Mezarlarda Hikâyeler Yatar, Sen Görürsün

İşte şimdi Süveyda. Yağmur başladı. Pencereyi kapat, çık dışarı. Görüyor musun bak annen orada. Hadi git! Dur, yavaş! Bak, boyu belinde biten bir çiçek var, hani sen dikmiştin, onun altında. Bak, kenarlarında mermerler var dört köşe. Tastamam orada işte annen ve sen görüyorsun. Sakın inkâr etme. Tabii görüyorsun, görüyorum. Oraya bakıyorsun, gözlerin orada. Pencerelerin kapalı. Annene bakıyorsun. Kendine bakıyorsun. Mermere bakıyorsun. Cenneti görüyorsun. Her şeyi görüyorsun. Annen orada ve sen görüyorsun. Gözün var, pencerelerin kapalı ve yağmur yok. Cenneti bir kez daha görüyorsun, annen yanında, pencerelerin açık ve yağmur var.

Ağlıyor musun? Hayır, pencerelerin kapalı, ağlamamalısın. Hem boş ver, kimse inanmasın. Ben inanıyorum, görüyorsun sen. Zaten on yedi yaşında ameliyat olmadın ki, âmâ değilsin sen. Buna inanıyorum. Baban çalışmaya gittiği Almanya’da Müslüman diye açtığı kafenin içinde bir gece saldırıya uğrayıp ölmedi. Cihat etti ve şehit oldu. Şehitlere de ölü denmez. Bilirsin ve ben buna da inanıyorum. Hatta annen, onu kaybetmedin. Burada, yatıyor işte. Onu bir trafik kazasında ölü bulmadılar. Canlıydı, hastanede… Ölmedi, melek oldu. Melek olur anneler. Bir gün sen de melek olacaksın. Tabii. Birlikte göreceğiz o günleri. Senin pencerelerin kapalı olacak sadece. Ama göreceksin, annen de görecek. Senin çok güzel bir kızın olacak. İsim telaşına girmeyeceksin. Annenin adını koruyacaksın. Ona Kur’an’dan çok güzel bir isim koyacaksın. Meryem diyeceksin. Annenin ismini koymamış olacaksın ama aklına hep annen gelecek. Çünkü Meryem anadır. Çok güçlüdür. Toplar seni, ayağa kaldırır. Sana seni gösterir. Anne der, küçücük ağzıyla. Görürsün, önce kendini görürsün, eski fotoğraflardaki halini getirirsin aklına. Sonra Meryem’e de kendinden bir şekil çizersin. Öyle düşlersin. Ellerinle ağzını yoklarsın. Düşündeki gibidir. Meryem çok güzeldir. Gözünü okşarsın. Çok dualar edersin oraya. Sakınırsın. Yine dualar edersin. Derken hayat devam eder. Acıların seni bir daha ele geçirebilmek için sinsi bir sessizliğe bürünür. Sen hatırlarsın. Ki hatırlamalısın. O an unutursam … olayım diyesin gelir. Zaten öyleyim diyesin de gelir. Ama değilsin, ama deme de öyle. Acıların duymasın, hatırlama bir daha. Annen de duymasın. Kızar sonra sana hem. Şimdi yağmur dinmişken ağladığın belli olur. Deme. Bekle. Birazdan devam eder yağmur. Kucağında Meryem’le gidersin annene. Ben geldim dersin. Yine ben geldim dersin. Daha devam etmeden içinde durup seni bitiren, ağzından cümle diye çıkmayan bozuk kelimelerinle ağlarsın. Daha bir şey diyemedim ki der, ama zaten diyememek değil midir beni ağlatan diye ekler, içinden zamana, hayata, akışa, döngüye, dünyaya, imtihana, pencereye-göz kapaklarına-, cennete dair pek çok şey geçirirsin. İçinde kalır. Dışa vursan belki isyan olur diye korkarsın. Korktuğuna sevinir, imanına sığınırsın. Çünkü bilirsin, onlarda korkmuştur zamanında. İçlerinden ne kötü şeyler geçmiştir, korkmuşlardır bunları dile getirip de isyan edeceklerinden. Sonra rahmet Peygamberimiz bunun imanın varlığına delalet olduğunu söylemiştir. Sanki hepsine cennetten bir kap su vermiştir böylece. Çok sevinir onlar. İmanına sığınırlar. Allah’a sığınırlar. Sen de Allah’a sığınırsın, onları düşlersin. Onları düşleyebilen bir düşün içinde olmakla mutlu olursun.

Bir müddet sonra sessizleşirsin. Verdiğin cevaplar ve okuduğun dualarla için artık boşalmıştır, sana bir sakinlik çöker. O sıra Meryem, anne der yine küçük ağzıyla. Sana ipucu verir. Sen de annesindir, anlarsın. Ve dersin, çok içten dersin, derken kafanda bir uyuşma, kalbinde bir çekilme hissi olur ve dilin çözülür: “Gözüm, annem, babam sana feda olsun Ya Rasulallah!..”

İşte şimdi Süveyda. Yağmur başladı. Pencereyi kapat. Öp Meryem’i, sonra öp toprağı. Anneni.  

SEFA FIRAT

Beni böyle tanıyacak olmanızdan endişeliyim. Ben böyle biri değilim. Bu bir öz geçmiş değil, bu bir hayat hikayesi değil. Bu böyle birkaç cümle ve sadece bu. Başka bir şey değil.

Hayata ve var oluşa dair ciddi sorularım var. Bu sorulara doğru cevap bulma kaygısındayım. Bunu bir kaygı olarak karşılamakla kendimi ve ruhumu olması gereken yere bırakmak isteğindeyim. Dileğim, hayatı olağan fiziğiyle bilmek değil ki zaten bu fizik kendisini bildirir. Mâlumu olduğum, karşısına çıplak ruhumu sunduğum şey hayatın anlamı. Ya da anlamın hayatı.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir