1442 Ramazan’ının 15. gününden yazıyorum. İlk günlerde bahsettiğim cennet hayallerine, aramızdan birilerinin inşallah kavuştuğu günden. Mısır’da idam haberleriyle sahura uyandık. 2013 yılından bu yana süregelen tutsaklıklar, özlemler, hayaller bir bir idam ediliyor. Mısır’ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, darbe yapılmadan bir süre önce şunları söylemişti: Mısır’ı koruyalım, devrimi koruyalım. Alın terimizle ve şehitlerimizin kanıyla iki buçuk sene içinde kazandığımız devrimi hep beraber koruyalım. Benimle olanlar ve bana karşı olanlar, hangi bahane ile olursa olsun, sakın devrimi bizden geri almasınlar. Bahaneler çok, cambazlar çok. Görevimiz çok büyük. Ama siz bununla yüzleşmeyebilirsiniz. Devrimi nasıl koruyabiliriz? Ben buradayım, karşınızdayım. 25 Ocak devrimi hedeflerine erişmenin, hakkı ve hukuku korumanın bedelini canımla, hayatımla; sizlerin hayatlarını korumak, çocuklarımızı korumak, bizden sonra gelecek olan erkek evlatlarımızı, kızlarımızı korumak istiyorum. Onlar geleceğimizin anneleri, onlar da çocuklarına anlatacak, “Sizin ecdadınız adamdılar.” diyecekler. Hiçbir zaman haksızlığa boyun eğmeyin, hiçbir zaman alçalıp, bozuk görüşlerle vatanımızın, haklarımızın, hukukumuzun ve dinimizin en azını bile vermeyi düşünmeyin. Bu haklarımızın bedeli için benim kanım akacaksa bu vatan uğruna, her şeye kâdir Allah için ben bu kurbanı vermeye hazırım. Rahatça. Kimse sizi aldatmasın, sakın aldanıp tuzaklara düşmeyin. Hak ve hukuktan vazgeçmeyin. “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız sensin.” (Âl-i İmrân Suresi 8. Ayet)

Allah bize şöyle buyuruyor: “Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf Suresi 21. Ayet)

İşte bu cambazlar, cumhurbaşkanlarının bu söylediklerine kulak asan, onu dinleyen, tavsiyelerine uyan ve darbe karşıtı gösteriler yapan halkı ‘bize karşı geldiler, saldırdılar’ minvalinde idamla yargılıyor. “Kirdase Olayları Davası” Ne adalet Allah’ım!

Bir bir ölüyoruz! Başka bir yerde mülteci çocuklar kayıp, Filistin’de teravih namazı kılan Müslümanlara saldırıyorlar, Doğu Türkistan’da Müslümanların oruç tutmasına izin verilmiyor… Ve daha niceleri. Bitmiyor zulüm. Ölüyoruz ama öldüğümüz kadar da doğuyoruz. Ölenlere görevimiz, onları unutmamak; doğanlara borcumuz, olanları anlatmak.

Acıkınca elini karnına götüren insan, acıyan yerine bakmaz, onu anlatmaz, ona bir çare bulmaz mı? Nerede bir mazlumun kılına zarar gelse, bir haksızlık olsa içimiz yanar. 

Ben acıyan bir yerimin olduğunu fark ettiğimden beri ağız tadıyla bir bayram geçirmedim. “Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.” demişti Rasulullah. İşte o zindandan yazıyorum.

İsmet Özel’in de dediği gibi:

Benim elbet bir bildiğim var: Hayat saçma sapandır.

Üstüme saçmalı tüfeğiyle ateş açtı hayat

Yaylım ateş, bombardıman, güldürücü gaz

Şairsin. Arkanı dönme. Neyin var sen de fırlat!

Hiç yoksa şu inkisarı kâğıda geçir, sonuna kadar yaz.

Hiçbir şey yapamıyordum, ben de yazdım.

ELİF KARTLAR

Kendimi harflerin arasında bulamıyorum.
Ben zannım, başkasının görüşü, kalbindeki yerim.
Bazen sen’im, en çok kendim.
Birçok şarkıyım, birçok şiirim.
“Değişim” beni tanıtmaya çalışan harflerin zincirlerini kırıyor.
Ben özgürüm.
Bu metni yazarken kulağıma misafir olan bu ezgi, bu akşam beni anlatır. bkz: The Secret Ensemble’den “Dertli Dolap”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir