Dünya varolduğundan bugüne ortaya çıkan her bir medeniyet tarihsel süreç içerisinde bir role sahiptir. İnsanlığa yaptığı öncülükte, duraklayıncaya kadar bu rolü üstlenmeye devam eder. Bir medeniyetin tarihsel süreçteki rolü sonlanırken bir başka medeniyetin bu süreç içerisinde rolü başlar. İşte bu geçiş ve devamlılık tarihsel süreç içerisinde bir döngü oluşturur. Bu döngüyü “medeniyet döngüsü” olarak adlandırmak mümkündür. Her medeniyet bu süreç içerisinde belli aşamalardan geçer. Bu süreci üç aşamada incelemek uygun olacaktır: Manevi, rasyonel ve içgüdüsel aşama. Medeniyet,  bu üç aşama içerisinden sonuncu aşamaya geldiğinde, geçiş sürecinin devamlılığı esası gereği, değerlerini ve tohumlarını bir başka alana kaydırmaya başlar. Böylelikle tarihte yeni bir insan, toprak ve zaman sentezi doğarak yeni bir medeniyet başlar. Medenileşme sürecindeki her toplum kendisini bu döngünün bir parçası olarak bulacaktır.

Tarihin döngüsel hareket ve dizilişi içerisinde bir toplumun yükselişi kaydedilirken bazen de bozulma ve gerilemesi kaydedilebilir. Bu yüzden döngü kavramı, sosyal sorunların ele alınmasında önemli bir noktadadır. Süreç içerisinde konumumuzu bulmamızı kolaylaştırır.

Medeniyet döngüsünün aşamaları, bireylerin kişiliğinde ve toplumun sosyal ilişkilerinde gerçek dönüşüm ve değişimi yansıtır. Bu dönüşüm ve değişimler öncelikle manevi aşamada gerçekleşir ve her medeniyetin başlangıç noktasında dinî bir düşünce söz konusudur. Dinî düşünce,  medeniyetin hareketini sağlayan manevi tohumları eker. Bu yüzden manevi aşama, birey ve toplumun sosyal hayatını düzenlemeyle başlar. Bireyin eylemleri manevi bir gücün kontrolü altındadır. Bundan dolayı değişimler dinî düşünceyle birlikte doğan manevi güçten kaynaklanır. Bu aşamada, kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık olan birey,  bütünleşmiş insan hâline gelecektir. Çünkü toplumun tarihsel dönüşümü, bütünleşmeyi başarabilen insan ile başlar.

Manevi aşamanın sonsuza dek sürmesi elbette beklenemez. Toplumun gelişimi, büyümesi ve farklı ihtiyaçlarının ortaya çıkmasıyla birlikte gerilemeye başlar. Toplumun belli ölçüde büyümesi ve ihtiyaçlarının farklılaşması manevi gücün, aklın ve içgüdünün üzerindeki etkisini kaybetmesine sebep olur. Böylelikle medeniyet ikinci aşamaya geçmiş olur ve rasyonelleşmeye başlar. Bu süreçte medeniyet, yavaş yavaş aklın kontrolü altına girmeye başlar. Artık rasyonel aşamaya geçmiş olan medeniyet, bir yandan toplumdaki gelişmiş sosyal ilişkiler üzerinden rahatlığı yaşarkendiğer yandan da sosyal hayatın içerisinde çıkan belli krizlerle yüzleşmeye başlar. Yani sosyal işlevlerini yerine getiren birey, artık hayat enerjisinin tam kontrolüne sahip değildir. Böylelikle dinîdüşünce, bireyin içgüdüleri ve enerjileri üzerindeki tam kontrolünü kaybetmeye başlar. Ancak toplum, kendisinde var olan manevi güç nedeniyle gelişimini sürdürmeye devam eder. Bununla birlikte toplumun belli bir kesimi artık tembelleşmiş diğer bir kesiminin ise gücü azalmıştır.

Böyle bir durumda medeniyet, ortaya çıkan yeni problemlerle ve bastıran gereksinimlerle başa çıkmak için yeni düzen ve standartlar ortaya çıkarmaktadır. Örneğin, Avrupa medeniyeti döngüsü içinde Rönesans hareketleri buna en güzel örnektir. Skolastik düşüncenin sarmalına giren toplum, Rönesans ile birlikte yeni bir yol çizmeye çalışmış ve geri dönüşü mümkün olmayan yollara girmekten çekinmemiştir. Bir nevi manevi güçten akla dönüş yaşanmıştır. Çünkü aklın aksine ruh, zamanla özgürleşen doğal içgüdüler üzerinde tam kontrol uygulayamaz. Ruh, içgüdüler üzerindeki etkisini kaybettikçe toplum artık birey üzerindeki etkisini yitirmeye başlar. İçgüdüsel enerjiler özgürleştikçe bireyin eylemlerinde ahlaki çözülmeler de baş gösterir hâle gelir.

Ancak rasyonel aşama sonsuza kadar sürmez. Rasyonel güçler,  birey üzerindeki etkilerini zamanla yitirir ve medeniyet, içgüdüsel güçlerin manevi ve rasyonel güçlere egemen olmaya başladığı yeni bir ortamla karşı karşıya kalır. Akıl, birey ve toplum üzerindeki etkisini kaybettiğinde medeniyet üçüncü bir aşamaya geçer. Yani içgüdüsel aşamaya. Bu aşamada birey ve toplumun eylemleri artık içgüdülerin kontrolüne geçer. Medeniyet ise medenilik sonrası bir aşamaya yönelir. Medeniyetin barındırdığı değerler ise yeni bir insan, toprak ve zaman sentezinin başlayacağı başka bir oluşuma doğru kaymaya başlar. Rasyonel aşamadan sonraki bu süreçte bireyin içgüdüleri artık dinî düşünceler ve toplumun kontrolünden çıkar. Bin Nebi bu aşamayı şöyle açıklamaktadır: İçgüdüler artık uyumlu bir bütün olarak işlev görmez. Kontrol edici hayati enerji düzeninin bozulmasından dolayı, bencilce çıkarların peşinde bireysel olarak faaliyet gösterirler. Bu yüzden hayat enerjisi sosyal işlevini yitirir ve artık bu enerjinin adaptasyonu ve yönlendirilmesine tabi olan şartlı refleks mekanizmasının kontrolü altında değildir. İçgüdülerin özgürlüğü sonucu, bireycilik egemen hâle gelir. Böylece sosyal ilişkiler ağı tamamen çözülür. (Malik Bin Nebi’de Medeniyet, Bedran Bin Lahsen)

Bu cümlelerden de anlaşılacağı gibi bu aşama içgüdülerin, ruhun ve aklın kontrolünden kurtulduğu bir dönemdir. Artık hiçbir ortak eylem mümkün değildir. Bu süreçte egemen olan kaos ve kanunsuzluktur. Toplum bölünmeye başlar ve bu medeniyet döngüsünün sonuna gelindiğinin habercisidir. Bu konuda en güzel örneklerden birisi şüphesiz Endülüs medeniyetinin “Mülûkü’t-Tavâif” ve sonrasındaki İslam toplumunun durumudur. Manevi bir ruhla temellendirilen bir medeniyet, rasyonel aşamasını da tamamladıktan sonra içgüdülerin esiri olmuş, ruhun ve aklın kontrolü kaybetmesiyle sonun başlangıcına kapı aralanmıştır. Toplum, içgüdüsel aşamaya ulaştığında ve ilk itici gücü veren nefes ona can vermeyi durdurduğunda döngü artık sona gelmiş demektir. Bundan sonrası artık kaçınılmaz olanın gerçekleşmeye başlamasıdır. Süreç, medeniyet döngüsünün göçü şeklinde olacaktır. Bu aşamaların muhakkak hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan kendi ayırıcı özellikleri vardır. Her birinin birey ve toplum bazında değişimleri ve dönüşümleri getirmesi de kaçınılmazdır.

Bir sonraki yazımızda medeniyet ve düzen ilişkisini ele almaya gayret edeceğiz.

İbrahim Okuyan

Paydos Dergisi ve www.bimesele.com 'da yayın yönetmeni...

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir