Büyük bir karmaşa, daldığı derin düşüncelerden çekip almıştı genç kızı. Saatlerdir yolculuk yapmaktan vücudu bir hayli yorgun düşmüştü zaten. Etrafındaki curcunaya anlam veremiyor, kafasını bir türlü toparlayamıyordu. Seneler geçmişti ama bu şehrin, bu mahallenin kalabalığı hiç değişmemişti. Ve büyükannesinin huyları da öyle. Omzuna konulan elle birlikte düşüncelerinden tekrar sıyrıldı. Karşısında hüzünle bakan bir kadın vardı, gözleri dolu doluydu. Bu insanların gereksiz samimiyetlerinden, sürekli bir arada olmalarından küçüklüğünden beri nefret ediyordu. Oturduğu koltuktan bir hışım kalkıp nereye gittiğini bilmeksizin ilerledi evin içinde. Etraftaki insanlara dokunmadan geçmeye çalışsa da bu kadar kalabalıkta mümkün olmamıştı. Nihayet bir odaya kendini atıp kapıyı kapattığında nefes nefeseydi. Kapının arkasında yavaşça yere çöküp nefeslerini sakinleştirmeye çabaladı. Boş bakan gözleri, kendine tanıdık eşyalar buldukça açılmaya başlamıştı. Küçükken yattığı sert yatağı, hemen yanı başındaki küçük dolap, oyuncaklarını koyduğu masa ve arkada denize açılan o eski ahşap pencere. Her şey olduğu gibiydi. O akşam babasıyla büyükannesi kavga ettiğinde apar topar gitmişlerdi, eşyalarını bile toparlamadan. İşte her gece giydiği pijamalar dahi yatağının üstünde öylece duruyordu. Sanki yıllardır kilitli kalmış gibiydi burası. Kendine hâkim olamayıp yatağının kenarına oturdu usulca. Bir zamanlar bu evde kahkahaları çınlarken şimdi bir yabancı gibiydi. Titreyen elleriyle battaniyesinin ucunu eline alıp burnuna götürdüğünde o tanıdık sabun kokusu doldu ciğerlerine. Gözyaşları uzunca yıllar sonra ilk kez akıyordu bu denli içten. Nasıl bu kadar uzaklaşabilmişti ki çocukluğundan?

İşte her şey hiç olmadığı kadar gerçekti. Her şey eskisinin aynısıydı. Ama ortada ne babası vardı ne de büyükannesi. Deniz gerçekti, dalgaları duyuyordu. Bu ev gerçekti, mis gibi sabun kokuyordu. Duyguları gerçekti, yanaklarından akıyordu. Ama ölüm de gerçekti. Ve bir ölüm, bütün gerçekleri silecek kadar gerçekti.

Yosun tutan kalbi, çektiği acılardan arınmıştı bir anda. Evet, belki babası haklıydı o kavgayı ederken. Ama bunun ne önemi vardı ki? Ölüm, ikisini ayırırken kim haklı kim haksız sormamıştı. Tıpkı eskisi gibi kıvrıldı yatağında. Bir zamanlar sürekli şikâyet ederdi bu sabun kokusundan. O kokuyu içine çeke çeke ağladı. Bu kokuda küçüklüğü saklıydı. Son kez sarılamadığı büyükannesi ona işte şimdi sarılıyordu.

HÜDA NUR YILDIRIM

Ben Hüdanur. Ama yakın çevremdekiler Hüda demeyi tercih eder. 2001 yılının harika bir bahar ayında Konyalı bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Ne şanslıyım ki babam mükemmel bir öğretmen annem de dünyanın en iyi kalpli annesi. Babamın görevi gereği pek çok şehir ve kasabada geçti hayatım. Köylerin o serin havasını, şehir hayatının insanı sıkan yanlarını yazılarımda sıkça görebilirsiniz bu yüzden.
Osman Nuri Hekimoğlu Anadolu Lisesi mezunuyum. Eğitim hayatıma Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak devam ediyorum. "Muhayyile" isimli ilk öykü kitabımı yayınladım. Yazmak ve anlamaya çalışmak, benim hayatım bundan ibaret.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir