Ramazan gelir ve bizi otuz gün boyunca yoğun bir eğitime alır. Oruç tutan, sabreden, Kur’an okuyan, namazlarını özenle kılan, teravihlere devam eden, gece namaz kılma gayreti gösteren, tesbihatlarla imanını tazeleyen, hamdedip şükreden, ihtiyaç sahiplerini gözetip gücünün yettiğine maddi manevi yardım eden, yetmediğine aracılık eden, yemeğini paylaşan, daha müşfik, merhametli davranan, bilmediğini öğrenen, öğrendiğiyle amel etme gayreti içinde olan, son on günde ise bu güzel hasletleri, ibadetleri artıran kul, bir ayın sonunda artık başladığı noktada değildir. İki gününün denk olmasını kendisi için zül sayan kul, Ramazan’ın gidişiyle onda kazandıklarını damla damla da olsa artırmak, kendini bir adım ileriye taşımak durumundadır.  Bu güzel hasletleri devam ettirip bir sonraki Ramazan’a kavuştuğunda ise bir önceki seneden bambaşka yerdedir artık. Ramazan aslında bizim sadece bir ayımızı değil, on yıllarımızı doğrultmakta, tabiri caizse adam etmektedir.

Hakkıyla ihya edebilmek duasıyla…

ZEYNEP SENA YILMAZ

Kul. Başı ve sonu olan bu yolculukta güzellikleri görüp geçmek yerine durup seyretme, o güzellikleri kendinin bir parçası hâline getirme gayesiyle yürür. Gayesi bu ama ne kadar yaklaşır bilinmez. Bir duası var: “Küçük çocukları koruduğun gibi beni de koru ya Rabbi! Düştüğüm yerde bırakma beni. Faydalı ilim ver. Doğru düşünmeyi, doğru davranmayı, doğru anlamayı, doğru anlatmayı, doğru yaşamayı nasip et.” Şükredecek, öğrenecek, soracak, anlatacak, okuyacak, yazacak, koşacak, umutlanacak, gülecek, tefekkür edecek... birçok şey var, doğru. Ben ne kadarını yapacağım peki? Ne kadarına talip isem, bana ne kadarı yazılmışsa.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir