Yatağının başucunda duran tek çekmeceli, ahşap ayaklı komodinin üzerindeki ciltleri gevşemiş, yaprakları sararmış sözlüğünü özenle açtı, sayfanın sağındaki ilk kelimeyi okudu: Nefes.

“Nefes, ağızdan ve burun deliğinden bedene girip çıkan rüzgâr.”  Dikkatlice göğüs kafesini olabildiğince şişirip salıverdi. Tam o sırada havalanıp odaya doğru şaha kalkan perdenin olduğu cama muzip bir gülümsemeyle yanaştı. Bu sabah da sıradan rüzgârlı bir güne uyanmanın can sıkıntısı içinde, gözlerini; kan ter içinde, canlarını adımlarına takmış topluluğun üzerinden hızlıca kaydırdı. Bugün de bitiş çizgisi görülmemişti. Hedefin müphemliği kimseyi etkilemiyor, adımlar hızlanıyor, göğüsler bir inip bir kalkıyor, nefes nefese kalmış dünya hırıltılı hırıltılı dönüyordu.

Yüzünü buruşturup başını çevirdi, derin derin bir iki nefes aldı, rüzgârla serinleyen odasının penceresini kapatıp yatağının başına geldi. Bakışlarını yatağın üzerindeki, rengârenk yünlerden motif motif oluşturulmuş örtüye sabitledi.

“Hayret!” dedi:

“Bir nefes alınıyor.

Bedenler yıllanıyor, saçlara düşen kıvılcım körükleniyor, taze ciltlerde çizgiler saçaklanıyor. Bir nefes veriliyor. Merhamet kanatlanıyor, vicdanlar demir alıyor, canlar göğe yükseliyor. Nefis, yarışta ilk adımını atar atmaz, devamlı adımlamak için tüm nefeslerini nasıl da feda ediyor! Öyle bir rüzgâr esiyor ki, bir garip ferah adına dünya nefes nefes darlaşıyor.”

Nasıl bir yarıştı bu Yâ Rabbi! Boğuluyor gibi hissetti. Dikkatini yeniden göğsüne vererek ciğerlerini havayla doldurdu. Bir rüzgâr, açık bulunan sözlüğün sayfasını havalandırdı. Dikkatle okumaya başladı:

Münafese: Daha fazıl, fazilet sahibi kimselere benzeyebilmek ve onlara katılabilmek için başkasına zarar vermeden nefisle mücahede etmek. 

“İşte bir yarış!” diye haykırdı sevinçle. Düşeni kaldırarak, yardım ettiği ölçüde ilerleyerek, erdemlerini nefsinin merhametine bırakmadan, adaletini, kimliğini çiğnemeden daha iyisi için çabalamak. Öyle bir yarış ki, nefes nefes felah bulmak işte bu olsa gerek. Ne veciz bir tanımlama, ne kadar güzel bir düşünce tarzı idi, yazarını sevgiyle tebrik etti.  Kelimeyi ilk okuduğunda aklına gelen ayeti sayfanın altında görünce bu kez de gülümseyerek kendini tebrik etti: “Yarışanlar, bunun (cennet) için yarışsın!” (Mutaffifin/26) dedi.

Bir nefes aldı. Bir rüzgâr esti. Bir yarış başladı. Bir hikâye bitti. :)))))

Hümeyra Ünaldı

1994 yılında Konya'da dünyaya geldi. 2012'de Konya Merkez Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. 2016 yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde lisans eğitimini tamamladı. 2019 yılında "Tahrim Suresi Bağlamında Ehl-i Sünnet ve Şia Tefsir Ekollerinin Karşılaştırılması" konulu tezi ile yüksek lisansını tamamladı. 2019 yılından itibaren yurtdışında yaşamakta, farklı coğrafyaları tefekkür ederken kızının eğitimi ile meşgul olmaktadır.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.