1440 yıl sonra gönüllere merhametten, saygıdan, bereketten payların yine düştüğü o aydan yazıyorum sana.

Şimdi 1440 yıl falan deyince ister istemez bir hüzün çöküyor insana. “Ah o zamanlarda ben de onlarla geçirseydim Ramazanı. Evden sokağa çıkınca her an ashaptan birinin hatta Resulullah’ın yanımdan geçme ihtimali içine doğsaydım. Onunla konuşmak için neler neler düşünüp tasarlardık değil mi?

Aynı sofraya oturup bir hurma dahi olsa sahuru da iftarı da onlarla yapsaydım. Mescit sohbetlerini dinleyebilseydim. Savaşa gidilecekse de hazırım. Yola çıkmanın en güzel halini ben de tadardım.”

Fakat hayır! Ben 1442 yılının Ramazan ayından yazıyorum bu satırları. Yazıyorum çünkü sen de şahitlik yap. Cennette Resulullah’a anlatacağım anılarımdan birisi ol. Dizinin dibine oturalım ve anlatalım: Biz seni, sizleri çok andık. Ramazan ayı daha girmeden sizlerin nasıl Ramazanı karşıladığını konuştuk. Sahur yapacak aş bulamayışınıza da cephelerde orucunuzu açışınıza da üzüldük. Nefis nasıl terbiye edilir, merhamet nedir sizden öğrendik. Ve hep senin sünnetin ile esenlik bulduk. Biz iftarlarda yiyecek çok yemek bulduk hatta öyle ki bazılarımız dünyayı doyuracak sofralar kurdurdu. Bazılarımız ise bu nimetlerden hiç nasibini alamadı. Şaşaalı sofralardan bir kırıntı bile düşmedi fakirin sofrasına. Çocukların öldürülmesine, açlıktan insanların ölmesine şaşılmadı. İnsanlar birbirlerine çok kızgındı. Sonra bir hastalıkla sınandık, şaşaalı sofralar anlamını yitirdi, ölümün herkese gelebileceğini gördük. Cemaat olamadık, teravih sevinçlerimiz söndü. Bayramlar hiç bayram gibi geçmedi. Fakat biz yine seninle toparlandık. Senden öğrendiklerimizi tıpkı sen yanımızdaymışsın gibi uygulamaya çalıştık. 

Ramazanda daha da çok fakirlere ulaştık. Sahurluğu iftarlığı olmayan dünyanın diğer ucundaki Müslüman kardeşlerimize gittik. Kendi sofralarımızda israftan kaçındık çünkü Ramazanın yemek yemek ayı olmadığını; aç kalmak, terbiye olmak, nefsi dizginlemek ayı olduğunu biliyorduk. Komşularımızı tanıdık, dertlerine ortak olduk. Artık birbirimize daha saygılı, merhametliydik. Kur’an’la bağımızı kuvvetlendirdik. Sonra namazlarımıza daha çok sarıldık, camide cemaat olamıyorsak evlerimizde oluruz dedik ve önceki ramazanlarda teravih kılmayanlar mahrum kalma imtihanını idrak edip huzura durdular. Daha da yöneldik Allah’a. Bayramlarda da birbirini arayıp sormayanlar bile hastalık bittikten sonra ziyarette bulundular birbirlerini.

Biz senin zamanında yaşayamadık ama sen 1400 yıl sonra da hep bizim zamanımızdaydın.

Hayır, uzak gelmesin bunlar sana. Hep birlikte Rasulullah’a anlatacağımız işte böyle anılar biriktireceğiz bundan sonra. Ramazan başlangıçların en güzelidir, başlayalım o halde…

ELİF KARTLAR

Kendimi harflerin arasında bulamıyorum.
Ben zannım, başkasının görüşü, kalbindeki yerim.
Bazen sen’im, en çok kendim.
Birçok şarkıyım, birçok şiirim.
“Değişim” beni tanıtmaya çalışan harflerin zincirlerini kırıyor.
Ben özgürüm.
Bu metni yazarken kulağıma misafir olan bu ezgi, bu akşam beni anlatır. bkz: The Secret Ensemble’den “Dertli Dolap”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir