrenmek isteyen bir adamın hikâyesi. Beş. Altı. Yedi…

Ama olmadı. Evet, insan değişti ve evet, bunu fark etmedi. Fakat ne bundan bir an olsun şüphe duydu, ne böyle bir düşüncenin peşinden gitti, ne de böyle bir liste oluşturdu. İnsan bir sabah evinden çıktı ama döndüğünde aynı insan değildi sadece.

ENES SÜSLÜ

24 yaşında. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi. Kısa öykü, eleştiri, batı düşüncesi ve sinemayla az çok ilgilenir. Birbirinin aynı öyküler yazar. Sait Faik’e, Ferit Edgü’ye, Mehmet Günsür’e ve daha birçoğuna kendini borçlu hisseder.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir